İbrahim Genç

Öcalan’dan Japonya’ya Mesaj

05 Nisan 2015 Pazar 15:10

Ortadoğu’nun sahip olduğu yer altı ve yer üstü zenginlikler, uzak veya yakın tüm devletlerin ilgisini çekiyor. Okyanus ötesi dahil olmak üzere Uzak Asya’nın kimi devletleri bile ittifaklar üzerinden Ortadoğu’da etkin olmanın mücadelesini veriyor. Dolayısıyla burada Kürtlerin üzerinde yaşadığı tarihi Kürdistan coğrafyası da her gün biraz daha ön plana çıkıyor. Burada ABD dışında kimi Avrupa devletlerinin de etkin olmaya çalıştığını biliyoruz. Yine özellikle ABD üzerinden Japonya’nın Ortadoğu’da etkin olma gayretleri söz konusudur. Çünkü Japonya, enerji ihtiyacının çoğunu Ortadoğu’dan sağlıyor. Japonya’nın diplomasi alanındaki pasifliği, Türkiye gibi ülkelerle yaptığı ittifaklardan dolayı bölgede Kürt sorunu gibi konularda duruş sergilememesi onu etkisiz kılıyor. Dolayısıyla Japonya, tarihi rakibi Çin karşısında dünya pazarlarında zorlanırken diplomasi alanında ABD’nin gölgesi durumuna geliyor. Bu durumda yaklaşımı ve teorileri günbegün önem kazanan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Japonya hakkındaki fikirlerine ilk defa yer vereceğiz. Japon gazeteci Kiyoshi Nakagawa’nın 1991 yılında Öcalan’la yaptığı röportajdan aktaracağım bu bölüm, Japonca dışında ilk defa yayınlanıyor. Özellikle 1991 Körfez Savaşı üzerinden Öcalan’ın yaptığı bu değerlendirmeler, yıllar da geçse hâlâ geçerliliğini koruyor.

“Japonya, ABD’nin çok kişiliksiz işbirlikçisi”

İkinci dünya Savaşı sonrası ABD’nin dayatması olan 1947 Japon anayasasının 9. maddesi, Japonya’nın savaşı bir çözüm yolu olarak kullanmamak üzere silahlanmayacağını ve savaşa destek vermeyeceğini belirtse de Japonya, 1991 Körfez savaşına hem para hem de askeri destek vermişti. Öcalan, bu konuda “Japonya, Amerika’nın çok silik ve kişiliksiz bir işbirlikçisi gibi hareket etti” dedikten sonra şunları söylüyor: “Yani böyle sanki ağa ne derse kölesi de ağam öyle. Yani çok sadıktır. Bence çok kişiliksiz bir politikaydı. Bu kadar olmamalıydı. Yani 9 milyar hem de halkın sırtına karşılıksız bindirerek, ABD’nin savaş tekerine koşturması tek kelime ile Japonya’daki Hükümet’in veya kim sorumlu ise kişiliksizliğini ispatlar. Yani bir savaş daha çıkarsa, yine böyle yardım ederse Amerika’ya bu çok kötü olur. Hiç olmazsa kendi politikası ile gelip girseydi. Bağımsız bir politikası olsun, arabulucu olsun, şahsiyetli bir politika ile onun için masraf yapsaydı. Hem kendi halkının hayrına olurdu hem de Ortadoğu halklarının hayrına olabilirdi. Ama hiçbir itiraz ileri sürmeden ABD’nin emrine vermesi  Japon halkının da Ortadoğu halklarının da aleyhinde ve kötü bir politika. Bu çok kötü politikayı izlememesi gerekir. Bu gerçekten böyle devam ederse, bu gerçekten günümüzün en tehlikeli , en uşak politikalarından işbirlikçi politikalardan birisidir. Muhalefetin ne kadar tavır aldığını bilmiyorum. Yalnız bana göre Japonya ekonomisi çok güçlü olan fakat siyasi kişiliği olmayan bir ülkedir. Maalesef bu gerçeği söylemeliyim. Yani istemememe rağmen söylüyorum. Ekonomide bu kadar yaratıcı ve deha sahibi olacaksın, siyasette bu kadar cüce olacaksın, küçük olacaksın. Bu ciddi bir çelişkidir. Bunu söylemeliyim. Bir de milliyetçiler, aşırı milliyetçilik var. Fakat kendi ulusal geleneklerine bağlı olmaları olumludur. Tarih, ulusal gelenek, ulusal kültürlerine bağlı olmaları, çalışkan olmaları olumludur. Bunu, bana göre dünyaya olumlu biçimde yansıtamıyorlar. Dünyaya yansıyan kısmı olumsuz yönüdür.  Uydu kişilik, aşırı milli çıkarlar, onun dışında mesela demokrasiye yardım etme, dünya halklarının çıkarlarını az çok kollama, bu gelişmemiş. Tabii bu Hükümet ile ilgilidir. Ben Japon halkı böyledir demiyorum. Japon muhalefeti de bu yüzden zayıftır.”

“Bu parti bence Japonya’ya vereceğini verdi”

“Sosyalist partiyi iyi tanımıyorum. Fakat mücadelesini az çok duyuyorum. Sanıyorum başkanı da bir kadındır. Ne kadar sosyalisttir bilemiyorum. Ayrıca şunu da söylemeliyim, ben bu sosyalist ve  komünist partileri milliyetçi buluyorum. Komünist partileri Çin’de de, Sovyetler’de de bana göre milliyetçidir. Sosyalist parti acaba bu Batı Avrupa’daki sosyal demokratlar gibi midir yoksa gerçekten demokratik bir parti midir? Onu da iyi bilemiyorum. Fakat herhalde biraz demokratik bir partidir. Eleştirileri zaman zaman iyidir. Bana göre Japonya’nın muhtaç olduğu bu. Biraz da şovenist, yine o tarihten gelme tutuculuğu biraz aşmaları lazım. Muhalefetin bu temelde gelişeceğine umudum var. Çünkü Japonya bundan sonra böyle bir muhalefet geliştirebilir. Bu 30-40 yıllık sanırım bir liberal parti baştadır. Bu parti bence Japonya’ya vereceğini verdi. Bundan sonra daha çağdaş, daha liberal, daha şahsiyetli bir dış politika Japonya için, Japon halkına da, Japon ulusuna da yararlıdır ve gerekir de. Japonya’nın ekonomisi, Japonya’nın tarihi, biraz daha Japonya’yı öne çıkarır. Özellikle Asya’da, Ortadoğu’da daha yapıcı rol oynayabilir. Silik Amerikan kuyrukçusu bir politika değil, bağımsız ve biraz demokrasiden yana bir politika Japonya için de Asya halkları için de hayli olumludur. Muhalefetin bu temelde rol oynayabileceğine inanıyorum ve beklentimizdir.”

“Japon anayasası güdümlü bir anayasadır”

Öcalan, bağımsız bir Kürdistan kurulması durumunda Japonya’nın savaşa girmeyi ve savaşa mali destek vermeyi yasaklayan anayasası gibi bir Kürdistan anayasasının yapılıp yapılmayacağı sorusuna şöyle cevap veriyor: “Bence bu Japon anayasası, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra güdümlü bir anayasadır. Güdümlü yani itilaf devletlerinin, başını ABD’nin çektiği müttefik kuvvetlerin veya itilaf devletlerin, o dönem Amerika cephesinin dayatması altında oluşan bir anayasadır. Ve tabii ki gerçekçi değil, Japonya’nın biraz elini kolunu bağlıyor. Bu anayasanın tartışılması veya bu anayasaya karşı çıkılması bence doğrudur. Ama Hükümet olumsuz temelde değerlendiriyor. Yani anayasayı aşarken Amerikancı, Amerika’ya hizmet etmek için anayasayı çiğniyor. Bu daha kötü bir biçimde, ama ABD’nin dayatması altında olan bu anayasayı değiştirmek, bu anayasaya karşı çıkmak Japon ulusunun onurudur ve beklentisidir. Bu anayasa değişikliği ki sanıyorum Japonya’nın cüce kalmasının nedenidir. Ve mutlaka aşılması gerekir. Dünyaya gücüyle orantılı olarak; ama Amerikan işbirlikçisi bir emperyalist ülke değil, demokrasiden yana siyasi ağırlığını artırarak, gerekirse hatta insan hakları, demokrasi, işte buna benzer bir açılım olmalı Japonya’nın. Ekonomisi kadar, yaratıcılığı kadar dünyaya bir açılımı olmalıdır. Bu temelde anayasa engelse bu anayasa engeli ortadan kaldırılmalıdır. Bunu olumlu buluyorum. Fakat Hükümet’in yaptığı olumsuz yönde bir zorlamadır. Yani ABD’ye para verelim, asker gönderelim, buna karşıyız. Amerikan politikasına hizmet denir. Bu temelde anayasayı zorlamak ve muhalefetin de karşı çıkması yerindedir. Bunu da söyleyeyim, bence Japonya henüz Almanya gibi bir şeye ihtiyacı vardır. Kendi kişiliğini konuşturmaya, kendi siyasi bağımsızlığını, siyasi dış politikasını kişilikli bir biçimde ortaya koymaya ihtiyacı vardır. Gerekirse bu temelde anayasasını değiştirebilir. Yadırgıyorum yani, biz Kürdistan’da henüz imhadan zor bela kurtulabilen bir halkız ama sizden daha fazla cesur, daha fazla etkileyici oluyoruz. Yani özgürüz biraz, hiçbir şeyimiz olamadan. Siz o kadar güçlüsünüz ama o kadar bağlısınız. Yani bu nasıl oluyor, büyük bir çelişki.”

“Japonya ve Ortadoğu arasındaki ilişki”

“Japonya devletine bir mesajınız var mı?” sorusu üzerine Japonya’nın Asya ülkesi olmasından dolayı bölgede daha çok yer alması gerektiğini belirten Öcalan şunları söyledi: “Japonya Asya ülkesidir. Ortadoğu ile aslında çok önemli ilişkileri var. Çıkarları Ortadoğu’da çok önemli. En azından 20-30 yıl hayatidir. Ticari o petrol ticaretleri, bu konuda Japonya’nın en çok ilgilenmesi gereken bir alan durumunda Ortadoğu. Hatta ABD, mesela Asya ülkesi değil ve çok uzaklarda bir ülke, Avrupa hakeza öyledir. Aslında dikkat edilirse Ortadoğu ile Japonya arasındaki ilişkinin, Avrupa ve ABD ilişkilerinden daha fazla olması gerekir. Japonya’nın ekonomisi ABD ve Avrupa ekonomilerine göre biraz daha güçlü ve olumlu rol oynayacaksa, Ortadoğu ülkelerinde daha fazla rol oynayabilir. Şöyle bir dengesizlik var. Japonya’nın ekonomik gücüyle siyasi gücü arasında bir dengesizlik var. Yine ABD, Avrupa’nın Ortadoğu üzerindeki etkinlikleri ile Japonya’nın ekonomisi ile orantısız, çok zayıf etkisi bir çelişkidir. Japonya Hükümetini bilemiyorum, aslında bu çelişkileri  görmemesi veya görüp de gereken tavra yönelmemesini ben ciddi bir eksiklik olarak görüyorum.

“Japonya Kürt meselesiyle ilgilenmeli”

“Japonya’nın Ortadoğu’da emperyalistlik yapması zordur. Fakat en azından ABD’nin kuyrukçusu olmamalı. Avrupa’nın da böyle bir kuyrukçusu olmama gibi bir politikaya rahat girebilir. Çıkarı da var bunda. Öyle bir Kürt meselesinden bahsediyoruz. ABD’nin ilgilendiğinden daha fazla ilgilenebilir. Çünkü etkinliği gelişecek bir halk, hatta şimdiden bile siyasi etkisi gittikçe gelişiyor. Yine ABD bu kadar ilgileniyor, Avrupa ülkeleri bu kadar ilgilenir da Japonya diyorsunuz, Kürt bir yemek biçimidir. O kadar geri değil mi? Bu çok büyük bir çelişki, bunun aşılması gereği açık. Yalnız Hükümet düzeyinde değil, kamuoyu düzeyinde de aşılması gerekir. Yani halkın, kamuoyu dediğimiz o bilincinde de aşılması gerekir. Yalnız Kürtler için demiyorum. Filistinliler, Araplar, İran’daki şeylerdir. Japonya yaratıcı bir ülke aslında, ben yetenekli görüyorum. Özellikle teknikte, ekonomide oldukça yetenekli. Ortadoğu bu yetenekten yararlanabilir. Ama Ortadoğu da gerçekten dünya siyasi dengesini değiştirecek bir alandır. Eğer siyasi bakımdan da ilgilenmesini tam sürdürebilirse, bundan Japonya, Japon halkı da dahil tabii çok şey kazanabilir. Çarpık politikasını değiştirmesi gerekir. Amerikan kuyrukçusu politikası hatta Türkiye’de mesela. Türkiye’nin çok böyle hiç siyasi durumunu hesaba katmadan işte mesela GAP şirketi filan dediniz. GAP bir defa Kürdistan’da bir yerdir. Japon şirketleri biraz Kürtlerin gerçeklerini görerek adım atmalılar. Çünkü yarın o şirketlerin yatırımları boşa çıkar. Neden siyasi gerçekleri göz önüne almıyorlar? Türkiye’nin Kürtlerin siyasi gerçeğini göz önüne getirmediği için yatırımlar boşa gidecek. Bu konuda açık bir çelişki var, eksiklik var. Bunları dikkate alan bir politika bence Japonya için daha uygun sonuçlar getirir.”

“Asya halklarının dayanışmasından yanayım”

“Dediğim gibi birisi Asya’nın batısında (Ortadoğu), birisi Asya’nın doğusunda (Japonya); fakat aralarında hayati çıkarların da olduğuna inanıyorum. Tarihte bile İpek Yolu İskenderun’dan başlardı. Bu Akdeniz kıyılarından Çin denizine kadar, Japonya’ya kadar gelirdi. Yani ilişkileri daha canlı ve somuttu. Şimdi tarihi bir şey de var. Bu temelde demek istediğim şimdi bu yenilenebilir. Ben genelde Asya halklarının biraz Avrupa ve Amerikalılardan farklı ve biraz da kendi dayanışmalarını gerçekleştirmelerinden yanayım. İster Asya’nın doğusunda, ister ortasında, ister batısında, Asya halklarının birlik ve dayanışması bence çok önemlidir. Çünkü hâlâ bu gelişmediği için ABD’nin ve hatta kısmen Sovyetlerin hakimiyeti var. Avrupa’nın, Sovyetlerin ve Amerika’nın hakimiyeti var ve çıkarlarını tehlikeye düşürüyor. Çin de iyi gelişmiyor. Japonya da bu konuda baskı altındadır. Hindistan’da da öyledir, İran da öyledir, Ortadoğu Arap ülkeleri öyledir. Bütünü ile böyledir. Bu ne ile ortadan kalkabilir? Japonya’nın, Asya halklarının kendi aralarında daha şimdiden ekonomik, kültürel, giderek siyasi dayanışmayı ön plana çıkarmalarına bağlı. Japonya bence Avrupa’ya, Amerika’ya hatta Sovyetlere fazla girecek veya onlarla ittifak ederek gelişme sağlayamaz. Geleceği biraz geniş Asya halkları, hatta Afrika halkları ile geliştireceği ilişkide olabilir. Bu temelde bir politikanın giderek gelişmesi Japonya’yı dar hatta küçültücü politikadan kurtarabilir. Bilmem sizlerde böyle bir gelişme var mı, tartışma var mı onu bilemem. Muhalefet partileri veya aydınlar ne düşünüyor. Ama bence geleceği bu temelde biraz daha olumlu, daha şahsiyetli bir hal alabilir. Bunu ben söyleyebilirim. Kürtler söz konusu olduğunda Kürtler de yaşama şansını zorlayan bir halk. Giderek Ortadoğu’da özellikle köprü, kilit rollerden birisini oynayabilecek bir halk durumuna geliyor.”

“Kürtlerin de bir Halepçe’si oldu”

“Hükümet’in her şeyi ekonomik çıkara bağlı değil; biraz da sosyal, siyasal, hatta moral değerleri göz önüne getirerek politikasına yön vermesi önemlidir. Bunu yapmazsa siz bugün, siz Hiroşima’nın, Nagazaki’nin acısını hâlâ yaşıyorsunuz sanırım değil mi? Kürtlerin de bir Halepçe’si oldu. Dikkat edilirse bunlar büyük acılardır. Bu acılara bir kez daha düşmemek açısından halkların birbirilerini moralmen desteklemeleri, böyle büyük tehlikelere karşı desteklemeleri önemlidir. Hiç olmazsa başlarına böyle başlarına büyük felaketler gelen halklar daha çok birbirilerini anlamak ve tanımak durumundadırlar. Ve ilginçtir tabii. Yani Halepçe bir nevi ikinci atom bombası denemesidir. Birbirilerini daha iyi anlayabilirler. Bu arada bunu vurgulayabilirim. Tabii bu nedenle ilk defa dedim ya, Asyalı gazeteciler olarak sizinle görüşüyorum. Yine Japonya’dan ilk defa sizinle görüşüyorum. Ben kendimi Asyalı sayarım. Asyalı halkları kendimize daha yakın buluruz. Fakat önlerinde birçok sorunun olduğuna da inanıyorum. Bu sorunların çözümü uzun mücadele, uğraş ister. Ama Asya bir yerde insanlığın doğduğu ve geliştiği bir kıtadır. İnsanlık Asya’da doğdu. Uygarlık Asya’da doğdu. Tekrar insanlığa çok şey verebilecek bir aşamaya gelmiştir. Japonya bence önemli rol oynayabilir. Ortadoğu’da bir rol oynamaya aday adaydır. Bundan sonra özellikle öne çıkabilir. Bütün bunlar ilişkilerin daha iyi gelişmesine rol açabilir. Halklarımızın birbirini daha iyi anlamaları gerektiğini ortaya çıkarabilir. Uzak durmak iyi değil. Batılı gazeteciler veya batılı aydınlar çok fazla ilgileniyorlar Ortadoğu ve Asya ile. Ama Asyalılar, Ortadoğulular birbirileri ile onların ilgilendiği kadar ilgilenmiyorlar. Bu büyük bir çelişki. Bunu gidermenin zamanıdır. Daha iyi birbirini kavramak, daha iyi iletişim ağının içinde olmak kendilerinin hayati çıkarlardır.”

Bu yazı toplam 24068 defa okunmuştur