Şeyhmus Diken

Politika, Politikacı ve Vefa!

21 Nisan 2012 Cumartesi 21:29

Sanırım mesleğini çok kötü icra eden bir politik aktöre "En kötü politikacı ödülü" verilmeye yeltenilseydi, bu ödülü epey bir zamandır hak eden, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin olurdu. Ağza alınmaması gereken lafları etmesinden yana "kötü yöneticilik ve başarısız politikacılık" tabii ki meselenin bir yanı! Bir de partisinden kaynaklı olarak, ona adeta "toz kondurtmama" meselesi var. Beni ilgilendiren asıl olarak meselenin bu tarafı, yani partisinin "vefa" kısmı.

Neredeyse 20 yıl öncesinden başlayan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte devam eden bir yol arkadaşlığı onunki. Sonrasında ise Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) kuruculuğu ve Genel Sekreterliği ile birlikte taçlanan bir birliktelik. Sanırım bu vefa ilişkisi olmasaydı bütün ekip arkadaşlığı ve partidaşlığına rağmen zor tahammül ederlerdi İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in bunca gafına.

Kötü ve ölçüsüz hitabetiyle birlikte kırıcı, dökücü, öteleyici hatta "nefret söylemi"ne denk düşen tahripkâr dili epey bir zamandır kamuoyunun dikkatine denk düşüyor.

Peki, bu denli olumsuz söylemlerle sürekli gündemi meşgul eden bir politikacı hakkında neden partisi gerekeni yapmaz?

Kanımca sorulması gereken soru budur. Çünkü siyaset bilimi okulunun ilk basmağında olanların öğrendikleri ilk bilgiler "Politika yapmanın sanat olduğu, politikacının da bu sanatı icra eden / etmesi gerek kişi" olduğu gerçeğidir. O halde politika ve politikacıya dair basit gerçeklik bu olduğu halde, işini doğru yapamayanda ısrar etmenin mantığı nedir?

Bugüne kadarki gözlemlerimden algıladığım kadarıyla, AKP zor ve eklektik bir parti. İçinde "resmi ideolojiye dayalı devlet hassasiyeti"ni gözetenler var. Ülkenin sorunlarının "Türk ve İslam" perspektifiyle bir de "güvenlik eksenli politikalarla" çözümlenmesi gerektiğini savunanlar var. Az da olsalar bir köşede durup "sıranın kendilerine gelmesini" bekleyen "kan döküldüğü yeter" demek isteyenler var. Bütün bunların içinden sağlıklı bir "kolaj" yaratmak başarılı bir parti yönetimin işi olmalı, bu da "vizyonerlik" gerektirdiğinden görüldüğü kadarıyla AKP için şu haliyle hayli zor.

Çünkü İdris Naim Şahin gibi "düşünce ve düşüncesinden kaynaklı dil sorunlu" olan bir politik aktöre sürekli dillendirdiği "nefret söylemi" nedeniyle "ayar" verilemiyorsa ortada en hafifinden politik etik bir sorun vardır.

Böylesine bir dil, sorun çözme dili değildir. Aksine sorunları "terörize etme", "provoke etme", "çatışma yaratma" ve onun üzerinden şiddetin politikasını yapma ve yürütme dilidir. Bu da kanımca miadı dolmuş bir dildir.

Elbette partisinin, parti tabanında ve politik içyapısında bu türden politikacıların da olduğunu kamuoyuna deklere etmek açısından bu tür politikacıları görevde tutmak istenmesi kimilerince "anlaşılır" bir durum olabilir. Hatta "Vefa"nın bir semt adı ya da boza markası olmaktan öte; hizmet bedeli karşılığı bir kavramsal gerçeklik olduğu düşüncesi de gerçekliğe denk düşebilir.

Ama unutulmaması gereken bir başka gerçek de şu ki; dil üzerinden yaratılan kırılganlıkların, kopuşların, tahribatların insan hafızasında tedavisi çok zordur. Hele seçilmiş kategorisindeki politikacıların yarattığı dilsel yıkımın iyileştirilmesi uzun toplumsal rehabilitasyonlara ihtiyaç duyar. Bu durum, egemen ya da baskı altında olmaktan azade kavramsal bir gerçekliğe delalet eder. Yani bir yanıyla dili kullananın diğer yanıyla da o dilin politikalarına maruz kalanın travmatik haliyle de ilgilidir.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin Beyin dili gerçekten sivri dilli ve zalim bir dil. Hem sadece dili değil, alaycı üslubu, tehditkâr bakışları da bunu tetikleyen bir başka gerçeklik. Ayrıca yönettiği bakanlık devletin sokağa yansıyan ve insanla her anında yüzleşen yüzünün aktörleri olan güvenlik birimleri ile ilintili.

Bu ülkenin sıradan yurttaşı bilir ki; Ankara "dilinin ayarını bozduğunda" karakol polisi severken kaburga kırar. Bunun çokça örneği yaşanmıştır bu tuhaf ülkede.

Bu sebeple ve bu vesileyle sadece örnek bir olumsuz aktör üzerinden değil ve sadece politikacı(lar) üzerinden de değil, genel olarak yeni ve ötekileştirmeyen, aksine empatik ve sempatik bir dile ve bu yeni dilin aktörlerine acilen ihtiyaç var. 

Bu yazı toplam 3837 defa okunmuştur
yorum
 // mehmet kaygusuz
sayın yazar,sizi devamlı okurum ve şahsıma takdir ederim.içişleri bakanı ile ilgili görüşlerine katılmıyorum.iktidar partiside katılmıyor üstelik muhalefetteki diğer partilerde katılmıyor.demokraside bunun adı çoğunluğun hüsn ü kabulü denir.Bunu zaten siz biliyorsunuz. bu ülkede seçimlerde % 9 oy alan bir kesimin feveranı sanıırm sadece kendini bağlar.şunu demek mümkün ben beğenmesem karşı olsam bile seçimle gelmiş çoğunluğun kabul ettiği bir parti ve onun bakanına sanırım katlanacaksınız.hiç bir bakanda bakışları ile sizden sempati görmeyi beklemek gibi bir vazifesi yoktur diye düşünüyorum.hoş görü ve demokrasi anlayışınıza inanıyor saygılar sunuyorum....
22 Nisan 2012 Pazar 17:11
muhalif
 // realty
Sayın Diken , durumu çok güzel izah etti. %50 oyla iktidar olan bir hükümet ve bir "tercih hatası" olarak bakanlığa getirilen İdris Naim ŞAHİN. Bu kötü gidişine ses çıkarmayan Başbakan, CHP ve MHP de suskun. Suskunluğunu bozan tek parti BDP nin olması hem MHP,CHP seçmeninden hem de AKP seçmeninden alkış aldığına inanıyorum....
22 Nisan 2012 Pazar 10:00