İrfan Sarı

Ölümün Çirkin Yüzü

2005-08-31 17:06:51
Bir iş için çarşı içinde yürüyordum, aniden bir yoğunluk oldu trafikte, korna sesleri kaçışmalar derken devlet hastanesi yoluna doğru giden araç göründü, muhtemelen trafik kazası hesapları geçti kafamdan, ama rahat değildim içim daraldı, hastaneye ana cadde de kavşağa geçmiştim ki bir daha korna sesi duyulmaya başladı yanımdaki arkadaşlarla olduğumuz yerden geriye bakındık bir başka aracında hastaneye hızla gittiğini gördük, fikir telaki ederken fiskoslardan tahminler gelmeye başladı kimi bomba patladı kimi trafik kazası dedi kimine göre ölen yoktu, kimi ölü sayısı 5-10 dedi., bu dedikodular kendisinden kurtulmak üzere biran önce hastaneye gitmek geldi içimden, öylede yaptım, hastaneye vardığımda alanın dolup taştığını gördüm kimsenin ağzını bıçak açmıyordu suratlarından hüzün gözlerden yaşlar mağrur duruşlarında siperde duruyorlardı.Olup bitene bir anlam vere bilmek için sorduklarımızdan boğazlarına düğümlenen kederi sökmek çok zordu.Biran gözlerim halen gelenlere takıldı her gelen beraberinde bir telaş getiriyordu oysa yapılmış kitlenin bütün bu telaşa rağmen duruşlarında mantık yatıyordu, yinede anlam vermeye çalışıyorlardı olup bitene, herkes canından bir parça canların gitmemesi için vermeye hazırdı. Ortalığa bir ölüm haberi yayılınca siperdeki hüzün gözlerdeki yaşlar hüznün seyrine göre inmeye başladılar alınlar buruştu, o ifade yerini ölümün soğuk yüzüne terk etti, kaçamak bakışlarla çevreyi yoklarken deprem sonrası sokağa dökülen ve artçı sakları bekleyen simalar gibi duran bu insanları üzmenin altında yatan mantığa sitem etmemek elde değildi.Çıkıp olay yerine gitmek geçti içimden ve gerçekleştirdim.Olay yerine vardığımda yine bir kalabalıkla karşılaştım.Tarihi ipek yolunun kuzey yakasındaki evin bahçe duvarına açılan kocaman bir deliğin etrafında dolanan Görevliler zabıtlarına olayı aktarıyorlardı. Merkezi bir bakış yoğunluğu altında görevlileri seyreden sakinler. Mayın tarlasını andırıyordu.Masun bedenlere saplanan şarapnel parçalarından arta kalanlar etrafa yayılmıştı. Her bir parça günah yığını gibi iğrenç duruyordu. İkinci bir ölüm haberi geldiğinde artık duygulara kazanda kaynayıp fokurdayarak taşan köpükler gibi dışa vurdu .kelimelerle pratikleşen bu duygular saha kalkışını yaşıyordu. Kadınların ağlayışları arasında Ağıtlar peş peşe gelmeye başlandı. Artık kalpler daha hızlı atıyordu. Kalpler durduktan bu yana. Oysa yaşamak kadar tabii güzel alımlı bir şey olamazdı. Çünkü yaşamanın bedeli bu kadar rezil bu kadar param parça olamazdı. Çünkü yaşama bu kadar çirkin bu kadar iğrenç bu kadar acımazsız nokta konulmaz ve bu kadar faşizanca isim konulamazdı.Üç can teze,fide,masun,günahsız ve gelecek vadeden üç can kıyıma uğrar bir öyle sonrası, biri bedenini şarapnel lere olduğu yerde teslim eder ruhu şad ola. Biri paramparça vücudunu inancında tutmak ister inada ancak kopmuş damarlar durmadan kanar durmadan ve yenik düşmemek için haykırır,soluğunu bir akşam üstü çiyan zehrine teslim eder. Musalla taşında Uzuvların her biri isyana durmuş durur. biri direnmek yaşamaktır der kendince.Kavlime ferman okuna dursun,ben ölmeyeceğim,ölmeyeceğim,ölmeyeceğim. Diyor ve yaşama var oluş hedefini sunarak direniyor.Ey alın yazısı uzmanı eğer alın yazım buysa beni körpe yakalamana tahammülüm olamaz bu gün kendini parçalaya bilirsin canımı almaya çalışa bilirsin beni yıldıramazsın,öldüremezsin zira evet .... isyan ediyorum...Asiyim...duysun dağlar,taşlar.Ben bir oldu bittide yok olmağa mahkum edilmişsem yada edilmeye yönelik planlarda varsam asaletim gereği karşı koymayı kanımın son damlasına dek görev arz ederim kendime. Yaşamak kadar kutsal bir gerçeğin bana veya görülmemesi kasten uygulanır ise elbette ki tepkisel davranmam kadar doğal bir şey olamaz. Azrail’im diş bileğe dursun.Canımı ecelsiz olmaya çalışanla iş birliği yapa dursun.Şu ciğerime nüfuzladığım temiz havayı kirletsin.Soluksuz hatta nefessiz bıraksın.ona inat gözlerimden soluyacağım havayı nefesimi beynimde alırım. Diyordu: Canım inciniyor ağlamaklı oluyor gözlerim o kadar doluyum ki anlatılması zor.
Bu yazı toplam 1465 defa okunmuştur