İbrahim Genç

Öcalan’ın Aradığı Hükümet’e Ulaşılamıyor!

27 Nisan 2014 Pazar 11:37

Türkiye’de yerleşen tekçi zihniyetten dolayı on yıllarca süren bir şiddet dönemi yaşandı. Bu şiddet sarmalında özellikle Kürtler siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda büyük bir yıkım yaşadılar. Kimilerinin adına “savaş”, kimilerinin “düşük yoğunluklu savaş” ve kimilerinin de “terör” dediği bu dönemde devlet, Kürtlerin varlığını bile kabul etmediğinden sorunun adı bile konulamadı. Yıllar sonra değişen dönüşen Ortadoğu dengeleriyle birlikte Türkiye’de de özellikle AKP döneminde belirgin bir paradigma değişikliği oldu. Bunun sonucunda da Kürt hareketlerini Kürtlerden ayırmaya çalışan reddiyeci anlayış iflas etmiş ve çözüm süreci, 2013 Newroz’uyla resmen başlamıştı.

Zaten çözüm süreci artık başlamalıydı. Çünkü geçmiş yıllarda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başta olmak üzere birçok üst düzey siyasetçi, Türkiye’de en büyük sorunun Kürt sorunu olduğunu ifade ediyordu. Buna bir de Türkiye’nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin sahip olduğu petrol zenginliğinden istifade etme gayretlerini de eklersek her şekilde çözüm süreci Türkiye’nin işine yarayacaktı. Bu nedenlerin tetiklediği çözüm süreci, BDP’li vekillerin İmralı-Kandil-Hükümet arasında mektup taşımalarıyla bu güne kadar geldi. Ama süreç boyunca Kürt tarafı ısrarla sürecin Öcalan tarafından tek taraflı yürütüldüğünden yakındı.

Bu konuda en büyük beklenti şüphesiz 30 Mart yerel seçimlerinden sonra atılacak adımlardaydı. Kimi çevreler, özellikle de Cemaat’in çabalarıyla, zaten az oy alıp dağılma dönemine girecek AKP’yle sürecin bitirilmesi gerektiğini ima ediyordu. Belki de bu yüzdendir ki her ne kadar haftalık görüşmelerde Öcalan ısrarla devlet heyetiyle görüşmelerinin olumlu geçtiğini (9 Mart) söylese de KCK yetkililerinden sert açıklamalar geliyordu. Murat Karayılan “Seçimden bir-iki hafta sonrasına kadar adım atılmadığı taktirde sürecin bittiğini herkesin bilmesi gerekiyor. (17 Mart)” derken Cemil Bayık “AKP gibi hegemonya peşinde koşan bir hükümetin bu sorunu çözemeyeceği anlaşılmıştır. Bu açıdan da AKP Hükümeti, Önder Apo'nun başlattığı ve Hareketimizin de başarıya ulaşması için büyük çaba harcadığı demokratikleşme hamlesinin muhatabı olmaktan çıkmıştır. (15 Mart)" diyordu.

Buna karşın 2014 Newroz’unda Öcalan ısrarla sürecin arkasında duran bir profil çizerek “kararlı bir barış önderliği” nitelemesiyle bunu teyit ediyordu. Öcalan’ın mesajında “Barışırken korkmayacağız” denilerek bir özgüven vurgusu da yapılırken Türk-Kürt ilişkilerinin bu yüz yılda yeniden inşa edilmesinden bahsediliyordu. Bu noktada belki de bir samimiyet testi açısından HDP sürecinin başlamasında da bu düşüncenin payı olduğunu söyleyebiliriz. Bu da sürecin tarafları açısından karşılıklı güvenin inşası anlamında Kürt tarafının bir jesti olarak da algılanabilir. Tabii Kürt tarafı da Hükümet’ten sürecin yasal bir statüye kavuşturulması için “Toplumsal Müzakere ve Barış Yasası”nın çıkarılmasını istedi.

Bu konuda Hükümet, seçimlerden yüksek bir oyla galip çıkmasına rağmen eski ürkekliğini ve/ya isteksizliğini devam ettirdi. AKP bu anlamda Cemaat yapılarıyla meşgulken diğer taraftan da Gezi olayları tarzı çeşitli isyan dalgalarının çıkmasından da hep korktu. Böylece Hükümet, son bir yıldan bu yana yaşadığı korkudan dolayı adeta paranoyak oldu ve otoriterleşmeye başladı. Hükümet’in bu yoğunluğuyla birlikte çözüm süreci de tıkanma noktasına geldi. Oysa nasıl ki 2011 seçimlerinde halk “bizi darbe yasasından kurtarma yetkisini sana veriyoruz” dediyse 30 Mart seçimlerinde de halk “Çözüm sürecini devam ettir” mesajını verdi. Tabii AKP, MİT yasasını ancak çıkarabildi. Bu da doğrudan çözüm sürecini muhatap alan bir yasa değildi. Buna göre her ne kadar Hakan Fidan garantiye alınırken İmralı heyetindeki Baluken, Buldan ve Önder’i de garantiye alan bir şey yoktu. Ki bu sebeple de KCK ve DTK başta olmak üzere Kürt tarafı AKP’nin bu tavrını “ciddiyetsizlik” olarak değerlendirdiler.

Çözüm sürecinin AKP tarafından bir soğumaya bırakılmasıyla süreç, bir süredir yerinde sayıyor. Öcalan’la görüşmeler ve servis edilen fotoğraflar, sabırsızlaşan toplumun gazını almaya yetiyordu artık. Dün gerçekleştirilen İmralı görüşmesinde pek olumlu bir tablodan bahsedemeyiz. Artık ya hep ya hiç noktasına doğru giden bir süreç var. Bu sebeple Öcalan’ın “Dönem karakter değiştiriyor. Her an derinlikli çözüm imkanları da, çatışma olasılıkları da devrededir.” sözleri önemlidir. Öcalan, ısrarla yaptıkları uğraşın hukuki anlamda adının konulmasını talep ediyor. Ülkede kamu gücünü ve toplumsal temsiliyeti elinde tutanın AKP olmasından dolayı da Öcalan “Hükümetin atacağı adımlar çatışma olasılığını ortadan kaldıracağı gibi çözümü de yeni formatta derinleştirerek geliştirebilir.” diyor. Bu ifade aslında Öcalan’ın “Üzerime düşeni ben yaptım, bundan pişman değilim; ama artık Hükümet adım atmalı” mesajı olarak da okunabilir.

Son tahlilde “Kürtler rahatsız” bu işten. Her cenahtan homurdanmalar yükseliyor. Çünkü çatışmanın olmaması, çözüm anlamına gelmiyor. İnsanlar somut anlamda bir gelişme istiyorlar. Çözüm gelişmedikçe Kürt cenahında çıta da yükseliyor. Eğer somut pratik adımlar atılmazsa sanırım bundan sonrası için –hele ki Ortadoğu’da konjonktür Kürtlerden yanayken- Kürtlerin masaya oturtulması zorlaşacak ve AKP-KDP bölgesel enerji ittifakı hayalleri de çökecektir.

Bu yazı toplam 6414 defa okunmuştur
SEV
 // Hasan
Sevgili İbrahim Muhataplar şu anda inlerde arama yapıyorlar. O açıdan gönderilen sinyalleri alamıyorlardır. Umarım en kısa sürede alır ve gereğini yaparlar...
28 Nisan 2014 Pazartesi 19:43