Özgür Amed

Proteus, musluk ve jöle

25 Mayıs 2015 Pazartesi 12:40

Geçtiğimiz perşembe günü bilim dünyası varabileceği son noktaya vardı. Bu önemli haber Saraybosna’ dan geldi. Şuan yaşayan en önemli bilim düşmanı yani pardon bilim adamı Erdoğan, akıl ve vicdan dışı buluşlarına son zinciri de ekleyerek bilim tarihini yüzyıl geriye götürdü. Avrupa’dan Van’ daki musluklara seslenerek dedi ki: “Musluktan ya su akar ya da akmaz.” İnsanın hayretle emin misin diye sorası geliyor... Kendi musluklarından oluk oluk para aktığı için herkesi uyarma gereği hissederek bakın sadece su akar diyor... Na lo! Belli ki her gün yükselen direniş sesleri beyefendide de bilinç ve protein kaybına yol açmış.

O Avrupa’da böyle önemli(!) şeyler söylüyor iken yurtta neler oluyordu derseniz? Bıraktığı boşluğu kimler nasıl dolduruyordu? Aslında çok değişen bir şey yoktu. Ülke yoğun sağanak faşizm altında yer yer sele kapılma ile karşı karşıya gelse de birkaç ötekinin yüzü hürmetine güneş inatla doğmaya, görünmeye devam ediyordu. Yine de biz yakından bakalım...

Beyefendi yokken TRT “Ahlak ve hukuk üzerinden yayın yapıyoruz” diyerek en ahlaklı kanal olma yolunda depar attı. Yani biraz daha ahlaklı olsa gerçekten ahlaksız olacak! Tam o esnada bu ahlak abidesi kanalın ekranlarında ekonomiyi kişi başına sürülen milli jöle olarak anlayan, Aristo’ nun canlı sınıflandırmasında Ewêl kategorisini zorlayarak sınıf dışı kalan Yiğit Bulut “iki ruhsatlı silahım var. Benim cesedimi çiğnemeden cumhurbaşkanımıza kimse bir şey yapamaz.” Diyordu. İzleyenler 3.Dünya Savaşı mı çıktı, ülke elden mi gitti, Alp Er Tunga mı öldü yoksa beyefendi giyotine mi gitti anlamadı...

Yiğit Bulut’u dinleyince aklıma Mark Twain’ in bir mektubu geldi. Hasta kızına kocakarı ilaçları satmaya çalışan bir sahtekara mektup yazarak “Bayım siz 35.dereceden bir gerizekalısınız hatta evrimin kayıp halkalarından  biri olabilirsiniz” diyor. Bizimkine ise derece dayanmıyor... Paralel evrenin diğer yakasında ise Hegel ile rüyasında tartıştığını söyleyen Davutoğlu’nun “Biz gücümüzü Allah’tan aldık” sesi geliyordu. Kendini Göktengri’ nin kollarına bırakarak, dinin son temsilcisi ve güç alıcısı ilan eden bu arkadaşa Hegel’in ne cevap vereceği merak konusu iken, silik ve ne dediği anlaşılmayan sesi meydanlarda pıt pıt etmeye devam edecek bir süre daha... 4 – 5 yıl önce söyledikleri ile bugün söyledikleri yan yana getirildiğinde “dalkavuk” kelimesini mezarda ters döndürecek potansiyele erişen Süleyman Soylu, birimler kurmaya, insan olmamaya ve Yunan mitolojisindeki dönek tabiatlı tanrı Proteus’ un yerini almak için efor harcamaya devam ediyordu. Bunlar görünen şeylerdi. Bir de görünmeyenler vardı.

Kötülük ihanete yaslanırken, ağızlardan salya sümük nefret akarken ve HDP’ ye  bombalar atılırken; Gever’in İspiriz dağlarında canlı kalkanların üzerine de gazlar yağıyordu. Canlı kalkan olup, başlayan operasyonu durdurmak isteyenlere dağın başında yoğun saldırı vardı. 1 yaralı 13 gözaltı ile önemsiz bir istatiksel bir bilgi olarak altyazı bandında geçmeye bile değmezdi. Sürekli alkış ile ruhsuzlaşan, etrafındaki özgürlük düşmanı birkaç yüz insan ile diktatörlüğü yaşam biçimi belleyen beyefendi elbete ölüme gönderdiği askerlerden değil, musluk ve ligden çekilme kararı alan Amedspor’dan bahsedecekti. Amed Ulu Camii önündeki yaşlı xaloların deyimi ile “Pili bitiyor, ondan cizirtî çixarî” .

Kesinlikle katılıyorum...

Bu yazı toplam 11596 defa okunmuştur