İbrahim Genç

Politik bir yaşam: Harold Pinter -l-

21 Aralık 2009 Pazartesi 00:05

Yeryüzü, bireyin hükmetme güdüsüne olan ilgisinin sonucunda bir savaşımın sahnesi görevini görüyor. Ağaçlarla, denizlerle, her renk ve dilden insanlarla yeryüzü; müthiş bir dekor yaratırken bu dekora, çoğu zaman kâr hırsının vicdanları sise boğduğu kapitalist mantalite savaşın gölgesini düşürüyor. Ülkelerin menfaat adına kirli politikalarını saklayıp, hamaset rolünü oynayabildikleri dünya sahnesinde bir de mücadele rolünü üstlenenler vardır. İşte zulme, haksızlığa, adaletsizliğe karşı bu tutum, karşı direncin yaratılmasının zaruri olarak çıkardığı bir vicdani sonuçtur.

Özellikle sanatçıların toplumun acılarına gözlerini kapatmadan tercüman olması, en gerekli olan moraldir. Sanatı toplumun sorununa bir çözüm olarak sunan kişi, bu sebeple daha kalıcı eserler bırakabiliyor. Buna bir örnek de 24 Aralık’ta kaybettiğimiz Harold Pinter’dir. Bu sebeple onun yaşamasından bizim öğreneceğimiz ve ders çıkaracağımız çok şey vardır.

SÜREKLİ BOMBALANIYOR OLMA…

Yaşamının büyük bir bölümünü haksızlığa muhalif olmakla geçiren Pinter, Londra, Hackney’de 10 Ekim 1930’da doğdu. Bir Yahudi ailenin çocuğu olan Pinter, II. Dünya Savaşı’yla birlikte iyice yükselen faşizmden dolayı doğduğu şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Ailesinin yanından ayrılan Pinter, ancak 12 yaşında ailesinin yanına dönebildi. Ailesinden uzakta kaldığı sürece savaşın bütün korkunçluğunu üzerinde hissetti. Hayatının geri kalanına da akseden bu durumu Pinter, “Sürekli bombalanıyor olma durumu asla yakamı bırakmadı.” sözleriyle ifade etmektedir.

Londra’ya döndükten sonra Pinter, öğrenimine Hackney Down Dil Okulu’nda devam etti. Bu dönemde Franz Kafka ve Ernest Hemingway gibi yazarları okudu ve etkilendi. Aynı zamanda okul tiyatrosunda Joseph ve Romeo karakterlerini oynayan Pinter, ideal olarak oyunculuğu seçer.1948 yılına gelindiğinde Kraliyet Akademik Dramatik Sanatlar Okulu’na burslu olarak giren Pinter, 2 yıl sonra okulu bıraktı. Militarizm karşıtlığını gösteren bir olay da bu dönem de gerçekleşti. Askere gitmeyi reddeden Pinter, para cezasına çarptırıldı.

1950 yılına gelindiğinde Pinter, ilk şiirlerini Poetry London’da Harold Pinta takma adıyla yayımlar.1951’de Drama Okulu’na girdikten sonra birçok tiyatro grubunda oyunculuk yapmaya başlayan Pinter, ilk oyununu 1957’de Bristol Üniversitesi’nin tiyatro bölümü için yazdı. Dört günde bitirdiği bu oyun Oda adlı oyunuydu. Daha sonra ilk uzun oyunu olarak kabul edilen Doğum Günü Partisi’ni yazıldı. Sahnelenen bu oyun, bu dönemde beğenilmez ve şiddetli eleştirilere maruz kalır. Sonraki yıllarda Pinter, ‘Dilsiz Uşak’ ve ‘Kapıcı’ adlı oyunlarını yazar. Bu iki oyun aynı zamanda yazarın keşfedilmesini sağlayan önemli oyunlarıdır. Bu oyunları İnce Sızı, Koleksiyon, Cüceler, Sevgili gibi oyunlar izledi.

1965 yılına gelindiğinde Pinter, Eve Dönüş oyununu yazar. Bu oyun aynı zamanda büyük ses getiren bir oyun olur. Bu oyunla birlikte Pinter; Tony Ödülü, The whitbread Anglo-American Theater Ödülü ve New York Drama Critics’ Circle ödüllerini kazandı.

1978’de yazdığı Aldatma adlı oyunundan 1993’te yazdığı Ay Işığı oyununa kadar uzun oyun yazmayan Pinter, bu dönemde daha çok kısa oyunlarla yazarlığını sürdürür. Bu yıllarda bir şiir kitabı da yayımlar. Aynı zamanda yönetmenlik üzerinde de çalışan Pinter, 1970’lerde İngiltere’de Ulusal Tiyatro yönetmenleri arasına girer. Yine bu yıllarda Hamburg Üniversitesi’nden Shakespeare Ödülü ve Reading Üniversitesi tarafından Onursal Doktor Ünvanı alır.

Pinter’in oyunlarına bakıldığında onun Samuell Beckett’ten etkilendiği görülüyor. Özellikle dil, tema seçimi bakımından benzerlik görülmekle birlikte Pinter’in oyunlarındaki kurgudaki zengin ve toplumsal gerçekliği yansıtma çabası onu, Beckett’ten farklı kılmaktadır. Pinter’in oyunlarında karakter, tam olarak belirlenemeyen kötülüklerle karşı karşıya kalır. Uzun süren sessizlikler, belirsiz diyaloglarla bir gerilim havası oluşturulur. Bu gibi özelliklerden dolayı II. Dünya Savaşı sonrası insanların bocalaması sürecinde ortaya çıkan, saçmalıklar üzerinde yoğunlaşan absürd tiyatronun öncülerinden olan Eugene İonesco, jean Genet, Samuell Beckett ve Arthur Adamov’un yanında Pinter de sayılmaktadır. Pinter’in oyunları absürd özellikler taşımakla birlikte, oyunlarında getirdiği yeniliklerden dolayı tiyatro literatürüne Pinteresque (Pintervari) tekniğinin geçmesine neden olmuştur.

Oyun yazarı, senarist, şair, aktör, tiyatro yönetmeni olan Pinter; 32 oyun, 1 roman ve 22 film senaryosu yazmış üretken biriydi. Eserlerinden dolayı İngiliz tiyatrosunda 20. yüzyılın ikinci yarısının temsilcisi olarak görülmekteydi. Harold Pinter’in Türkçeye çevrilen eserleri; Bir Tek Daha, Dağ Dili, Oda, Doğum Günü Partisi, Kapıcı, Aldatma, Gitgel Dolap ve Issız Topraklar’dır.

Not: Bu yazı 01.04.2009’da Evrensel gazetesinde yayımlanmıştır.

Bu yazı toplam 10620 defa okunmuştur