İrfan Sarı

Öfke

02 Aralık 2007 Pazar

Duygunun bu haline en çok sahip çıkılması gereken bir zamandan geçiyoruz. Yani sahip çıkmaktan kastim onu kontrol altında tutabilmek için var gücümüzle karşısında durmalıyız demek istiyorum. Bu ülkenin bu kelimenin içindeki kızılca kıyameti görmemesi istenmelidir.

 

“Öfkeliyiz” denmesinden bu yana sokakların dili kan kırmızı olmaya başladı. Artık her eline alet edevat geçiren vatan savunucusu olmaya başladı. Tabii ülkenin başındaki kişi bu kelimeyi kullanan olunca kraldan çok kralcılar peydahlanması doğaldır.

 

Önce düşünmek lazım söylemek için. Düşünmeden ve hesaplanarak söylenmeyen bir kelimenin kızgınlıkla beraber tahribatı kasırga boyutunda olur. Sağduyuyu ne kadar da işletirseniz böylesi bir kasırga akımına karşı duruşu aciz kalacaktır.

 

Elbette aklı selim düşünmek için, içinde bulunduğunuz imkan ve şartları kendi lehinize değil sorumlu olduğunuz insan topluluklarına karşı var etmeyi en insani duygularınızla istiyorsanız bunu başarabilirsiniz… Aksi halde aklıselim oluşmaz.

 

İnsanın öfkelenmemesi için önce bu eylemini gerektirecek tutumları ortadan kaldırabilecek gücünü oluşturması lazım. Eğer bu güç varsa o zaman asla öfkeye kapılmamak için sebepleri ortadan kaldırması lazım. Takvimi oluşturulur reçetesi çıkarılır ve uygun bir tedavi programı startını almış olur. Dünyada insanların daha iyi yaşamasına dair ömürlerini harcayan ve hala da dur durak bilmeyen bir çabanın içinde olan bilim adamı ve siyasetçiler vardır. Neden sizde böyle olmayı denemiyorsunuz.

 

Hayatını en verimli ve en dinamik hatta en yaşanılır yerinde yitiren bir insanın ardından elbette öfkelenir insan ve bu sayı eğer daha fazlaysa öfkesi katlanır bunu anlamak mümkündür. Duygusal olarak bu atmosferin yoğunluğunu bilmemek için gaddar olmak lazım. Ama öfkelenmemek için yani o canların yitmemesi için bir çaba içinde değilse insan o zaman sorumluluk gereği yapmakta olduğu işin başarısızlığını görüp oradan ayrılmak lazım.

 

Bu işin kısa vadede çözümü için ölümü gerçekleştiren öfkeyi yok etmekle başlamak lazım. Öfkeniz sizi öfkelendirmenize neden olan olayı yapmaya sürüklüyorsa bu duygunuzu dizginlemeyi bilmelisiniz. Keza dişe diş bir sav doğru değildir. Şiddetle birlikte ülkenin girdiği yörüngeyi değiştirmek gerekiyor şu saat itibarıyla.

 

Şu sıralar sevgi ve hoşgörünün ne kadar anlamsız ve içi boş söylemler olduğunu söylememe gerek yok. Sanırım bunu bu ülkede yaşayan her birey rahatlıkla algılıyordur. Mesele ise bu algıya sahip insan kitlelerinin bir türlü bir araya gelip sevgi ve hoşgörünün tesisi için bir eylemler planı yapamamasıdır. Düşünen varlıklar olarak konuşmayı ve dinlemeyi neden bu kadar soğuk tuttuğumuzu da anlamakta zorluk çekiyorum. Her halükarda sevgi ile bakıldığında meseleye çözüm kendiliğinden gelişecektir diye düşünüyorum. Sihirli sözcük olan sevginin hayata geçmesi neden bu kadar zor ki?

 

Öfkemizi davranışlarımıza alet etmekten vazgeçmeliyiz çok acele ki hayatımızın bir parçasıdır aslında öfke ama her şeye karşın hayatımızı zindan ediyorsa bu sözcüğün altındaki karanlık onu mahkum etmek ve ona yenilmemek için insan olarak gücümüzün irade dediğimiz kısmını harekete geçirmemiz gerekiyor. Çünkü öfkelendiğimiz her saniye bizi başka bir biz yapmaktan öteye gidemeyecektir.

 

Onun için bizi ülke olarak içine alan bu duygu yoğunluğundan bir kurtarıcının gelip almasını beklemektense öz gücümüzü ortaya koyup meseleye akıl erdirerek uykularımıza ve dolayısıyla nefes alışımıza engel olacak boyuta gelen bu atmosferden kurtulmayı denemeliyiz. Bu güç bizde var emin olun var…

Bu yazı toplam 8066 defa okunmuştur
Hz Ömer
 // OSMAN
Bir gün Hz.Ömer bir yoldan geerken karşıda pehlivanların güreştiğini görür ve orda durur onlara şu sözü söyler:En büyük pehlivan en çok sinirlendiği anda öfkesini yenebilen inandır.Sagılar yüksekovaya ve size SAYIN İRFAN ABİ....
05 Aralık 2007 Çarşamba 13:37
cennet-cehhenem..
 // mehmet ışık ron
saraydaki şövalyelerden biri bir gün bir dervişe rastlar.ondan cennet ve cehennemin olup olmadığını öğrenmek ister ve bilgeye sorar:
- kıymetli bilge cehennem il cennet gerçekten varmı?
bilge alaycı bir ifadeyle şövalyeye bakar ve,
- senin gibi işe yaramaz ve cahil birine neden bunu söyleyeyim ki, der.
şövalye sinirlenmeye başlar bilgenin kendisi ile dalga geçtiğini düşünür ve elini ÖFKE ile kılıcına uzatır. bunu gören bilge şövalyeyi iyice sinirlendirmek ister ve,
- eminim o kılıcın bir tavuğu bile kesemeyecek kadar kördür, der.
şövalye öfkesinden kudurur ve kılıcını hızla çekip bilgeye saplayacağı sırada bilge sakin bir şekilde,
- işte bu cehennemdir, der.
şövalye hatasını anlar dersini de alır,kılıcını yavaşça kınına sokar. bilge,
- işte bu da cennettir,der.
şövalye bilgenin önünde saygıyla eğilir......
04 Aralık 2007 Salı 22:45
tebrikler
 // arayaaxin
irfan beye teşekkürlerimi sunarak, bu yazının ulusal düzeyde tanınan sözde aydın ve yazarlara ders olması gerektiğini düşünüyorum. çünkü; sabırlarının tükendiğini ifade eden devlet büyüklerinin cesaretlendirilmeleri ile sokaklara dökülen ırkçıların linç etmeye çalıştıklarıbir ülkenin büyükleri, aydınları ,çizerleri KÜRTLER sizi utandırmıştır... tahriklerinize kapılmadan ve yine sabırlarıyla..ama umarım ki, siz devlet büyüklerinin taşan sabırları yanında- Kürtlerin de sabırları taşmaz o zaman görün siz düşünmek bile istemiyorum. selamlar........
04 Aralık 2007 Salı 19:01