Özgür Amed

Osmanlıca bir medeniyet dili midir?

15 Aralık 2014 Pazartesi 17:13

Kobanê sınırında hiç unutmadığım bir andır. 
Sınırda devlet şiddetinin ayyukaya çıktığı ve her türlü saldırının yapıldığı ilk bir ayın son günleri idi. Mürşitpınar sınır kapısına yakın bir askeri kontrol noktasındayız. Sınır boyunca her türlü vur emri veren, gökyüzü ile yeryüzü arasında gaz tabakası oluşturacak kadar doğaya gaz bırakan, Kürt nefreti her yerinden taşmış bir albay vardı. Ona sorsan üzerimize sıktığı kurşunlar bile barış içindi! Her şeyi o koordine ediyordu.

Yasaklı bir bölgede idik ve çok geçmeden oraya damladı. Vekil Faysal Sarıyıldız ile konuşmaya başladı. Ben konuşma diyorum siz aşağılama anlayın! Bu kadar üsttenci bir konuşma şekli göremezsiniz! Burnu ve sözleri o kadar kalkık ki dersin Zeus’un tapınağında doğmuş! Faysal heval onu tanıdığı için yüzüne bile bakmıyor. Bir şey deme gereksinimi duymuyor ama bizim albay konuşmaya baya istekli! Asfalt üzerinde serenat yapmaya başlıyor! “Bakın günlerdir evime gitmedim! Ben burada kimseye bir şey olmasın diye çırpınıyorum! Halkı sınırdan geçirdik, bağrımızı açtık. Bu devletin gücü herkesi kucaklar” dedi. Bizi geçtim, kendi bu söylediklerine nasıl inanıyordu en çok ona şaşıyordum. Tam bir mitoman vardı karşımızda! Doğa bile bu yalanları kabul edemezdi! Bundan olsa gerek yanı başımızdaki isot tarlalarından acı acı intihar sesleri yükseliyordu!

Albay çok geçmeden ağzındaki baklayı çıkarmaya başladı! Kobanê’yi kast ederek “Nedir kanton manton! Yok özerklik” dedikten sonra Kuzey Kurdistan’a geçiş yaptı… “Anadil Türkçe’dir, yetmiyor mu? Kürtçe’yi evinde konuşsun okulda ne yapacak? Kürtçe’nin ne yararı var?” diyerek kustu!

Hemen karşımızdaki Kobanê’nin doğu cephesinde o ara şiddetli silah, havan sesleri yükseliyor. Albayın sesini bastırıyor. Albay biraz daha devam etmek istiyor; lakin faşizme doyduğumuz için dinlemiyor kimse. Biraz daha vır vır edip akrebine atlayıp gitti.

Faşizmin en önemli özelliklerinden biri de miras olarak kendini kirli zihinlerde sürekli yaşatabilmesi, sürdürülebilir bir davranış olarak kabul ettirmesi. Albay’dan önce aynı soruyu Mayıs 1992’de dönemin Olağanüstü Hal Valisi Ünal Erkan sormuştu…

90’larda kısa bir süre Kürtçe Tv yayın gündeme getirildi. Bir özel savaş konsepti olarak ulusal medya üzerinden dolaşıma sokuldu. Bu tartışmalar sürerken köyler cayır cayır yakılmaya başlanmış, gizli bir vahşet ve katliam her tarafta hayata geçirilmişti.

Ünal Erkan Mayıs 1992’de "Güneydoğu'da şimdilik temel sorun güvenliktir. Bugünkü koşullarda Kürtçe yayın bölgeye yarar değil zarar getirir" dedikten sonra “Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay’ın düşünceleri beni ilgilendirmez” demişti.

 Valinin ruhu 22 yıl sonra tüm kibri ile bir albayda ortaya çıkıyordu. Albay kısmı ise aslında konumuzun en masum tarafı! Yaşamını yitirenlerin Kürtçe konuşmaktan hala ceza aldığı bir ülkede neyi hangi temelde tartışacağız? Kürtçe selam verdiği için zindana atılanların hala olduğu bugünü hangi zaman dilimine eklemleyeceğiz?

Kürtçe’nin ne yararı var sahi? Biraz hafızamızı yoklarsak daha iyi cevapların verildiğini göreceğiz. Şubat 2012’de Arınç “Kürtçe bir medeniyet dili değildir” dedi. Bülent Arınç, geldiği Diyarbakır'da anadilde eğitim ile ilgili bir projelerinin olmadığını ve anadilde eğitimin mümkün olamayacağını söyledi. Buda yetmedi, CNN’de çıktığı programda “Türkçe değerlidir, lakin Kürtçe değil” diyerek, Balkanlardan gelen soğuk hava dalgasının nasılda çarptığını bir kez daha gösterdi. Tıp dilinde bu tür durumlara “Beyin Üşütmesi” deniyor. Denmiyorsa da denmesini rica ediyorum.

Çok geçmeden yine Ekim 2012’de “Kürtçe eğitim şeytana uymaktır” diye bir çıkış yaptı kurt görünümlü anaysa bükücüsü Burhan Kuzu. 
Kürtçe’ye hiçbir şekilde tahammül yok! Olmadı da… Demokrasi maskesi altında faşizme form değiştirdiler. Makyajladılar. Olan biten bu idi.

Şimdi 90’ların, albayların, Arınç ve Kuzu’ların maskesi yeni bir oyuncak buldu kendine! Osmanlıca… 
Hatta öyle bir dil ki seçmeli bile olamaz! İstesekte istemesekte öğreneceğimizi buyurdu hazretleri. 
Şimdi çıkıp desek Osmanlıca’nın ne yararı var? Osmanlıca öğrenmek ve eğitim şeytana uymaktır. Osmanlıca tew bir medeniyet dili bile değildir… Evet desek?

R.Barthes diyor ya “faşizm konuşma yasağı değil söyleme mecburiyetidir” diye. Bunları da söyleme mecburiyetinde kaldık! Osmanlıca konusu her şeyden önce devletin/AKP’nin faşizmidir. Buradan konuşmaya başlarsak gerisi gelir…

Bu yazı toplam 7809 defa okunmuştur