İbrahim Genç

Ortadoğu’da bir yalancı bahar

22 Eylül 2011 Perşembe 18:12

İnsanların düşünsel bir süreç yaşayıp da yarattıkları toplumsal bir algının sonucu ortaya çıkan hareketler devrim yapma potansiyeli taşır. Kendi aydınlanmasını böyle gerçekleştirecek her toplum, devrim yapmasını gerektirecek diktatörlere de yer vermez. Çünkü aydınlanmış toplumlar; iktidarlar ve diktatörler tarafından dini-milli argümanlarla yönlendirilemezler, harekete geçirilemezler. Aydınlanmış toplum, her şeyden önce düşünen bir toplumdur. Ki bir halkın devrim yapması da işte o halkın düşünsel süreci tamamlayıp ancak zamanı gelince çatlayan bir cevize benzer. Dalından erken koparılmış bir meyvenin tadı acıdır, yenmez; mevsiminden önce gül açmaz.

Bu yüzden Ortadoğu’da adına “Arap baharı” denilen hareketlenme, özü itibariyle zoraki bir doğumdur. Çünkü yıllardır kul-teba olarak yaşayıp din ile uysallaştırılmış bir “Araplık”ın kendini özgürleştirmesi öyle kolay olmaz, olamazdı. Küresel ısınmanın etkisiyle olsa gerek ki Arap baharı erken geldi (getirildi). Öyle ki bu zamansız bahar, insanını vurdu ve gülistanlarını darmadağın etti. Emperyalistler yalancı baharın kazancını düşünürken halka kalan ölüm, yıkım ve göç oldu. Bu yıkım ve ölümler, aydınlanmasını tamamlamamış Arap’ın duygularının ve ruhunun güzel sözlerle doldurulmasıyla manipüle edildi. Şimdi Arap ülkeleri zorla kendilerine dayatılan, zamansız getirilen yalancı baharın acısını çekerken Batılı güçler paylaşım toplantıları yapıyorlar.

Bütün bunların sonucunda anlaşılıyor ki bir ülkede diktatörlerin yıkılması tek başına bir şey ifade etmiyor. Eğer dış güçlerin müdahalesiyle ipi çekilen diktatörün boşluğunu dolduracak aydın-örgütlü toplum yoksa her şey daha kötüye gidebiliyor. Bu yüzden yüzyıllarca çeşitli egemenlerin kontrolünde yetişmiş Arap halklarının başlattığı isyanların ideal bir sonuç vermesi zor görünüyor. Çünkü Arap halkları yıllarca devlet ve iktidarı kutsal gördüler. Bu sebeple de Arap diktatörlerinin yaptığı nice zulüm, adeta kendilerine kölelik kanıksattırılmış bir ruh havasında algılandı. Bunun sonucunda da Arap topraklarında birçok diktatör yetişti. Bugün de Ortadoğu’da kötü giden şey, bu diktatörlerden kurtulan Arapların NATO’nun diktasına teslim olmasıdır. Acaba Araplar düşünmüyorlar mı ki kendilerine eziyet eden diktatörler onlarca yıl vardı. Madem NATO güçleri kendilerini seviyorlardı da bu adamların diktatör olduklarını şimdi mi keşfettiler?

Bu durum bana 20. yüzyılın başında gerçekleşen İran devrimini anlatan Amin Maalouf’un “Semerkant”  romanını anımsatıyor. Bu romanda verilen mücadele, diyaloglar ve dış güçlerin tutumları ibret vericidir.  Romanda Şah’ı devirmek için halk, başta Tebriz olmak üzere birçok şehirde ayaklanıyorlar. Tabi bir taraftan da İngilizler ve Ruslar kendi çıkarları doğrultusunda isyana yön vermek niyetindeler. Sonunda halkın mücadelesiyle Şah devriliyor. Tabi dış güçlerin de etkisi oluyor. Nihayetinde İranlılar Şah’tan kurtuluyorlar ama kendilerini yabancı güçlerin kucağında buluyorlar. Bu durum üzerine romanda isyanın baş kahramanı  Fazıl’a arkadaşı, Şah’ın devrilmesini kastederek “Savaşma amacın da bu değil miydi?” diye sorduğunda Fazıl şu dikkat çekici cevabı verir: “Hayır, işte bunda yanıldın! Ben Şah’a lanetler yağdırabilirim ama savaştığım o değil. Bir despotu yenmek nihai amaç olamaz. Ben, İranlılar özgür olduklarının bilincinde olsunlar diye savaşıyorum. Burada bunu başarmak istedim. Bu kent, Şah’ın ve mollaların vesayetini reddetti, büyük devletlere kafa tuttu, yürekli insanların hayranlığını kazandı. Tebriz halkı kazanmak üzereydi ama kazanmasına fırsat vermiyorlar, bu örneğin yayılmasından korkuyorlar, onları aşağılamak istiyorlar, bu gururlu halk ekmek yemek için çarın askerlerine baş eğecek. Sen ki özgür bir ülkede doğdun, bunu anlaman gerek (s. 217).”

Sonuç olarak Ortadoğu’nun demokratikleşmesi ve halkların özgürleşmesi gerekiyor; ama bunların ABD ve NATO müdahalesiyle olmaması gerekiyor. Başta Afganistan ve Irak olmak üzere birçok yerde görüldü ki NATO şemsiyesi altındaki her müdahale emperyalist bir mantığın tezahürüdür. Bu sebeple halkların kendi öz dinamiklerinden hareketle bir devrimi yaratması gerekiyor. Bu devrimin niteliğini belirleyen şeyler de asla dini ve milli duygular olmamalı. Çünkü devrimler esas itibariyle evrensel değerler üzerinden şekillenmeli. Öyle ki bu devrimde kimsenin karşı çıkacağı bir nokta bulunmasın.

Bu yazı toplam 4763 defa okunmuştur
gerçeği görmek
 // a
Yaşanan çatışmaların devam eden operasyonlardan ve üzerinde anlaşılan protokolleri AKP Hükümeti’nin taahhüt altına almak istememesinden kaynaklandığı biliniyor.
PKK üzerinde anlaşılan protokollerin uygulanması için açık güvence talep ediyor. AKP ise kendini bağlamıyor ve böylesi bir yükümlülük altına girmiyor.
AKP hem anlaşma yapıyor hem de anlaşmanın uygulanacağına dair güvence vermiyor!...
23 Eylül 2011 Cuma 00:06
sicak
 // merdin*-------bes
ulkesi çooooooooooooooook sicak...
22 Eylül 2011 Perşembe 20:59