İbrahim Genç

Onlar için kim ağlayacak?

03 Ekim 2009 Cumartesi 01:40

Soğuk bir geceden boşalan sessizliğin kurşunlarla parçalandığı 2 Şubat’ta taranan evler… Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi ve Özel Hareket Timleri, çoluk çocuk demeden gecenin bir sessizliğinde taradıkları evlere gaz bombası attıktan sonra didik didik ediyorlar evleri. Korku bu ya, Kur’ani Kerim’de bir şeyler vardır şüphesiyle köpeklere koklatıyorlar.

Yalçın bir coğrafyanın sert bakışlı dağları arasında bir köy… Sürgünden yurtlarına umuttan bir yürekle gelmiş insanlar, kurşun yağmuruna tutuluyor. Tarih 3 Ocak. Gökyüzünün mavi boşluğundan kurşun tüküren Kobra helikopterler, köye açtıkları ateş sonucu 16 yaşındaki bir çocuk yaralanıyor. Yaralanan bu çocuk, yollarından kapalı olmasından dolayı tedavi edilemiyor. Sorumluların bulunması istemiyle yapılan şikâyetler ise ‘Bu helikopterler bize ait değil’ sözleriyle geçiştiriliyor.

Büyük bir şairin “Ekmeğe, aşka ve ömre/Küfeleriyle hükmeden/Ciğerleri küçük, elleri büyük/nefesleri yetmez avuçlarına/-ilkokul çağında hepsi-/” dizelerinde karşılığını bulan çocuklar, hapishanelere konuldular. Kimisi aşağılandı, hakaretlere uğradı. Geçmişte de bazı çocukların yüzlerine bok sürüldüğü söylentileri zaten dolaşmıyor muydu? İşte bu çocuklar, Kasım ayında, taş attıkları gerekçesiyle haklarında onlarca yıl hapis istendi. Yaşları 14-16. Bunları savunacak namuslu devlet adamlarının sesi duyulmadı. Buna karşın bazı devlet yetkilileri onların sağlık güvencelerini iptal edeceği tehdidini savuruyordu. Zaten etkisiz hale gelmiş 13 yaşındaki çocuğun kolunu, kamera karşısında emniyet güçleri kırabiliyorken, herkes bu çocuklara her istediğini neden yapamasındı ki?

Bir kalk, tarihin kırıntısında bir bütünü anlatan bir festivale hazırlanıyor. Meydanlar dolacak, renkler gök mavisine karışacak, sesler duyulacak yürekten… Ama izin verilmiyor. Yasak olduğundan değil, birileri bu halkın coşkusuna dur demek istiyordu sadece ve gök mavisine bir renk de 6 sivil insanının öldürülmesiyle güvenlik güçleri tarafından eklendi: Tarih, Mart 2008!

Bir kent düşünün ki bir onurun tarihten gelen sesi. Bir kent düşünün ki eskimeyen bir gülüşün ayakta kalan kırıntısal yansımaları var surlarında. Zulmün, barışın, özgürlüğün, tutsaklığın, işkencenin, onurun ve mücadelenin iç içe geçtiği bir kent: simge! Bir gün bu kentin yüreğinde bir bomba patladı. Tarih, 12 Eylül 2006.Minnacık bedenler savruldu yollara. Bedenler parçalandı eylülün sarılanmış bir gününde. Yaşamını yitiren 10 kişiden 6’sı çocuktu. Adları Evin’di, Zilan’dı, Mizgin’di… 4, 2,8 yaşlarındaydılar, çocuktular!Onlar bir Başbakan kendileri için bir şey yapacak kadar, bir First Lady’nin onlar için ağlayacak kadar şanslı da değillerdi.

Bu kent yaşamak için çocuklardan can mı ister? Gülmek için bir avuç solgun göz mü ister? Eğer cevap hayırsa o zaman ne diye hala bu kadim kentte polis kurşunlarıyla çocuklar düşüyor toprağa? Yoksa devletin bekası bu kentin çocuklarına sıkılan kurşunlarla mı mümkün? Sanırım cevap evet! Tarih, 28 Mart 2006.Bir bayram sonrasının durulanan coşkusunun yerini çığlıklara bıraktığı zamanlar… Şairin dizelerinde “Şifre buyurmuş bir paşa/Vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız/” anlatıldığı gibi bir Başbakan emir verdi: “Çocuk da olsa kadın da olsa gereği yapılır.”.Gayrı buyruk kesindi, söylemin ardında gölgelenen. Enez’di, minik bedenine polis kurşunu saplanan; Fatih’ti, parkta oyun oynarken boğazına polis kurşunu isabet eden; Abdullah’tı, Emrah’tı… Daha 3’ündeydiler, 8’inde, 9’unda…Düştüler birer birer… Yıkılmıştı vicdanlar, onlar için ağlamadı First Lady’ler; bir yiğit çıkıp da hesap sormadı… Sormadı…

UMUT ÖFKELİ VE MAHZUN…

Oysa o tarihlerde bir not düşüyordum bir şiirimin sağ üst köşesine: “Hala öldürülebiliyorsa üçünce bir çocuk; hangi gerekçe bir silahın ateş almasını haklı çıkarabilir?”.Aslında bir başbakan Davos gibi bir yerde ve uluslar arası bir toplantıda kalkıp da bunun hesabını sordu. Adaletin yüzünde tecelli ettiği anlardı sanki. Bu başbakan, ‘Çocuklar öldürülüyor!’ diyerek ruhlarını çıkarın gölgesinde silikleştiren dünyayı uyandırmak istedi.Gurur duydular, fotoğraflarını omuzlarda taşıdılar.Filistinli çocukların gözleri parladı, anneler yavrucaklarına sarıldılar bir umut sıcaklığında;çünkü onların gerçekliğini önemli bir yerde söyleyebilen birilerinin olmasının yüreğe ektiği umuttu bu.

Hazreti Ali’ye karşı savaşan Muaviye’nin ordusunun mızrakların başına Kur’an’ın sayfalarını takıp bu kutsal kitabın şahitliğini istemesi gibi bu başbakan da kutsal bir kitaptan okuyor ve ders vermeye çalışıyordu bir cumhurbaşkanına; Tevrat’ın 6. maddesi der ki: Öldürmeyeceksiniz! Evet, kutsal kitapların hiçbiri öldürün demiyor. Hangi felsefe, sistem, menfaat ölümü hoş görürse görsün; insanoğlunun var oluşsal gerçekliğinin getirdiği hiçbir vicdan, ölümü isteyemez!

Bu yiğit, bu fatih, bu mücahit, mazlumların hamisi, çocukların sızılayan yüreği… Bu Türkiye Başbakanı Recep Tayip Erdoğan! Dünyanın ezilen halklarının gözlerinde bir umut ışıldıyor artık: İspanya’da Basklı çocuklar, Afrika’da siyahî çocuklar, dünyanın birçok yerinde seks kölesi yapılan çocuklar ve Kürt çocuklar. Yukarda yakın tarihte meydana gelen çocuk cinayetlerinin hangi ülkede olduğunu söylemiyorum. Eminim Başbakan Erdoğan, araştırıp bulacak ve bunun hesabını soracaktır. Çocuklarının ölümüne etkisi olan ‘Kadın da olsa çocuk da olsa gerek yapılır’ diyebilen o ülkenin başbakanını arayacak ve ‘Sizin ülkenizde hala çocuklar öldürülüyor, hapishanelere konulan çocuklara onlarca yıl hapis isteniyor. Bunlar insanlığa sığmaz’ diyecektir. Bunu öldürülen o coğrafyanın çocukları bekliyor, anneleri istiyor, ağabeyleri, ablaları. Bunu bir damla umudun bile hayatı yaşamaya değer kıldığı coğrafyanın sesleri sistemce duyulmayan halkı istiyor ve bekliyor, zulalanmış umutların dağ yüreklerince.

Not: Bu yazım 8 Şubat 2009’da Zap Haber’de yayımlanmıştır.

Ve tarih 28 Eylül 2009…
Bir çocuk bedeni, bir roket tarafından parçalanıyor…
Doktor uzak, savcı korkak…
Toprakta kan susuyor, ülke susuyor…
Başbakan susuyor…
Ve Ceylan’nın gözleri parlıyor bir çığlıkla:

Ceylan’ları da vururlar, hiç sorgusuz!

Bu yazı toplam 7265 defa okunmuştur
ERDOĞAN A GÜVENİYORUZ...
 // MEZOPOTAMYALI
erdoğan özal gibi yarı kürt başbakanlar dahil gelmiş geçmiş tüm başbakanlardan daha çok demokrattır. o türk olduğu halde kürt kanı ile beslenen ergenekon terör örgütünü ortaya çıkaracak iradeyi göstermiş efsane başbakandır. asla kürt düşmanlığı gütmeyen, beraber yaşama ortamını sağlayacak tedbirleriaraştıran vicdan sahibi bir başbakan dır. bahçeli ve baykal gibi iki faşistle aynı dönem siyaset yapma şansızlığı yüzünden içinden geleni her ortamda söyleyemeyen bir müdrik başbakandır. o ahmet kaya ya yapılan haksızlığı gören ve dillendiren bir gerçekci başbakandır. dostunu incitmeden, düşmanıyla dans yapabilen yiğit bir başbakandır. siyasette denge kavramını en iyi bilen bir başbakandır. o 72 milyona sevdalı bir başbakandır....
05 Ekim 2009 Pazartesi 10:21
Sevgili Kato'ya Özel
 // Mehemedé Paloyé
Sevgili Kato Qardeşim.Qusura qalmayasın ben yazileri tam oxumam ve oxusamda biraz zor anlarım.Dünyadan ise xaberim biraz vardır ama yinede ben bu boşbakan kimdir ve hangi muz cumhiryetinin boşabakanidir anlamış dexilim.Faqat yinede benim boşbakanım o vicdansızı yaqalayıp " Ulan sen ne vicdansız herifsin deyip, birde qafa atıp axzıni burnunu daxıtacaktır " buna inanmanı isterim.Hatta haq ettiği bilumum müstehcen haqaret ve küfürleride edecektir.Bundan sende emin ol lütfen.Selam eder qara kaş ve gözlerinden muhabettle öperim. Gariban Palu köylüsü : Muhammed Paloyi...
04 Ekim 2009 Pazar 03:13
x
 // xkato
senın başbakanın amedde kadında olsa çocokda olsa gereken yapılacaktır dıyen başbakan deyılmdır sız yurum yazanlar yan tam kıtayı okumadınız yada dunyada haberınız yok...
03 Ekim 2009 Cumartesi 22:55