İrfan Sarı

Okumuyoruz

2006-11-29 21:50:40

Tabiri yerindeyse takla ata ata… Güzeldere virajlarını yaşlı bir edayla tırmanan bu otobüste Halit ONURSAL’a verilmek üzere bir balya gazete var… Olsun dünden yada öbür günden ya da diğer haftadan kalma mesele değil.

Onun eline varacak ya birazdan…. Hayda!... Ne birazdanı 3-4 saat sonra…

Zaten o dakiktir gazetelerin geldiğini hisseder…. Çabucak kepengi indirir. (kepenk kapama devri değil daha)… Hemencecik karınca telaşında gider ve gelir. O balya gazeteler önce abonelere ayrıştırılır tek tek… Sonra perakende satılacaklar yan tarafa tezgaha yerleştirilir. Dışarıda kuyruk oluşturan biz gazete okuyucuları, Halit ağabeyi gazeteci, kırtasiye dükkanını da gazeteci dükkanı olarak bellemişiz. En azından ben böyle yerleştirmişim usuma... Ki uzun yıllar sonra da kırtasiyelere “gazeteci” diye söylemeye devam edeceğim bir zaman tünelinden geçmişim.

Uzun saçları, İspanyol paça kumaş pantolonu, Maltepe sigarasıyla tipik bir devrimciyi andırsa da o aslında o kırtasiye dükkanında bütün umutlarını devrimleştirmeye fırsat bulamadan akşam ederdi günü. Bir dahaki gün aynı telaş kırtasiye dükkanında emeğe dönüşürdü.

Bu döngü döner dururdu…

 “Düşün İrfan düşün… Bu adam seyyid bundan devrimci olmaz. Ama başında yeşil takkesi yok. Yok bu kesin devrimcidir ve ben de büyüyünce devrimci olacağım” diyorum kendi kendime…

İşe İspanyol paça bir pantolon dikmekle başlıyorum…

Saçlarım kıvırcık ya uzatamıyorum… Bir sigara yakayım dedim Maltepe markalısından hani Halit abinin içtiğinden. Hasta oldum bir hafta nefesimi kaybettim… İyileşir iyileşmez okula gittim, ortaokuldayım;

Müdür soruyor;
- “Bu ne?”
- “Devrimci paça” diyorum.

İki gün de onun için yatıyorum, ağzım burnum kan içinde. “Bu devrimcilik bu kadar kötüyse” diyorum kendi kendime, “Neden herkes kendine devrimci diyor? Hatta beni döven müdürümüz de bas bas bağırıyor “haziranda ölmek zor” Düşün!”diyorum…

O aralar da düşünmek çok tehlikeli ustam, düşünemiyorum…

Birkaç zaman sonra yine kuyruktayım, gazete alacağım… Camdan seyrediyorum, gözümden hangi ayrıntıyı kaçırdım diye…

Yine karınca telaşıyla metal paralar kasaya bir gidip bir çıkıyor… Gazeteler dağıtılıyor hayret ediyorum ne buradaki kaçan ayrıntı… Buldum galiba, devrimciler “yemez”, “içmez”, “üşümez” hatta iş esnasında konuşmaz. Çünkü Halit abi bunları da yapıyordu… Bir dönem bunu denedim, annem kemiklerime et dolayana kadar bir ömür harcadı…

Bittim resmen açlıktan… Takatim kalmadı…

Bir gün yine kuyruktayım ve bu gün kepenk geç açıldı ilk defa… Meğersem kitap göndermişler satılmak üzere, el altından tanıdık yüzlere giden bu kitabı ben almazsam işin sırrını çözemezdim. Rica minnet babamın da hatırına aldım ama bir haftalığım o kitaba gidecekti.

Bütün kaytarma zamanlarımı bu kitaba verdim.

Bir haftada okuduğum bu kitap, “İnce Memed’ idi. Yaşar KEMAL’in kaleminin sırrında bir hafta da devrimciliğin giriş kapısındaki “D”yi öğrenmiş olacağım.

Okuldaki tokatlar beni okuldan uzaklaştırdıkça Halit abinin gazeteci dükkanında aldığım kitaplar beni olgunlaştırıyordu…

Artık yaşıtlarımla kalkıp oturmaz oldum…

Ama o dükkan ve o adam… Yani Halit ONURSAL, “SİNAMA SOKAKTA” yıllarca aynı emeği verecek okumanın ve yazmanın yardım-yataklığını bu güne kadar değişik adreslerde vermeye devam edecek.

O günden bu güne seyrekleşen ve yer yer aklaşan saçlarının dışında hayatında çok şey değişmeyecek. Bir ‘steyşın’ binek araç da hayatında var, onu da söylemeden geçmek istemem. Hala o günün heyecanı ve azmi içinde okullara en yeni kitabı o verir. Kar ettiği paradan zaman zaman sermayeden ayırıp alım gücü olmayan öğrencilere paketleri reklam yapmadan verir…

O, okuma azmini veren emek örneği adamı kaleme almamdaki esas gaye o gazete bayiliğini bıraktıktan sonra aldığımız gazetenin puntlularına dahi göz atmadığımızdır… O yıllar Yüksekovamızda okumanın daha önde olduğunu söylemek hoşuma gidiyor…

Çünkü bu gün Yüksekova’da açılmış tek kitapevi olan KAR KİTAPEVİ kitap satamamanın sitemini ediyor.

Çünkü biz okuma aşkımızı yitirdik…
Çünkü bize bir şeyler oluyor…

Bu yazı toplam 6129 defa okunmuştur