İbrahim Genç

Öğretmen Adayları Kimin Umurunda?

13 Ağustos 2011 Cumartesi 02:31

Ülkemizde birçok sorun olmakla birlikte bir ülkenin gelişmişliğinin ve refah seviyesinin en önemli göstergesi sayılabilecek eğitim konusundaki sorunlar her geçen gün derinleşiyor.

Bir tarafta ilköğretim ve ortaöğretimdeki teknik ve müfredat  konularındaki eksiklikler, merkezi sınavlarda ortaya çıkan skandallar, üniversitelerin kurumsal sorunları, diğer tarafta belirsizlik içinde çırpınan fen-edebiyat fakülteli mezunlar ve yıllardır atanamayan öğretmen adayları… Bunların toplamında ortaya çıkan ortak sonuç şüphesiz artan işsizlik olurken okumanın ve diploma sahibi olmanın işe yaramadığı bir ülke olmaya doğru gidiyoruz. 

Ülkeyi yönetenler tarafından ülkenin geleceği olarak görülen bu eğitimli gençlerin sorunlarına yine devleti yönetenlerin kayıtsız kalması da bir başka sorunu ortaya çıkarıyor. Bugün kendilerine “Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” diye teveccühte bulunulan öğretmen adaylarının içine düştükleri psikolojik ve maddi bunalım hali kimsenin umurunda değil. Kimi öğretmen adayı var ki yıllardır atanmayı bekliyor, atanamadıkça yalnızlaşıyor ve kendi içine kapanıyor. Öyle ki ölümü düşünecek derecede psikolojik sorun yaşayanları görebiliyoruz. Durumun ciddiyetini düşünüp de ne aydınlar ne de siyasetçiler bu soruna değinmiyorlar. 

Başbakan Erdoğan seçim döneminde elektronik kitapları göstererek ülkemizdeki öğrencilerin Avrupa’daki Hans’ın ya da ABD’deki George’un sahip olduğu her şeye sahip olacağını söyledi. Ama bu ülkede her şeyden önce o öğrencileri öğretmenlerine kavuşturmak için bir şeyler yapmadı. Seçim yatırımı amacıyla yaptığı atamaların acısını da Ağustos ayı atamalarında az sayıda öğretmen atayarak çıkarıyor şimdi de. Bir tarafta maliye, mali dengeyi gerekçe göstererek öğretmen atamasına izin vermezken diğer tarafta da ABD ile milyar dolarlık antlaşmalara bir çırpıda onay verebiliyor. Böyle bir durumda öğretmen adayları Hükümetin umurunda olduklarını düşünebilirler mi? 

Ülkemizi yönetenlerin ikircikli tutumlarının sonucunda öğretmen adayları karşı karşıya geliyor. Bunun bir boyutu, ücretli öğretmenlik uygulamasının psikolojik etkisidir. En temelde “memur” olunmadıkça ne kadar iyi bir eğitimci olunursa olunsun “ücretli” sıfatının yarattığı ezikliğin etkisi çok büyük. Ülkede resmi kurumlar bile yüz binlerce öğretmen açığından bahsederken kadrolu atama yerine taşeron bir anlayışa kapılıp öğretmen adaylarını az bir ücretle ve yarım sigortayla çalıştırmak ülkemizin sosyal adalet ilkesiyle ne kadar örtüşüyor?

Bunun yanında en çok formasyon alamayan Fen-Edebiyat fakültesi mezunlarının yaptıkları dershane öğretmenliği de ayrı bir sorun. Dershaneler, yüz binlerce işsiz mezunun emeğini sömürerek öğretmenliği en çok itibarsızlaştıran kurumlar haline gelmişlerdir. Buralarda çalışan öğretmenleri de yine devlet, özel sektör üzerinde denetimini güçlendirmediği için yöneticilerin insafına bırakmıştır. Oysa dershaneler üzerinde gerçek anlamda denetleme yapılsa, öğretmenliğin itibarının zedelenmesine ve gençlerin sömürülmesine engel olunabilir. Böyle olmadıkça özel sektörde kimsenin istihdamı gerçekleşmiyor; çünkü kişiler buralarda kendilerini bir hiç gibi görüyorlar.

Bu noktada en çok sorunu yaşayan Fen – Edebiyat fakültesi mezunlarının sorunlarına da dikkat edilmeli. Hükümet, hemen her yerde bölümler açıp yüz binlerce kişiyi üniversitelerde oyalayıp sonra da işsizlik kervanına katıyor. Öyle ki Türk Dili Edebiyat gibi bölümler, açık öğretimlerde bile açıldı. Hal böyleyken Fen- Edebiyat fakültesi mezunlarına verilen formasyon konusunda sürekli değişiklikler yapılması hem kişilerin psikolojisini bozmakta hem de hayatlarını kurmalarına engel olmaktadır. Bugün yüz binlerce Fen-Edebiyat mezunu, YÖK’ün Ağustos toplantısında verilecek kararı bekliyor. Çünkü üniversitelerin Pedagojik Formasyon verip vermeyeceği YÖK’ün iki dudağının arasında. Bu bekleyiş ve belirsizlik her geçen gün sosyal bir patlamaya hazır bir gençlik yaratıyor. 

Sonuç olarak bu yıl Pedagojik Formasyon için bekleyen Fen-Edebiyat mezunlarına yönelik oturmuş bir sisteme geçilmeli. Çünkü herkes biliyor ki hemen her yerde yüz binlerce Fen- Edebiyat öğrencilerinin hepsinin bilim adamı olmasının mümkün olmadığı ve bu fakültelerin tercih edilmesinin özünde öğretmen olmak fikri yattığı bir gerçektir. Bununla birlikte notlarını yükseltmek gibi şansları olmayan daha önceden mezunların uğradıkları 2.50 şartı da gözden geçirilmeli ve eğitim fakültesi mezunlarıyla Fen-Edebiyat fakültesi mezunları birbirine destek vermeli. Atanamamanın en önemli nedeni Hükümetin eğitim konusundaki gayrı ciddi politikalarıdır. Bu sebeple Hükümetin daha çok öğretmen atamasını sağlamak, başlıca amaç olmalıdır.

Bu yazı toplam 5567 defa okunmuştur
emek
 // ahmet dağ
merhaba nasılki bu ülkede gerilla we asker anneleri bırleşirse ulusal sorunumuz cozulecek aynı sekilde oğretmenler ve weliler bırleşmeden aileler oğrencılerıne oğretmenlerıne sahıp cıkmadan bu sorun cozulmez.hak werılmez alınır arkadaslar bız uzun bır sure ayop we eğitimsen olarak dırendık diploma yaktık nafıle arkadaslarımız aclık grewlerıne gıttı nafıle hak werılmez alınır dıyorum aılelerı dırenıse hakları olanı almaya cagırıyorum......
13 Ağustos 2011 Cumartesi 14:43
21
 // 21
yaw 465 puanla dicle matematik öğretmenliğine girebilirmiyim arkadaşlar eğitim fakültelerinin kontenjanları azaldı biliyorsunuz bunu da göz önünde bulundurursanız sevinirim geçen sene 426 la kapattı cevap yazarsanız çok memnun olurum...
13 Ağustos 2011 Cumartesi 14:28
1
 // 1
Öğretmen Adayları Kimin "Umurunda?" it should be that "Umrunda?"...
13 Ağustos 2011 Cumartesi 10:28