İrfan Sarı

OHAL ve idam

30 Haziran 2010 Çarşamba 01:58

Tırmandırılması için akla hayale gelmeyen küçüklükte düşünen politikacıların Türkiye’de siyasetin çarkını kırdığını artık bilmeyen yok.

Artık tüy kalmadı aklıselim düşünenlerin dilinde. Bu savaş mevcut politika ve geçmişte denenmiş yöntemlerle çözülmüyor diye.

Israr etmenin bu yürümez ağırlığı yürütmenin sonuçları da ağır oluyor, faturası da çok insafsız kesiliyor.

Kürt bölgesinde OHAL gibi despot bir uygulamanın çare görülmesi etrafında duruyor olmak çaresizliğin ta kendisini dayatmaktan başka bir şey değildir. Çareyi üretemiyorsanız bari çaresizlikte bu kadar ısrarcı ve tekrarcı olmayın.

Bir nesil sıkıyönetim gördü.

Sıkıyönetimin insana olan düşmanlığı açıktı bu sebeple zorba marifetiyle büyüyen nesil babalarımızı kırıp geçirdi. O meşhur sıkıyönetim onların üstündeki elbiseyi mintanla değiştirirken hesabındaki derin ekini yapıyordu. Ana dilinde okuduğu duayı Türkçeye dönüştürmeyi döverek söverek öğretmeye çalışıyordu. Hasadına göz dikiyordu. Mecburi (zorunlu) iskan ile kökü kazılıyordu.

Bu gün dahi o mecburiyetin ağır ihlalinden dolayı öz kızını ve oğlunu yaşarken göremeyen sayısız ana ve babanın açık gözleri izler durur o olup bitenleri.

Bir anneyi ve babayı sayısız defa öldürmek için donatılmış devlet politikaları ve bu politikaları uygulayan ruh yoksunu baba adamları anarken dizlerimiz titremektedir.

Bir nesil ise birileri tarafından istenilen OHAL ile büyüdü. Bir gece yarısı evinden alınıp evinden binlerce metre ötede kafasına inşaat çivisi çakılmış halde bulunanlar, helikopterlerden atılanlar, faili bu gün dahi bulunamayan ancak belli adamların haliydi bu OHAL.

Şehirleri günlerce taciz ateşine tutanların, sabahlara kadar evleri tarayanların, evlere baskın yapanların haliydi OHAL.

Evleri taranırken korunsunlar diye pencerelerini toprak kerpiçten küçülttü insanlar. İzleri hala durur yer yer.

Duvarlar delik deşik olurdu. Pencereler paramparça, kapılar kırık.

Çocuklar korkak çocuklar uykusuz.

Altına işeyenlerin sayısında patlama olurdu. Doktor çare bulamazdı. Eczacı derman veremezdi çünkü dermanı yoktu. Vicdandan boşalmış bir hırs, bir öfke, bir kin, bir faşizanlık, bir düşmanca yönetim vardı.

Devletin verdiği kimliği zırt pırt göstermek lazımdı. Tespit için değil aşağılamak, yok saymak, korkutmak için.

Hani şimdi çok değişmedi, OHAL ile bu günkü hal arasında zerre kadar farklılık emaresi yok. OHAL resmi devlet ağzıyla bitti ama hala resmi görülmeyen bir halde sürmektedir.

Aracınız bir gece vakti yada seher vakti ya da kuşluk demi durdurulabilir size kimyası bozuk sorular sorulabilir ve indirilip apış aranıza kadar aranabilinirsiniz. Devlet güvenlik mahkemelerinden farksız çalışmayan ağır ceza mahkemelerinde hiç yere cezalara çarptırılabilinirsiniz.

Buna rağmen birileri OHAL gelsin diyor.

Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi sınavını vermesi kendini gelecek için hazırlaması yeniden ertelenmeye çalışılıyor.

Bu büyümeyen küçük politika ve politika temsilcileri idamı görüşelim diyorlar şimdi. Sanki ülkenin sorunları bitmiş gibi. Sanki çözüm Abdullah ÖCALAN’ı asmaktaymış gibi.

Türkiye’de bir Kürt meselesi var demek ağırlarına gidiyor.

Onun için onlarca yıldır “terör var” deyip Kürtleri kayırdıklarını söyleyen bu insanların Kürtlere dair meramları açığa çıkıyor. Bu meseleyi çözmek istemiyorlar. Operasyonları sürdürmek istiyorlar.

Bu denenmiş yöntemler ile kandil boşalsa bile Kürtler Kürt kimliğinden artık taviz vermeyeceklerdir.

İdamda olsa, imha da…

Uyanmak lazım.

Bu yazı toplam 4832 defa okunmuştur
SORUNU YAKALADIM...SIRA ÇÖZÜMDE..-3-
 // mezopotamyalı
Hem Habur dan girişe izin vereceksin, hemde belediye başkanlığı koltuğunda oturan insanları 10-15 yıl mahkum edeceksin.
Sonra bir olsa neyse de binlerce emsal var.
Ve hala hükümet 10-15 yıl ceza verdiği belediye çalışanlarından birinin dağda eylem yapan kardeşine
"durup dururken niçin eylemler yapmaya başladınız" sorusunu soruyor.
Allah korusun böyle devam ederse tek çözümün İSRAİL yada ERMENİSTAN ile savaşa girmek olacağını düşünüyorum.
Bu yolla KİN VE ADAVETİMİZİ boşaltmış oluruz.
Yani pürü perişan olup biribirimize kızacak takatımız kalmayacak, böylecede Kürt sorunu bitmiş olacak.
Otuz yıldan beri konuşulmadık bir bu yol kalmıştı, onuda acizane bendeniz dillendiriyorum......
01 Temmuz 2010 Perşembe 17:30
SORUNU YAKALADIM...SIRA ÇÖZÜMDE..-2-
 // mezopotamyalı
Hani eskiden bir KIBRIS meselesi vardı, tüm Yunanlara bu gazımızı yöneltiyorduk, böylece rahatlıyorduk.
Sonra yanı başımızda koskoca SSCB, hemen altımızda minnacık ama gözümüzde büyütttüğümüz Süriye, doğumuzda aynı dili konuştuğumuz azeri halkından oluşan Fars devleti, birde Saddam'ımız vardı. Tüm bunlara Kin ve Nefret gazımızı boşaltabiliyorduk. Şimdi kala kala bir Ermenistan bir de İsrail kaldı. Bu da yetmiyor.. Onun için kinimizi nefretimizi biribirimize yöneltiyoruz..
Tek taraflı ateşkes ilan edilir edilmez binlerce insan gözaltına alındı. Mağdur olanların haddi hesabı yok.Ailelerini de hesaplasak çıkan tablo dehşet vericidir.
Ve hükümet hala "durup dururken olaylar niye arttı" sorusunu soruyor.....
01 Temmuz 2010 Perşembe 17:19
SORUNU YAKALADIM...SIRA ÇÖZÜMDE..
 // mezopotamyalı
Her şeyden önce OHAL i isteyen, bu halka reva gören zihniyete bir o ha çekelim.
Bu da yetmez, arkamda sıraya dizilin hep beraber derinden son bir kez bir oooohaaa çekelim.
Oh be.
Arkadaşlar Karında yani karnında gaz birikince insan yerinde duramaz. Yemeğe bile buyur deseler, açlıktan nefesinde koksa, biriken kokuları tahliye etmeden masaya geçemezsin.
Tabi öyle böyle bir gazdan bahsetmiyorum.
O nerenin mahsulu olduğunu bilmediğim KIRMIZI MERCİMEK çorbasını yediğimin birkaç saat sonrası oluşan karın gazından bahsediyorum. Ki çok sevmeme rağmen iki yıldır mercimek çorbasını ağzıma dahi almadım/alamadım.
Şimdi arkadaşlar ülkemizde KİN,NEFRET VE ÖFKE GAZI birikmiş, biriktirilmiş.
İşte bu gazın müsait bir yerde boşaltılması gerek...
01 Temmuz 2010 Perşembe 17:07