1. YAZARLAR

  2. İrfan Sarı

  3. Ölüme paydos
İrfan Sarı

İrfan Sarı

Yazarın Tüm Yazıları >

Ölüme paydos

A+A-

Tabi ki geçmiş dipdiri gözlerimizin önündedir. Zorunlu iç göçlerin ardında bıraktığı dram taptaze kanıyor. Oğullar ve kızlar dağların yolunu tutup, özgürlüğün güneşine doğru ilerlerken, annelerin ve babaların yüreğinde kıyametler kopuyordu.

Yıllarca birbirinin sıcaklığını duymayacakları kocaman bir ayrılık başlıyordu.

Aileler doğup büyüdükleri köylerden zorla göçertilirken evleri ateşe tutulup, yakılıyordu. Doğup büyüdükleri evlerin küçük pencerelerinden yükselen alevlerin ve toprak damlarından bulutlanan dumanlara kapılan gözlerinin dibine yaşlar dadanıyordu.

Çocukluklarını, gençliklerini o dumanların arasında bırakıp bir bilinmezliğe doğru yol alıyorlardı.

O kadar acımasız ve insafsız bir ayrılık oluyordu ki; kimi zaman tahta oyuncaklarını alacak kadar fırsatları bile kalmıyordu.

Yatak-yorganları bile kaldı.

Hatta ağıllarda evcil hayvanlarını bile alabilme şansı olmadı kimilerinin.

Bununla ilgili en yakıcı olanı da; yine böyle bir göç zamanında ağıldaki keçilerini almaya fırsatı olmayan bir köyün göçünde yaşandı.

Göçten sonra bir fırsatını bulup geri dönen köy sakini, ağılın kapısını açar ve karşılaştığı manzara karşısında dona kalır. Keçiler açlıktan birbirlerinin kulağını kemirip yemiş ve ölmüşlerdir.

O acımasız ve kuralsız savaşın acı izlerinde insanlarla birlikte yaşayan bütün canlıların vermiş olduğu bedelin ağırlığı öne çıkıyordu. Kahır, keder, ölüm, ayrılık savaşın boynundaki oksitli kolyeye dönüşüyordu.

Gökyüzü dilsiz şahit, toprak kördü.

Diğer bütün şahitler, yaptıkları zulmün ağır tonajlarında çekip gittiler şehirlerine… Vicdanlarına bir damla insan yağdı mı veya yağmadı mı bilinmez.

Açlıktan birbirlerinin kulaklarını yedikten sonra, ölen keçilerin insanlığa bıraktığı mesajı çok uzun zaman kimse duymadı. Canlı-cansız ne varsa bu kin bu düşmanlık patosunda un ufak ediliyordu.

İşte bu gaddarlığın ertesindeyiz şimdilerde.

Ölüme paydos diyen, bir başlangıç süreci var.

Gerilla, insansızlaştırılan bölgelere yine insanlar dönsün diye konumlandıkları alanlardan çekiliyor.

İçeride bir hummalı geliş gidiş, bir trafik var.

Reyhanlı da olduğu gibi bir kimselerin savaşı arzulaması da duruyor ortada.

Tabi ki 30 yıla dayanan bir savaşın, bir çırpıda bitip, güllük-gülistanlık bir dünyaya terk edilmesi aceleci istem olur. Ama gereği ağır bir kağnı gibi ilerlemeye bırakılırsa gıcırtılarının da çoğalacağını bilmek gerekiyor.

Bu anlamıyla savaşın yaralarının sarılması için düzenlenecek yasal dayanaklar hazırlanmalı bir yandan, bir yandan da halkın psikolojisi dikkate alınmalı.

Halk olarak ta: Savaşa dur demeyi, onurlu bir yaşamı benimsemeyi öğrenmeliyiz bu minvalde.

En önemlisi öğrenirken, öğretmeyi de ihmal etmemeliyiz.

Ve bize bu savaşı dayatan anlayışın karşısında bilinçli, örgütlü olmalıyız da.

Bu gün dahi, savaşı sipariş eden söz ve söylemlerden geri durmayan siyasi oluşumların karşısında tutum almayı bilebilmeliyiz.

Ancak iktidar erkinin galip edalarından vazgeçmesi gerekir.

Avuç avuç kan içen anaların, tutam tutam saçını yolan kardeşlerin hak ettiği barışa çok daha fazla duyarlılık göstermesi gerekiyor.

Bu temelde bir duyarlılıkla sürece katkı sunulmalı.

Bekletilip Reyhanlı tipi katliamlara meydan açmanın yarını çok fena bir son olur. Bu sona fırsat verilmemeli.

Hazır ölümler durmuşken, cenneti kandan temizleme zamanı. Çocukluğu çalınan çocukların ve gençliği kaçırılan gençlerin hakkı olan cenneti kast ediyorum.

Pek çok anne ve baba bunu görmese bile, yakılan evlerinin yerinde bacaları tütmeli. Ve bu süreç biraz daha hızlandırılmalı, özgürlüklere evirilmeli.

Bu yazı toplam 3292 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum