İrfan Sarı

Operasyonlar ve eylemsizlik

23 Ağustos 2010 Pazartesi 00:58

PKK’nin (eylemsizlik) kararı birçok tarafın istediği ve gerçekleşmesiyle de aynı taraflarca memnuniyetle karşılanan hayati bir ilandır. Tek taraflı da olsa gaddarlaşmış savaşın bitmesi için atılan son derece ahlaki, hayati ve anlamlı bir adımdır. Nitekim bu adımın Türkiye barışına katkı sunacağına dair yazar, entellektüel, sanatçı ve aydınlarca da ifadeler kamuoyuyla paylaşıldı. Yanı sıra bu çağrıya muhatap olarak AKP iktidarını da göreve davet ettiler.

Bu eylemsizlilik kararı önemliydi çünkü asker ve gerilla ölümleri giderek artıyordu. Bir başka anlamıyla Türkler ve Kürtler öz evlatlarını yitiriyordu. Her ne kadar Cemil ÇİÇEK gibi devri bitmiş kişilerin, insanların kafasını karıştırmaya yönelik açıklamaları olsa da Türkler ve Kürtler bu tanımı çok açık savaşta kendi öz be öz evlatlarını kurban veremeye devam ediyordu.

Bu eylemsizlilik kararı ahlakiydi çünkü; Kürtler her tarafta milliyetçi, şovenist ve akıncı dalgaların saldırılarına maruz kalıyorlardı. Bazen üniversite okuyan gençlere, bazen taş atan çocuğa, bazen fındık toplamaya giden yoksul erişkine, bazen emekçi bir kadına, bazen onları temsil eden parti binalarına… Velhasıl yaşam her yerde gürül gürül akarken Kürt olmanın bedelini ödetiyordu sistem Kürde, tıpkı eskisi gibi.

Bu eylemsizlililik kararı çok önemliydi çünkü; toplumun her kesimi gelen ölüm haberlerinden korkar olmuş, giderek kutuplaşan, giderek paranoyaları çoğalan, psikolojik yüklenmeleri fazlalaşan bireyler topluluğu haline geliniyordu.

Kanadı kırık kuşlar gibi sürünen çocuklar, dağlarda patlayan bombaların savurduğu dumanlar, kibrit çöpü gibi bilerek-kasten yakılan ormanlar ve yüreği acıdan darmadağın olmuş Kürt analar.

Bir yandan da tek çocuğunu bu savaşın patronlarına kurban veren Türk anneleri.

Hangi çocuğumuzun böğrüne saplanacak kurşun, hangi çocuğumuzun bacağına saplanacak şarapnel parçası korkusunu atmak için bu eylemsizlik kararı önemliydi.

PKK üzerine düşeni yaptı.

Peki korkularımızı, acımızı, suskunluğumuzu bozacak bir başka gelişme olabildi mi?

Hükümet açılımdan sonra kadınları ve çocukları hedef almaya devam etti. Kürtlerin seçtikleri, irade tayin ettiklerini ceza evlerine gönderdi.

Bana hep Tansu Çiller’in DYP’sini anımsattı bu hükümet. Nitekim 90’lı yılların fotokopilerini görmeye başladık kaç zamandır.

Ama ne hikmetse dün olduğu gibi bu gün de bu hükümetin Türkiye demokrasisine katkı sunan en büyük parti olarak görenler çoğunlukta. PKK silahları sustursun, PKK eylem yapmasın Kürtlerin demokrasi mücadelesine katkı sunarız diyerek yalan söylemeyi sanat haline getiren Türkiye partileri yine eski tas eski hamam.

Mesele PKK değil kürdün ta kendisidir. Bir kez daha yalan söylemeye gerek duyulmuş ve anayasanın üvey evladı yapılmış Kürtler.

Mamê Sêlê’nin namını duyan adam yola çıkar, uzun bir yolculuktan sonra, Mamê Sêlê’nin evinin önüne gelir. Kapıyı çalar, menteşe ve zırzanın gıcırtısıyla açılan kapıdan bir küçük kız

çocuğu belirir.

Küçük kıza, “Mamê Sêlê evde mi?” diye sorar. Kız, “Yok.” deyince bu defa nerede olduğunu sorar.

Küçük kız adama şu cevabı verir, “Valla sabahleyin göğün şu kısmı yırtılmıştı, babam çuvaldızını ve ipi aldı onu dikmeye gitti daha da gelmedi.”

Adam neye uğradığını şaşırır. Hemen uzaklaşır oradan. Eğer kızı bu kadar rahat yalan söylüyorsa babasına kimsenin gücü yetmez.

İşte içine düştüğümüz mesele bu.

Geçmişten beri Kürtlere hep yalan söylemeyi becerdiler ve bazı Kürtlerde hep buna inandı. Hala da inanmaya devam ediyorlar.

Kesinlikle bu savaş durmalı bu ayrı… üstelik yalan-dolanla değil.

Kürtleri savaş zamanından daha da beter hale sokacak yol-yöntemlerle çözüm meseleyi kabartır. Büyütür çözümü imkânsız hale getirir.

Kürtlerin öz be öz çocuklarına “sünnetsiz” demek, teravih namazındayken camisine gaz bombası atmak çözüme ne kadar uzak olduğunun göstergesidir.

Yalansız-dolansız çıkıp anayasaya Kürtleri katacak ve savaşa harcanacak bütçeyi onaylamayacak, operasyonları durduracaksınız ki “adil” anlayışınız açığa çıksın, Kürtlere dair yargınız anlaşılsın.

Bu yazı toplam 6174 defa okunmuştur
geçti bor un pazarı sür eşşeğini niğdeye
 // borlu
bazıları kendi çalıp kendi oynuyor.kendi pişirip kendi yiyiyor......
25 Ağustos 2010 Çarşamba 22:04
kalemine yüreğine sağlık ustadım
 // nazmi öz
ben 1992 den beri metropoldeiim- haliyle çook ülke insanını tanıdım-rusu -makedonyalıyı--yunanı--afriklı zencileri --son zamanlarda metopoli mesken eden koreliler dahil- çoğuda hani türkçeyi öğrendikleri için ,,
sohbetimiz olmuştur ben bie şey anladım !!!
küert insanı kadar saf ve her yalana dolana inanan bir kesim bir ırk görmedim
biz halk değimile çook safız !!! dedelerimiz - babalarımız-ve bizler bu yalanlarla çoook kandırıldık
elhamdulillah müslümanız ama bu müslümanlığımız-- bizim en yazıf noktamız zafımız oldu__
abdest dahi almayı bilmeyen bir kişi
iki defa tekbir dese
bizler yani kürtler ..
bu adam peygamber gibi deriz-- ne dese inanırız.....
24 Ağustos 2010 Salı 23:11
rojamede
 // jiyanjiyan
rojamed arkadas,söylediklerini candan destekliyorum. bende daha gecende benzer bir yorum yazmistim, yani bende kürdüm, ama....... la baslayan yorumlardan ne kadar nefret ettigimi. ben almanyada yasiyorum, maalesef buradada cok böyle kisiler var. bende batmanliyim ve maalesef üzüntüyle söylüyorumki, özellikle batmandan göc eden cogu kisi (türkiyenin batisina, avrupaya fark etmez) cok cabuk irkini aslini unutmaya basliyor, yada sakliyor.her yerde oldugu gibi en iyi türk ya da vatandas dönük vatandas dir,bakiniz erdogana (irki gürcü), bakiniz sarkozy ye, irki polon, yada romen, bilmem, ama yabancilara ve ötekilere en sert davranan politikacilar. Le Pen bile sarkozy nin yaninda insan sever kaliyor....
23 Ağustos 2010 Pazartesi 19:25