İrfan Sarı

Öküz trene bakar

2006-08-07 13:55:44

Bu günü: Yüksekova çarşı merkezinde dolaşacak ve her şeyi izleyecek diye özelleştirmenizi istiyorum. Sizden bir gününüzü çalmak niyetinde değilim. Aslında bütün günlerinizin özgürlük tadında olmasını dilediğim içindir bu istemim. Evet özgürlük diyorum, çünkü o hafif iç kabartan onur olan değerdir.

Evden çıktınız, Ziraat Bankası kavşağından inin aşağılara doğru yani Şemdinli yoluna da girin ve oradan doğu istikametinden tekrar döndüğünüz yere geldiğinizde gördüklerinizi yorun veya yazın.

Bakın bakalım malzemeniz ne idi ne olmuş diye.

Evvela dümdüz bir ovaya yapılaşmayı getiren zihniyetin miraslarından olan çarşı merkezinin kaldırımlarının hiçbir kent yaşamına uymayan basamakvari durumu çarpacaktır gözünüze. Aslında o yapılaşmayı ilçeye reva gören yasal durumu da araştırdım. Şunu gördüm, yasallıkla kanun işleyişi orada yapılan işlerde yok. Tamamen ahbap çavuş ilişkileri ya da kafakol ilişkileri ekseninde gelişim sonucu oluşan bir türevdir bu çarşı. İş o boyuta gelmiş ki bunu kafakol ilişkisi şeklinde yürütmeye çalışan zihniyet devre dışı kalmış inisiyatif yapıyı yapanın eline geçmiş. Çok katlı binaların fosseptikleri ve kömür depoları kaldırımların altındadır.

Yani yürürken her hangi birimiz kazaen  b.. çukuruna düşebiliriz. Yüzme bilmeyenlerin vay haline.

Sonra elektrik direklerinde asılı duran tellere düşer gözleriniz belki. Bilmem kaç bin kilovat elektrik akımının içinden aktığı ve emaneten asılı duran tellerden bahs ediyorum.

Direkler kaldırımlara çakılmış, kaldırımlar ise direklere geçirilmiş durumda.

Kör olmayanımız bile gidip çarpabiliyor bazen. Nasıl mı? Okuyunuz birazdan yazacam. Adamın biri çıkar belki bu insanlara yazıktır, buna bir çözüm bulalım der.

Hazır başınız yukarıdayken çatılara da bir bakınız. Kışın kar yağar yağmaz onca Azraillimize bir yenisi daha katılır. Bazen sarkıt bazen kaygaç olup yağar başlarımızdan aşağı. Hele bazıları çığa döner ya onu sormayın lüküs araçların cehennemi olur o an.

Sonra büfelere takılır belki de gözleriniz, kim bilir!... Hatır matır meselesi kurulan işte o büfeler. Hani yoksul halkımın çocuklarına ekmek parası kazanmak için açtığı o büfeler. Kalorifer peteği bile olmayan büfelerden bahs ediyorum.

Belki de çoktan gözleriniz işporta tezgahına takılmıştır. Bak bir tanesi orda, bir tane de orada.

Köprü başındakiler sorun değil. Onlar gıda ürünü satıyor. Yoksul halk ne yapsın yani. Ölmemek için öldürmek zorunda. Bak burada da bir tanesi Kuran-i kerim satıyor ve dini kitaplar.

Sanki dinsiz kalmışız da işporta tezgahına kutsal kitabımızı getirmişler. Allah’tan dinden korkmaz.

Peki ya Oslo oteli önünde ilaç satan işportacı, ona ne demeli. Ya hemen yanında kasaturayı çakı niyetine satanlar veya leblebi fıstık satanlar bunlar hepsi bizim sağlığımız için ucuz gıda satmıyor mu?

Çorap, atlet, külot, südyen satanlar.

Peki ya elektrik ve elektronik aletler satanlar. Çiğ köfte, tavuk döner, ciğer şiş satanlar. Manav dükkanını tezgaha taşıyanlar.

Sattığı bütün patates soyacakları öğle yemeğine yetmeyecek olan satıcı anten ne yapsın peki?

Kesin yol kenarına park eden oyuncak araçları da görürsünüz. Bazen tır bazen kamyon bazen traktör...

Bereket versin uçağımız ya da helikopterimiz yok.

Geçenlerde amcanın biri tütününü sara sara yoldan yürürken korna çalan şoföre istifini bozmadan dönerek.:

“Görmüyor musun sigara sarıyorum”dedi.
Gülmedim tabi, ağladım halimize.

Bir de bohçacıları var bu memleketin. Siz hiç bilmezsiniz, adına ‘qereç’ denildiğini. Oysa her birinin aracı ve gereci var... neyse...

Kamyonetler dolusu malzemeyi çarşı merkezine çekerek satanlar da cabası...

Kar suları ve atık suların tahliyesi için oluşturulan oluklarda simsiyahlaşan çöpü ve o çöplere düşen kurtları görmeniz mümkün olacak mı?

Hele şu iskemlelerde çay içen ve akşama kadar insanları kendine bağlayan kaldırım halini kaçırmazsınız umarım!

Ne acıdır o iskemlelerde hep kalbur üstü insanlar oturuyor. Bir kesimde işsiz insan, daha doğrusu işsiz kalmak için işsiz olan insanlar.

Ve hiçbir öküzün trene böyle bakamayacağı bakış sahipleri insanlar.

Kadınlar... bizim kadınlarımız... anamız... avradımız... bacımız... olan kadınlar.

İşte onlara pür dikkat bakış diken değil, gözleri ve açık ağızlarıyla yer cinsinden bakanlar. İşte bu bakışlarla yürüyüp elektrik direklerine toslayanlar.

“Poposu güzel bunun!"deyip sonradan amcasının kızı olduğunu anlayınca utanmayan insanlar.

Eee... Bütün sınavlardan Türkiye sonuncusu olan biz değiliz ki!...

İşte bu halimizle bizi yeren ötekilerden kurtarmanız için, bir gününüzü çarşıyı dolaşmanız için ayırmanızı rica ediyorum.

Bu yazı toplam 3682 defa okunmuştur
KİRLİ YÜZÜMÜZ
 // servet
İrfan abi siz yüksekova mızın kirlimi kirli ama gizli olmayan nerdeyse bütün olmaması gereken problemleri yazmışsınız sizin gibi düşünen insanımız çok az miktarda olduğu için böyle gelmiş böyle devam edecek gibi görünüyor halimiz,ama inşallah hepimiz daha duyarlı daha medeniyetli olmaya özen gösteririz.SAYGILARIMI SUNARIM. ...
Çözüm = Etkili yerel yönetim.
 // İhsan SUVAROĞLU
Bizi yılan soksa, suç bizde... Yerel yönetimin bir işletme mantığı gerektirdiğini bir türlü anlayamadık. Belediyeyi yönetecek olan adama değil, siyasi partiye oy veririz. Sonra kendi evini çekip çevirmekten aciz biri gelir belediye başkanlığı koltuğuna oturur. Sonra da biz kaldırıma kurulmuş dükkanların içinden geçebilmek için izin almakla uğraşırken; oradan geçmekte olan anamızın bacımızın eteklerinin altında manzara seyrederek sabah çaylarını yudumlayan pisikopatları hayretle seyrederiz. Öyle ya! Adam 100 ytl ye bi merdiven altı kiralamış. Kaldırımı boydan boya iskemle ile dayamış-döşemiş. Sonra kendi dükkanının içindeki eşyanın iki katını dükkanın önüne yığan esnaf. Kendini adam bilen bir "sürü" insan. İnsanlar gelip geçemiyormuş... Pöh! ona dert mi? Sonra bu densizlerin sayısı artınca da gelecekte oy kaygısı taşıma ihtimali olan yerel yöneticiler de bunları kıramıyorlar. Aslında iyi bir muhasebe yaparlarsa zarar ettiklerini çok iyi anlayacaklar ya! Hadi neyse. Düşünsenize; kaldırımı enkaza çeviren esnafın bir oyu varsa oradan gelip geçmekte ( Daha doğrusu; geçememekte) olan insanların yüzlerce oyu var. Memlekette herkes haddini ve haklarını bilirse bu tür sorunlardan hiç biri yaşanmaz ki! Kimse hakkına razı değil. Herkes hakettiğinin birkaç katını istiyor. Çarşının en işlek yerinde bir mobilya dükkanı olan dükkanın içi ile yetinmesi gerktiğini bilmiyo mu sanıyorsunuz? Hayır! Biliyor. Ama zorba işte. "Ben bu yolu tıkaarım! kimsede gıkını çıkaramaz." diyor açıkça. Fakat biz anlamazlıktan geliyoruz. Çözüme gelince... Çözüm iş yapmaya meyilli yerel yönetim oluşturmak. Bunu hep birlikte yapmalıyız. Seçim dönemlerinde bize verilen vaadlere veya duygularımıza kulak asmadan, mantığımızın öngördüğü hedefler doğrultusunda hareket edersek ve halk olarak bir ortak yaşantımız olduğpunu anımsayarak bu ortak yaşantımızın standardının yükselmesi için birlikte hareket etmemiz gerktiğinin bilincini yayarsak, bu sorunlar otomotik bir şekilde ortadan kalkacaktır. Bir halk nasıl bir lidere laikse, başına öyle bir lider geçer. ve bizler hep işgüzar liderlerle muhattab olduğumuza göre dönüp kendimizi bir gözden geçirmeliyiz. Nasıl bir lider istiyorsak öyle bir lidere oy vermeliyiz. Partisi, misyonu, vaadleri ve geçmişi ne olursa olsun iş görme yetisi olmayan insanları lider olarak belirlememeliyiz. Ayrıca; İrfan bey benim yüzmeden yana sorunum yok. Gırtlağına kadar b... batmış bir zihniyetle mücadele ederk büyüdüğüm için yüzmeyi öğrendim. :)) bana göre hava hoş valla. Yüzme bilmeyen korksun. ...
Hep Aynı Tablo...Mekanlar Farklı da OLsa..
 // kırçiçeği
Sevgili İrfan SARI Bu anlattığınız manzara o kadar aşina ki İstanbul da da aynı Ankara da da Diyarbakır Mardin ve anlatımlarınızla Yüksekova da da aynı tabloyu sermişsiniz...Hiç yabancı gelmedi..Ama o tabloyu yaratan ve yaşatanlar bizler değilmiyiz toplumun bireyleri olarak...Bu seyyarlara belediyeniz dükkan verse kirası vergisi zor gelir kazandığından vermek istemezler ve yine sokağa çıkarlar...Toplum bireyleri değişimi ve gelişimi benimsemedikçe asla manzara değişmeyecektir..Sizin bizim gibi duyarlı insanlara da bunların üzüntüsünü çekmek kalacak..Duyarlı ve çarpıklıkları dile getirien yazınıza teşekkür ederken şiirleriniz devam mı diye soramadan da edemeyeciğim..Kalın Sağlıcakla.....