Özgür Amed

Önderlik ve 7 Haziran‏‎

15 Haziran 2015 Pazartesi 10:47

Önderlik ile 1993 yılında yapılan bir röportajda gazeteci sorar : “Türkiye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?”. Önderliğin cevabı yaklaşık 23 yıl sonrasının bir Haziran gününü görür gibidir. Şöyle cevaplar: “Benim Türkiye’ye dönme gibi bir sorunum yok. Türkiyeyi dönüştürme sorunum var.”

Şimdi 1996’ya Küba’ya gidelim. Che’nin uluslararası sol bir konferansta yaptığı ilginç bir eleştiriyi dinleyelim. Che kürsüden şöyle seslenmişti : “Bugün dünyadaki ilerici güçlerin Vietnam halkı ile dayanışması, Roma'daki Pleb'lerin gladyatörleri desteklemesi gibi acı bir ironi ortaya koymaktadır. Mesele bir saldırının mağdurlarına başarı dileme meselesi değildir; ölüme veya zafere giden yolda mağdura eşlik etmektir.”

Che’nin bu tespitinin bugünümüzü anlamlandırmasında çokça yararı olabilir. Çünkü belki ilk defa, kesintisiz bir saldırı altında olanlara başarı dilenmedi, eşlik edildi. HDP, zafere giden yolda yan yana gelinerek ortaya çıkan devrimci momentin adıdır. Çünkü ilk defa “Türkiye’nin dönüşüm” şansı yakalanıyor. Ağacın dalları birleşip ok gibi saraya, iktidarın kalbine saplanmıştır. 7 Haziran 2015 günü, sadece bir seçimle veya son birkaç yılın gelişmeleri ile açıklanamaz.  Kırk yıllık inancın, sözlerin sonucudur. Bilinci ve ruhu yok sayılan, hiçleştirilen tüm kimlikler, ötekiler artık resmi olarak var. Bugüne varmak için çok bedel ödendi. HDP ve seçim zaferini 1978’ e kadar götürebiliriz. “Proleter ve Enternasyonalist Devrimci Haki Karer’in anısına” adı ile 1978’ de basılan bir metinde çok ilginç detaylar geçmektedir. Mücadelenin ve tüm çabanın ortak bir gelecek için olduğu vurgulanırken, geleceğin, gelecek günlerin ve umutların “halklar arasında inşa edilmesi” gerekmektedir diyor Kürdistan Devrimcileri. Kürt Hareketi, başından bu yana önüne koyduğu tarihsel bir hedefe varmış, halkların limanına en resmi mekânda yani mecliste demir atmıştır.

Bir başka tarihi ve önemli örnekte sömürgeciliğe ilk kurşunun sıkıldığı 84’ lü yılların hemen sonrasıdır. Kürdistan Kurtuluş Güçleri imzası ile yayınlanan bir bildiri sokaklarda dolaşmaktadır. Diktatörlüğe karşı mücadele edilmesi gerektiği söylenmektedir. Tüm Türkiye halkına faşizme karşı birlik olunması çağrısı yapılırken, daha sonra şu tarihi sözlerle bildiri tamamlanır :”Türkiye’li devrimci ve demokratlar, emekçi Türk halkı! Sizleri, yaşamınızı, geleceğinizi karartan faşist barbarlığa karşı direniş mücadelesini yükseltmeye, sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

Bu kendi dönem ve içeriğini aşan öngörülü sözlere cevap yine 7 Haziran’da geldi. Devrimci yürek taşıyan, demokrat olduğuna inanan herkes; faşist barbarlığa karşı direndi ve mücadeleyi yükselterek Önderliğin projesine sahip çıktı. Aslında tarihsel örnekleri de göz önüne aldığımızda buna proje demek haksızlık olur. Bu bir inançtır. İnanmak yıllar yılı uğruna mücadele edip onu savunmadır. Yaşamsallıktır. Sessizleri sese dönüştüren, donmuş enerjiyi akışa geçiren bir inançtır.

Bu ülkenin siyasi tarihi adeta yıkıntı tarihidir. Çünkü kültüre, özgürlüğe ve toplumsallığa düşmandır. Bu yıkıntıdan ilk defa bir şeylerin kurtulma şansı doğuyor. Bu şansı iyi kullanmak gerek. Tarih meleği, kendini ezilenlerin arkasına öyle her zaman vermez. Eğer kendi benliğimizi, geçmişimizi bu yıkıntıdan kurtarabilirsek insanlığımıza, politik-ahlaki normlarımıza varacağız.

Özetle, Önderliğin ülkeyi dönüştürme sorunu kalmamıştır. Sorun aşıldı. Şimdi daha çok çalışma zamanı. 2015 Newroz Manifestosu’nda ifade edildiği gibi, mücadele yeni başlıyor…

Hepimize başarılar…

Bu yazı toplam 10113 defa okunmuştur