1. YAZARLAR

  2. İrfan Sarı

  3. Piro ve Deniz
İrfan Sarı

İrfan Sarı

Yazarın Tüm Yazıları >

Piro ve Deniz

A+A-

Derler ki; Baki, tavşan avına gitmişti, karlı bir kış gününün güneş emen yüzüne doğru yola çıkmış ve bir daha geri dönmemişti. Oysa onun usta bir avcı olduğunu ve karda onun kadar emin yürüyen bir kimsenin daha olmadığını bilmeyen yoktu. Hala ondan mevzu açılınca anlatıla anlatıla bitirilemiyor. Kaç yıl devrildi ayaklara ama gidenin ardından ne bir iz bulundu nede bir haber alındı.

 

Bakinin ardında bıraktığı bir başka hasrette Sinemdi. Yarın çıkacak gibi gözleri umut umut bakarken güneşin yüzdüğü yamaca, neredeyse saçına gelip yuva kuran yıldızlardan habersizdi. Bu yürekte köklenmiş ama kendi kökü üstüne devrilmiş aşkın şahitleri içim içim eriyordu. O asil yüreğin bekleyişine saygıdan olacak ki onu gören bütün yiğitler yüreklerine sus diyorlardı.

 

Ama içlerinde biri vardı “sus” dedikçe yüreğine, yüreği kanatlanıp kanatlanıp uçuyordu. Bir başka garip tarafı da bu delikanlıya yani Piro"ya civarın bütün kızları yanıktı gizliden gizliye. Bu çıkılmaz halin en berbatı da Sinem Piro"dan yaşça çok büyüktü.

 

Sinem"in yüreğindeki yükün ne kadar ağır olduğunu bilmesine karşın başak saçlarına düşen beyaz yolcuların gelip geçici olabileceğini umut ederek ona karşı beslediği sevdayı esen bütün deli rüzgârlarla, yağan yağmurlarla paylaşmıştı.

 

Ve sanırdı ki bütün esen rüzgâr, yağan bütün yağmurlar bu aşkın üzerine çöken uğursuzlukları alır götürür. Sinemi evlerinin karşısındaki kavaklıktan izlerken yüreğine gelip çöken heyecanın bir topacın en başlangıç hızını his ederdi. Neredeyse bütün zamanını Sinemin içinde olduğu düşlerle geçirirdi.

 

Bu biçere aşığa bir gece vakti ay konuktu. Düşlerini ayın etrafına serdi, ay aksakallı bir bilge olup söyleşti onunla uzunca. Bir vazgeçebilse gecenin uzandığı yerde farklı bir yaşam vardı.

 

Ama bir vazgeçebilse…

 

Ay yolunu kaybedip çıkınca hayatından karanlık gecelerde börtü böceklerle radyodan öğrendiği türküleri söyleyip durdu kaç zaman…

 

Türkülerinin en yanık havalarına birde askerlik zamanı çakılmıştı…

 

Henüz makine yolu yoktu bu yerlerde ama uzak diyarlara aylarca sürecek bir yolculuğun ve üç yıl sürecek askerliğin bir çıkış olabileceğine inanmıştı bir kere.

 

Kimi uzun ve yaya, kimi at sırtında sürecek günler sonrası, kara tren istasyonunda hayatında bir ilkle tanıştı. Aslında günlerdir süren yolculukta onun için yeni sayılırdı çünkü hayatında memleketinden uzağa hiç çıkmamıştı. Bu uzun ve yorucu yolculuk sonrası dinlendiği bir geceden sonraki sabah, trenin raylardan kopardığı feryatlarla yolculuk denizin olduğu ile devam etti.

 

Trenin kopardığı kıyametler yüreğindeki sevdanın acılarını unutturmuyordu bir türlü. Dümdüz bir ovayı yılan gibi sürünürken tren, O da gözleriyle aktı camından vagonun. Aklında canlanıverdi bindiği kısrağın koşumu… Ve az ötesinde sinemin hayali.

 

Çıldırdı…

 

Çok sonra üstü başı toz toprak ve yakasında kir vardılar denizin kıyısındaki şehre. Bu kadar ağır bir bedene sahip olduğunun farkına varmamış olacak ki vagondan atlayınca aşağıya altındaki zeminin sallanmasına gülecekti. Başında ki kasketi indirdi elinin tersiyle çırptı bir dağın tozu yükseldi kasketinden.

 

Denizi çok merak ediyordu, kimselere görünmeden onun maviliğine doğru yürüdü. Hayal ettiğinden çok büyük bu mavi suyun başına geldiğinde yüreği kabarmaya başladı, her martının çığlığına Sinem"in hasretini yazdı. Kocaman bir sahilin kumlarında yürürken hayallerini denizin dalgalarına koy verdi ara ara…

 

Sonra buz gibi sularına bıraktı bedenini, dalgaların önüne siper ettiği göğsünden tuzlu sulara çok uzaklardan getirdiği sevdasını bıraktı… O bıraktıkça sevdası çoğalıyordu… Deniz, o ve dalgalar üç hasretlik, üç koca ayrılık ve üç kocaman aşk seviştiler birbirleriyle…

 

Akşam akisleri vurunca denize geldiği yöne gitti ama kimseler yoktu orada, kara trenin durduğu yerde boş raylara vuran güneş kırımları onu yalnızlığına terk edecekti neredeyse… Çaresiz olup bitenleri kendi aksanıyla öğrendi bir deniz görmüşten…

 

Sevdalısından kilometrelerce uzaklıkta hasret, yalnızlık, çaresizlik ve açlık bir başına bırakmıştı Piro"yu. Bir yarım somun ekmek biraz da helva bulup yürüdü tekrar denizin kıyısına. Deniz çırptıkça kıyıya onun da yaşları çarptı kirpiklerine.

 

O ve deniz aslında iki yabancı saatlerce birbirine bakarak ağladılar.

 

Kim bilir aldığı ekmeği ve helvayı yemeye fırsat bulsaydı belkide oracıkta sahipsiz bir beden bırakmayacaktı…

 

Diğer gün sabah kıyıda, yabancı arkadaşına ihanet eden denizin huzurunda tutanaklara ölümü yazıldı Piro"nun.

 

Siti ve Şino"dan olma 1932 doğumlu Piro DURSUN...


Bu yazı toplam 8669 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum