İskender Kahraman

Ortadoğu’da Kürt Düğümü!

21 Mart 2016 Pazartesi 02:42

Amerika’da yaşayan İranlı bir gazeteci ve entelektüel olan Amir Taheri yakın zamanda The New York Post’ta ‘Kürtler Ortadoğu için kilit olabilir’ başlığıyla bir makale yayınlamıştı.

Bu makalesine de, Kürt Milliyetçiliğinin babası olarak adlandırılan ünlü şair, astrolog ve filozof Ehmedê Xanê’nin Kürt Milliyetçiliğine atıfta bulunduğu, bir dörtlükle başlamıştı.

Ehmedê Xanê’nin, bu dörtlüğünde, (1690) Kürtlerin devletsizliğinden yakındığını belirtiyordu.

Üç asır sonra, yani bugün de baktığımızda milliyetçi duyguları geç uyanmış Kürtler, küreselleşen bir dünyanın teknolojik nimetlerinden faydalanarak kendi aralarında daha fazla konuşuyorlar ve belki bu durum onların milliyetçi duygularını artırmaktadır.

Fakat Ehmedê Xanê’nin belirttiği gibi, ‘yeryüzündeki milletlerin çoğu devlet sahibi iken Kürtler hala bir devlete sahip değil. Üstelik kendi toprakları üzerinde, en az beş despot, ulus devletle uyum halinde yaşamak zorunda kalmış durumdalar.

Kürtlerin devletsiz olmalarının önündeki önemli etkenlerinden biri zaten bu beş zorba devletin işgal ve engellemeleridir kuşkusuz.

Değişik diyalektler kullanması, farklı aşiret ve mezheplere sahip olmaları birlik olmalarının önünde bu beş devletten daha fazla engel olduğu da doğrudur.

Misafirperver, cesur ve barışçı olmalarından dolayı belki tarih boyunca dünya milletlerinin sempati ve övgülerini kazanmışlardır. Ama Makyavell’in de belirtmiş olduğu gibi, bu özellikleri onların parçalanmasına, devletsiz bırakılmasına ya da devletlerinin işgal edilmesine vesile olmuştur.

Günümüzde, bu tarihsel karakteristik özeliklerini koruyan Kürtlerin, adeta sorunların deprem merkezi olan Ortadoğu gibi bir yerde, dünya güçleri tarafından sempatik ve güvenilir bir müttefik olarak algılanmaları da buna delalettir.

Yakın zamanda kendilerini, kırk devletin birleşip yenemediği (!) IŞİD çetesinin tanklarının önüne atan kadınların cesareti dünyayı hayretler içerisinde bıraktı.

Şimdi, Kürtlerin modern zamanımızda neden ‘düğüm’ durumda olduklarına gelirsek;  öncelikle Ortadoğu’nun şimdiki statükosu Kürtlerin parçalanmışlığı üzerinde yürümektedir. Ve onun sınırlarını ve statükosunu yerle bir edecek dinamik güç yine Kürtlerdir.

Çünkü Kürtlerin birlik olması ya da devlet olmaları halinde Ortadoğu’da beşten fazla devlet praçalanacak, sınırlar yeniden çizilecektir.

Ortadoğu’da bloklaşma şimdi her zamankinden daha fazla. Bir yandan Türkiye-Suudi Arabistan-Katar ve kısmen batı Blok’u; öte yandan Rusya-İran-Suriye ve kısmen Çin Blok’u…

Bu iki blok arasındaki zıtlaşma her ne kadar Sünni-Şii mezhepçiliği üzerinde odaklansa da konu yine dönüp dolaşıp Kürtlere dönüyor.

Tarih boyunca ABD ile Rusya bir defa ortak bir proje için yan yana gelmişti. O da Hitler belasıydı. Şimdi ise Türkiye’yi Suriye’den uzak tutmak için ya da Suriye-Türkiye için ortak kararlar alıyorlar.

ABD Irak ve Suriye’de Kürtlere daha fazla destek verirse zaaf noktaları Kürtler olan, bölgedeki müttefiklerini kaybetme endişesi taşıyor. Etmezse Kürtleri dünyadaki tek rakibi Rusya’ya kaptıracak.

ABD ya da Batı, iki arada bir derede gibiler. Ama öte yandan Kürtleri desteklemekten başka çarelerinin de olmadığının farkındalar.

Belki bölge devletlerinin ve birçok analistin de katıldığı gibi, Batı, Kürtlerin ilerlemesini yükselmesini mevcut durumu bombalamak olarak görüyor. Ama aksine Kürtlerin isteklerinin karşılanmadığı bir Ortadoğu her zaman bir bombadır.

Yani, Ortadoğu’da dördüncü büyük nüfusa sahip Kürtlerin memnuniyetsizliği Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de hâlihazırda olduğu gibi gelecekte de uzun süreli bir istikrar söz konusu olamayacaktır.

Kısacası, Kürt sorunu çözülemedikçe Ortadoğu’da sular durulmayacaktır.

Türkiye’de, 15 milyonun üzerindeki nüfusla, 40 yıllık bir deneyime sahip gerilla mücadelesi veren askeri bir güç, bir örgüt-örgütlülük söz konusu.

İran’da, 10 milyonun üzerindeki siyasallaşmış nüfus. İran’ın tek çekindiği ve zaaf noktası olarak algıladığı etnisite.

Suriye’de ise özerkliğe ya da ona benzer bir sürece evirilen ve gittikçe ‘Kürdistanilik’ kavramının pekişmesini sağlayan, devam eden siyasi ve askeri yürüyüş.

Bilindiği gibi, Suriye rejimi 1970’te bir milyon Kürdün Suriyeli olmadığını söyleyerek onlara kimlik vermedi. Şimdiler de ise100 bin kişiye dayanan dinamik ordusuyla Rojavalı Kürtler Suriye’nin kaderini belirliyor.

Bu yürüyüşün, gerek Suriye’de gerek Ortadoğu’da siyasal yönetim şekil bakımından kader değiştireceğe benziyor.

Irak parçasında bağımsızlığa yakın bir özerkliğe sahip on milyonu bulan nüfusuyla, 150 bini geçen ordusuyla, dünyanın sayılı petrol ve doğal gaz rezervleriyle henüz devlet bile olmamışken Irak’taki dinamikleri, İran’ı, Türkiye’yi, Suriye, Irak ve diğer Arap ülkelerini birbirine karşı dengeleyebilmektedir.

Bölgesel Kürt Yönetimi’nin Türkiye ile yakın ilişkiler yürütmesi nasıl İran'ı kızdırıyorsa; İran’ın Suriye’deki ve Irak’taki etkinliği de Türkiye’yi kızdırıyor.

Suudi Arabistan Kürtlere alerji duysa da, Kürt sorunun ya da gelecekte belirecek Kürt devletinin Şii İran’ı ve NATO üyesi Türkiye’yi dengeleyeceği fikrinde.

Tarihsel olarak hasım olan Türkiye-Irak-İran-Suriye sadece Kürtler söz konusu olunca bir araya gelmekte, hemfikir olmaktadır.

Türkiye cephesinde ise 200 yıldır Avrupa ve batının demokratikleşme baskılarına rağmen direngenliğini, geleneksel şovenist milliyetçi özelliğini koruyan Türkiye’yi demokratikleştirebileck başlıca dinamiklerden biri.

Hepsinden öte Kürtlerin çoğulcu yapıya sahip olmaları ve farklı etnik yapılarla iyi geçinme huyları Türk, Arap ve Fars tekçiliğini çağlar boyu frenlemesinde önemli rol oynamıştır, oynayacaktır.

Bu yazı toplam 22114 defa okunmuştur