Ümit Yazıcıoğlu

Obama'nın Kahire konuşması

05 Haziran 2009 Cuma

Hepimizin bildiği gibi Başkan Obama, bir kaç ay önce Türkiye"deydi. İlk yurt dışı gezisini Türkiye"ye yaparak ciddi bir mesaj vermişti. TBMM"de yaptığı önemli konuşması, değerli Doç. Dr. Abdullah Gül ve Sayın Başbakan"la yakınlaşması, Türkiye"nin ABD açısından önemini belirtmekteydi. Verdiği mesajlar kadar, o mesajı neden verdiği de çok önemliydi. Ankara"da ABD"nin İslamiyet"le bir savaş içinde olmadığını ve asla olmayacağını açıkça belirtmişti. Sayın Ahmet Türk"le birlikte vermiş olduğu görüşme kareleri, Kürt sorununa demokratik çözüm bulunması gerekliliğini, mesajını vurguluyor ve işaret ediyordu.

Başkan Obama"nın Kahire Üniversitesi'nde 4 Haziran 2009"da yerel saat:13.00"de Müslümanlara tarihi hitabında, İslam'a övgü düzse de anlaşmazlık konularıyla yüzleşmek gerektiğini vurguladı. Verdiği mesajlar çok net. Ortadoğu ve İslam dünyasının sosyal, kültürel, siyasal tahlillerini içeren onun bu konuşması, İslam dünyasında yeni bir Obama fırtınası estirecek düzeydedir.

İslam'la Batı arasında gerilime sebep olan yedi konuya açıklık getirdi:  '11 Eylül bizim için travma' diyen Obama, aşırılıkçılarla mücadele azmini dile getirdi, İsrail'e 'Filistin devleti kurulacak' mesajı yolladı. 'Demokrasi dayatmayacağız' dese de demokrasi dersi verdi, kadın haklarına özel vurgu yaptı. 

Başkan Obama"nın bu tarihi konuşma metninin Türkçesini aynen siz okuyucularım için köşemde yayınlıyorum:

Yeni Başlangıç Üzerine Başkan"dan Düşünceler:

„İki fevkalade enstitü tarafından, zamana karşı duran şehir Kahire"de konuk edilmekten şeref duyuyorum. El Azhar bin yıldan uzun bir süreden beri İslam öğretisinin rehberi olmuş ve Kahire Üniversitesi de yüzyıldan uzun zamandır Mısır"ın gelişmesinde rol oynamıştır.  Siz, birlikte, gelenek ve gelişme arasındaki ahengi temsil ediyorsunuz.  Sizin  ve Mısır halkının konukseverliği için teşekkür ediyorum.  Aynı zamanda Amerikan halkının iyi dileklerini, ülkemdeki Müslüman toplumun barış selamını size iletmekten gurur duyuyorum:  “Esselamün aleyküm.”

Biz, Amerika Birleşik Devletleri ile İslam dünyası arasında, kökleri herhangi güncel politik tartışmanın çok ötesine uzanan tarihi konulara dayanan gergin bir dönemin yaşandığı bir zamanda bir araya geliyoruz.  İslam ve Batı arasındaki ilişkiler yüzyıllarca devam eden barış içinde bir arada yaşama ve işbirliği ile birlikte, anlaşmazlık ve dini savaşları da kapsar.  Son zamanlarda bu gerginlik, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin çoğu zaman hak ve olanaklardan mahrum edilmesine yol açan sömürgecilik ve ülkelerin kendi arzuları dikkate alınmadan genellikle ellerinden vekâlet alınmış gibi davranılan bir Soğuk Savaşla beslendi.  Ayrıca, modernleşme ve küreselleşmenin getirdiği köklü değişiklikler birçok Müslümanın, Batıyı İslam geleneklerine düşman olarak görmesine yol açtı.

Şiddet yanlısı aşırıcılar, İslam dünyasının küçük ama güçlü bir kesiminde kendi çıkarları için bu gerginlikten faydalandı.  Bu aşırıcılar gerçekleştirdiği 11 Eylül 2001 saldırıları ve sivil topluma karşı şiddete başvurmağa devam etmeleri ise, bazı kişilerin ülkemde İslamı sadece Amerika ve Batı ülkelerine değil, insan haklarına da düşman olarak nitelemelerine yol açtı.  Bu durum, korku ve güvensizliği daha da besledi.

Bizim ilişkilerimiz aramızdaki farklılıklarla tanımlandığı sürece, barış yerine nefret ekenleri ve adalet ve refahı sağlamağa yardım edebilecek işbirliği yerine anlaşmazlığı destekleyenleri güçlendirmiş olacağız.  Biz bu bir şüphe ve uyuşmazlık döngüsünü sona erdirmeliyiz.

Ben Kahire"ye Amerika Birleşik Devletleri ile Dünyadaki Müslümanlar arasında karşılıklı çıkar ve karşılıklı saygıya dayanan, Amerika ve İslamın birbirleriyle zıt olmadığı ve rekabete gerek bulunmadığı gerçeğine dayanan yeni bir başlangıç arayışı ile geldim.  Aslında onlar birbirini tamamlar, adalet ve gelişim, hoşgörü ve bütün insanların saygınlığı gibi ortak ilkeleri paylaşır.

Değişimin bir anda oluşamayacağını bilerek hareket ediyorum.  Ayrıca bu konuşmam ile ilgili olarak çok şeyler yazıldı çizildi ve söylendi, ne car ki, yıllardır süren karşılıklı güvensizlik bir konuşma sonucunda ortadan kalkmayacaktır.  Ayrıca bizi bu noktaya taşıyan karmaşık soruların tamamına  da sizinle geçirdiğim şu kısa öğle sonrasında cevap  bulamam.  Ne var ki ilerlemek için, yüreklerimizde sakladıklarımızı ve genellikle kapalı kapılar arkasında söylenenleri biribirimize açıkça söylememiz gerektiğine inanıyorum.  Birbirimizi dinlemek, birbirimizden öğrenmek, birbirimize saygı göstermek ve ortak bir zemin bulmak için devamlı olarak çaba göstermeliyiz.  Mukaddes Kuran"ın bize söylediği gibi, “Allah"ı aklından çıkarma ve daima gerçeği söyle.”  (Alkışlar)  Benim bugün yapmağa çalışacağım şey, insan olarak paylaştıklarımızın bizi ayıran güçlerden çok daha kuvvetli olduğu yolundaki inancımdan şaşmadan, önümüzdeki fevkalade görevin önemini bilerek, elimden geldiği kadar gerçekleri yansıtmaktır.

Bu inancımın bir kısmı kendi tecrübelerime dayanır.  Ben bir Hıristiyanım, fakat  babam Müslüman nesilleri de kapsayan bir Kenyalı ailedendir.  Çocukluğumun birkaç yılını Endonezya"da, her gün şafak vakti ve gün batarken ezan dinleyerek geçirdim.  Gençliğimde birçok Müslümanın kendi inancıyla saygınlık ve huzur bulduğu Şikago toplumlarında çalıştım.

Bir tarih öğrencisi olarak, medeniyetin İslama olan borcunu da biliyorum.  El Azhar Üniversitesi gibi yerlerde, yüzyıllarca tahsil ışığını taşıyan, Avrupada Rönesans ve Aydınlanmanın yollarını İslam toplumlarındaki gelişmeler açmıştır.  Cebir düzenini, manyetik pusulayı, yöngüdüm cihazlarını, yazı ve basımda ustalaşmamızı, hastalıkların nasıl yayıldığını ve nasıl tedavi edilebileceğini anlamamızı, Müslüman toplumlarda yapılan icatlar sağladı.  İslam kültürü bize harika kemerler, yüksek kuleler; zamana baş eğmeyen şiirler, unutulmaz müzik; zarif hattatlık ve huzurlu tefekkür yerleri verdi.  Ve İslam tarih boyunca gerek söz ve gerekse eylemde dini hoşgörü ve ırk eşitliğinin yarattığı fırsatları sergiledi. (Alkışlar)

İslamın her zaman Amerika"nın geçmişinin bir parçası olduğunu da biliyorum. Ülkemi ilk tanıyan ulus Fas"tı.  İkinci Devlet başkanımız John Adams 1796 Tripoli Anlaşmasını imzalarken şöyle yazmıştı "Amerika Birleşik Devletleri"nin içinde, Müslümanların yasalarına, dinine ve ruhuna karşı hiçbir husumet yoktur".  Ve kuruluşumuzdan beri, Amerikalı Müslümanlar Birleşik Devletleri zenginleştirdi.  Onlar savaşlarımızda savaştı, devletimizde hizmet etti, vatandaşlık haklarını savundu, ticaret kurdu, üniversitelerimizde ders verdi, sporda yükseldi, Nobel Ödülleri kazandı. En yüksek gökdelenlerimizi inşa etti ve Olimpiyat Meşalemizi yaktı.  Kongreye seçilen ilk Müslüman Amerikalı, ülkemizin kurucularından Thomas Jefferson"ın özel kitaplığında sakladığı Kuran"a el basarak Anayasamızı savunacağına yemin etti. (Alkışlar)

İslam dininin ilk başladığı bölgeye gelmeden önce İslamı üç kıtada tanıdım.  Amerika ile İslam arasındaki ortaklığın,  İslamın ne olmadığına değil ne olduğuna esaslanması gerektiğine dair inancıma da bu deneyimim ışık tutar.  Ve ben İslam hakkında, nerede olursa olsun olumsuz stereo tiplemelerle mücadele etmeyi Amerika Birleşik Devletleri başkanı olarak üstlendiğim sorumluğun bir bölümü kabul ediyorum. 

Ama aynı ilkeler Amerika hakkındaki algılamalara da uygulanmalıdır. (Alkışlar) Müslümanlar nasıl böyle çiğ bir klişeye sığmıyorsa, Amerika da sadece kendi çıkarlarına hizmet eden imparatorluk klişesine sığdırılamaz.  Amerika Birleşik Devletleri,  Dünyanın tanık olduğu en büyük gelişmenin kaynağı oldu.  Biz bir İmparatorluğa karşı gerçekleştirilen devrimden doğduk.  Biz herkesin eşit yaratıldığı ideali üzerinde kurulduk ve yüzyıllarca bu kelimelere anlam kazandırmak için hem kendi ülkemiz sınırları içinde, hem de dünyada mücadele verdik, kanımızı akıttık.  Biz dünyanın her köşesinden gelen her kültürle yoğrulduk ve kendimizi basit bir kavrama adadık: E pluribus unum: "Birçoğundan, bir."

Barak Hüseyin Obama adlı, Afrika kökenli bir Amerikalının başkan seçilebilmiş olması  konusunda çok şey yazılıp söylendi. (Alkışlar)  Oysa benim öyküm o kadar da benzersiz değildir.   Amerika"ya gelen herkesin başarı rüyası gerçekleşmemişse de, bu vaat kıyılarımıza gelen herkes için mevcuttur - ki bu, şu anda ülkemizdeki yaklaşık yedi milyon Müslüman Amerikalıyı da kapsar. Bu arada şunu da balirtmeliyim ki, ülkemizdeki Müslüman Amerikalıların gelir ve eğitim düzeyi Amerika genelinde ortalamanın üzerindedir. (Alkışlar)

Ayrıca, Amerikada"ki özgürlük, bir kişinin dinine ibadet etme özgürlüğünden ayrılamaz.  Bu yüzden Amerika Birleşik Devletleri"nin her eyaletinde olmakla sınırlarımız dahilinde toplam 1200"den fazla cami vardır.  Bu yüzden devletimiz kadın ve kızların başını örtme hakkını korumak, onları bu haktan mahrum etmek isteyenleri cezalandırmak için mahkemeye başvurmuştur. (Alkışlar)

Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın: İslam Amerika"nın bir parçasıdır.  Ve inanıyorum ki, Amerika ırk, din, hayat tarzı gibi konulara bakmadan kendi gerçeğine sadıktır ve hepimiz barış ve güvenlik içinde yaşamak; tahsil almak ve onurlu çalışmak; ailelerimizi, toplumumuzu ve Tanrımızı sevmek gibi ortak istekleri paylaşıyoruz.  Bu tüm insanların ümididir.

Elbette biz ortak insanlığımızı farketmenin, görevimizin sadece başlangıcı olduğunu biliyoruz.    Sözler tek başına insanların ihtiyacını karşılamağa yetmez.  Bu ihtiyaçlar ancak önümüzdeki yıllarda cesur adımlar atarsak, zorlukları birlikte göğüslersek ve bunu başaramadığımız takdirde  hepimizin zarar göreceğini anlarsak karşılanacaktır.  Çünkü, yakın zamandaki tecrübelerden gördük ki, bir ülkede mali sistemin zayıflaması, her tarafta refahı etkiliyor.  Bir yeni grip virüsü bir insanı etkilediğinde herkes risk altına giriyor.  Bir devlet nükleer silah elde etmek isteyince tüm ülkeler için nükleer saldırı riski artıyor.  Şiddet yanlısı aşırı uçlar dağların bir uzantısında faaliyet gösterdiklerinde okyanus ötesindeki insanlar tehlikede oluyor.  Darfur"da, Bosna"da masum  insanlar  katledildiğinde bu hepimizin vicdanında bir kara leke oluyor. (Alkışlar)  21. yüzyılda bu dünyayı paylaşmanın anlamı işte budur.  İnsan olarak birbirimize karşı sorumluluğumuz da budur.

Bu, taşınması zor bir sorumluluktur.  Çünkü insanlık tarihi, çıkar uğrunda diğer ülke veya kabileleri ve evet dinleri de, kendilerine boyun eğdirmenin tarihi olmuştur.  Oysa yeni çağda bu tür tavırlar,  tavrı koyana zarar veriyor.  Birbirimize o kadar  bağımlıyız ki, devlet veya grubu başkasından üstün tutan herhangi bir dünya düzeninin başarısızlıkla sonuçlanması kaçınılmazdır.  Bu yüzden geçmiş hakkında nasıl düşünürsek düşünelim, onun esiri olmamalıyız.  Bizim problemlerimiz ortaklıkla çözümlenmeli ve gelişimimiz paylaşılmalıdır. (Alkışlar)    

Bu, gerginlik kaynaklarını görmezden gelmemiz gerektiği anlamına gelmez.  Aslında bunun tam tersini gösterir. Bu gerginlikleri cesaretle göğüslemeliyiz.  Burada, izin verin,  sonuçta birlikte göğüslememiz gerektiğine inandığım bazı çok özel meseleler hakkında elimden geldiği kadar açık ve net konuşayım. 

Karşı çıkmamız gereken ilk mesele, her şekliyle şiddet yanlısı aşırıcılıktır. 

Ben Ankara"da, Amerika"nın İslamla savaşmadığını ve asla savaşmayacağını açıkça ifade ettim. (Alkışlar).   Bununla birlikte güvenliğimiz için ciddi tehlike oluşturan, şiddete başvuran aşırı uçlara amansızca karşı duracağız.  Çünkü tüm müminlerin reddettiği şeyi biz de reddediyoruz: o da  masum erkek, kadın ve çocukların öldürülmesidir.  Ve Amerikan halkını korumak Başkan olarak benim birinci vazifemdir.

Afganistan"daki durum gösteriyor ki, Amerika"nın hedefleri, ve birlikte çalışma ihtiyacı özdeştir.  Yedi yıldan uzun bir süre önce, Amerika Birleşik Devletleri El Kaide ile Taliban"ı, büyük uluslararası destek ile takibe başladı. Biz oraya kendi seçimimiz sonucu değil, mecbur kaldığımız için gittik.  11 Eylülle ilgili bazı sorular ve hatta gerekçeler ortaya atıldığının farkındayım.  Fakat, El Kaide"nin o gün yaklaşık 3.000 kişiyi öldürdüğü konusunu netleştirelim. Olayda Amerika"dan ve başka uluslardan, kimseye ziyanı dokunmamış masum erkek, kadın ve çocuklar hayatını kaybetti.. El Kaide bu insanları insafsızca katletmeyi seçti, saldırının sorumluluğunu üstlendi ve kitle ölümlerini gerçekleştirmeğe kararlı olduğunu tekrar tekrar beyan etmektedir. Onlar birçok ülke ile işbirliği yapıyor ve ulaşabilecekleri alanı genişletmeğe çalışıyor. Bunlar tartışma konusu olan görüşler değil, yüzleşilmesi gereken gerçeklerdir.

Şu iyi bilinmelidir ki,  biz askerlerimizi Afganistan"da tutmak istemiyoruz.  Orada askeri üs bulundurmak da istemiyoruz.  Genç kadın ve erkeklerimizi kaybetmek Amerika"ya ıstırap veriyor.  Bu anlaşmazlığın devam etmesi bahalıya mal oluyor ve politik sorunlara neden oluyor.  Afganistan ve Pakistan"da mümkün olduğu kadar çok Amerikalıyı öldürmeğe kararlı olan şiddet yanlısı aşırı uçların bulunmadığından emin olsak her bir askerimizi memnuniyetle geri getirirdik.   Fakat  hal böyle değildir.

İşte bunun içindir ki biz, 46 ülkenin yer aldığı bir koalizyona katılıyoruz.  Bunun maliyetinin yüksek olması, Amerika"nın bu davaya bağlılığını zayıflatmayacaktır.   Gerçekten de buu aşırı uçlara hiçbirimiz göz yumamayız.  Onlar birçok ülkede adam öldürdü.  Onlar farklı dinlerden insanları, hepsinden daha fazla Müslümanı öldürdü.  Onların davranışları insanoğlunun hakları, ulusların gelişimi ve İslamla bağdaşmıyor.  Mukaddes Kuran “masum bir insanı öldüren, tüm insanlığı öldürmüş sayılır, bir insanı kurtaran, tüm insanlığı kurtarmış sayılır” der. (Alkışlar)  Bir milyardan fazla insanın iman ettiği bu güzel din, birkaçının kısır nefretinden çok daha büyüktür.  İslam, şiddet yanlısı aşırıcılıkla mücadelede problemin bir parçası değildir, barışın gerçekleştirilmesinin önemli bir parçasıdır.

Şimdi artık biliyoruz ki, Afganistan ve Pakistan"daki problemleri sadece askeri güçle çözümlemek mümkün değildir.  Bu nedenle, Pakistan"la ortak olarak, okul ve hastane, yol ve ticaret yapımı için önümüzdeki beş yıl boyunca, yılda 1,5 milyar dolar yatırım yapmayı ve evlerini kaybedenlere yardım yapmayı planlıyoruz.  Aynı nedenlerle Afganların ekonomilerini geliştirmeleri ve insanlara gerekli hizmetleri sağlamalarına yardım için 2,8 milyar dolardan fazla para temin ediyoruz.

İzin verirseniz Irak konusuna da değineceğim.  Afganistan"ın aksine, Irak savaşı hem benim ülkemde hem de dünyada derin fikir ayrılıklarına neden olan, zorunluluk sonucu başlatılmayan bir savaştı.  Saddam Hüseyin"in diktatörlüğünden kurtulmanın, sonunda Irak halkı için daha iyi olacağına inanmama rağmen, Iraktaki olayların, Amerika"ya, problemlerimizi çözümlemek için diplomasiden faydalanmamamız ve uluslararası konsensüs kurmamız gerektiğini hatırlattığına inanıyorum.  Aslında bizim büyük devlet başkanlarımızdan biri olan Thomas Jefferson"ın bu konudaki sözlerini hatırlamak yerinde olur.  O şöyle demişti, “Umarım bilgeliğimiz gücümüzle orantılı olarak büyüyecek ve bize, gücümüzü ne kadar az kullanırsak o kadar büyüyeceğini öğretecek.”

Bugün Amerika"nın çifte sorumluluğu vardır: Iraklıların daha iyi bir gelecek kurmalarına yardım etmek ve Irak"ı Iraklılara bırakmak.  Irak halkına bizim orada üs kurmak istemediğimizi, onların toprak ve kaynakları üzerinde hiçbir iddiamız olmadığını açıkça bildirdim. (Alkışlar)  Irak"ın egemenliği kendisine aittir.  Bu nedenle,  muharip tugaylarımızın gelecek Ağustosa kadar dönmeleri için emir verdim.  Yine bu nedenle, Irak"ın demokratik yolla seçilmiş hükümeti ile anlaşmamıza uygun olarak Irak şehirlerindeki muharip kuvvetleri Temmuz ayına ve Irak"taki bütün kuvvetlerimizi 2012 yılına kadar geri çekeceğiz. Biz Irak"ın kendi güvenlik kuvvetlerini eğitmesine ve ekonomisini geliştirmesine yardım edeceğiz.  Ne var ki,  güvenli ve toprak bütünlüğü olan Irak"ı asla bir koruyucu gibi değil, bir ortak olarak destekleyeceğiz. 

Ve nihayet, Amerika aşırı uçların şiddet hareketlerini hiçbir zaman hoşgörüyle karşılayamayacağı gibi ilkelerimizi de hiçbir zaman değiştirmeyecek ve unutmayacağız.  Onbir Eylül ülkemiz için son derecede büyük bir sarsıntıydı.  Bu olayın  neden olduğu korku ve kızgınlık anlayışla karşılanabilirdi, ama bazı durumlarda bizi, ideallerimizle çelişen davranışlara sürükledi.  Bu gidişatı değiştirmek için somut adımlar atmaktayız.  Ben Amerika Birleşik Devletleri"nin işkenceye başvurmasını açık bir şekilde yasakladım ve Guantanamo Körfezindeki hapishanenin önümüzdeki yılın ilk aylarında kapatılmasını emrettim.

Amerika, ülkelerin egemenliklerine ve hukukun üstünlüğüne saygılı kalarak kendisini savunacaktır.  Ve biz bunu, aynı şekilde tehdit altında olan Müslüman toplumlarla ortak olarak yapacağız, çünkü aşırı uçlar Müslüman toplumlarında ne kadar çabuk izole edilir ve dışlanırsa hepimizin güvenliği o kadar çabuk sağlanır. 

Konuşmamız gereken ikinci büyük gerginlik kaynağı da İsraillilerle Filistinliler ve Arap dünyası arasındaki durumdur.

Amerika"nın İsrail"le güçlü bağları herkese malumdur.  Bu bağ kırılamaz. Bu bağ kültürel ve tarihi ilişkilere ve Musevilerin vatan isteğinin inkar edilemez trajik bir tarihe dayandığının kabul edilmesine esaslanır.

Museviler, dünyanın her yerinde yüzyıllar boyu zulme maruz kalmış ve anti-Semitizm Avrupada benzeri görülmemiş Musevi Katliamı ile doruğa erişmiştir.  Yarın, ,  Musevilerin III ncü Reich Hükümeti tarafından köleleştirildiği, işkence gördüğüi, vurularak ve gaz odalarında gazlanarak öldürüldüğü kamp ağının bir parçası olan Buchenwald"ı ziyaret edeceğim. Altı milyon Musevi öldürüldü ki, bu sayı şu anda İsrail"de yaşayan Musevilerin toplam sayısından fazladır.  Bu gerçeği inkar etmek asılsızdır, cehaleti ve nefreti işaret eder.  İsrail"i yıkmakla tehdit etmek veya Museviler hakkında kötü stereo tiplemeleri tekrarlamak son derece yanlış olduğu gibi,  bir yandan İsraillilerin o acı hatıralarını canlandırırken öte yandan da bölge halkının hak ettiği barışa engel olur.

Diğer taraftan, Müslüman ve Hıristiyan Filistinli halkın da kendilerine vatan edinebilmek için çektikleri eziyet inkar edilemez.  Filistin halkı 60 yıldan uzun bir zamandır, yerlerinden yurtlarından ayrı düşmenin acısına katlandı.  Çoğu Batı Şeria, Gazze ve komşu arazilerdeki mülteci kamplarında, şimdiye kadar hiçbir zaman yaşayamadıkları barış ve güvenlikli hayatı bekliyor.  Her gün, işgalle gelen büyük veya küçük hakaretlere tahammül ediyorlar.  Bu yüzden, Filistinli halkın durumunun tahammül edilmez düzeyde olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Amerika,  Filistinlilerin onur, olanak ve kendi devletlerine sahip olma konusundaki meşru  emellerine sırt çevirmeyecektir. (Alkışlar)

Uzun yıllar bir çıkmaz yoldaydık: karşımızda, her biri uzlaşmayı zorlaştıran acı geçmişleri ve meşru talepleri olan iki halk var. Suçu birbirinin üzerine atmak - Filistinlilerin yerinden yurdundan olmalarına sebep olarak İsrail devletinin kurulmasını göstermeleri, İsrailliler"in de, tarihleri boyunca sınırları dahilinde ve ötesinde,   sürgit husumet ve saldırılara  hedef olmalarının sebeplisi olarak Filistinlileri göstermeleri  kolay olandır.  Gerçekte bu anlaşmazlığa sadece bir ya da diğer taraftan bakarsak gerçeğe gözlerimizi kapamış oluruz.   İki tarafın isteğini yerine getirmek için tek çözüm, Filistinliler ve İsraillilerin barış ve güvenlik içinde yaşayabilecekleri iki devlettir.  (Alkışlar)

Bu hem İsrail"in, hem Filistin"in, hem Amerika"nın hem de Dünya"nın yararınadır.  Ve bu nedenle ben bu sonucu gerçekleştirmek için, bu zor görevin gerektirdiği sabrı ve azmi göstererek bizzat çalışacağım.  Yol Haritası anlaşması altında tarafların sorumlulukları bellidir.  Barışa ulaşmak için onların ve hepimizin sorumluluklarımıza sahip çıkma zamanı gelmiştir. 

Filistinliler şiddeti bırakmalıdır.  Şiddet ve öldürme yoluyla direnme başarı kazandırmayacaktır.  Yüzyıllar boyunca, Amerika"daki siyahlar köle olarak kamçıların altında azap çekti ve ayrımcılığın yarattığı hakaretlere katlandı.  Fakat sonunda şiddet değil, Amerika"nın kuruluşunun temelindeki ideallere esaslanan barışçıl ve kararlı ısrar sayesinde eşit haklar kazandı. Bu hikaye Güney Afrika"dan Güney Asyaya, Doğu Avrupadan Endonezya"ya kadar birçok ulus tarafından anlatılabilir.  Bu basit bir gerçeği, şiddetin çıkmaz sokak olduğunu gösteren bir öyküdür.  Bu, uyuyan çocuklara roket atmanın ya da yaşlı kadınları taşıyan otobüsü bombalamanın ne bir güç ne de cesaret olmadığının işaretidir. Ahlaki üstünlük bu şekilde  kazanılmaz, olsa olsa bu şekilde kaybedilir.

Şimdi Filistinlilerin neler yapabilecekleri üzerinde odaklanmalarının zamanıdır.  Filistin yönetimi, halkının ihtiyaçlarına hizmet edecek kurumlar da dahil, yönetme kapasitesini geliştirmelidir.  Hamas bazı Filistinliler tarafından desteklenmemekle birlikte onun da sorumlulukları olduğunu kabul etmesi gerekir. Filistinlilerin emellerinin yerine getirilmesinde ve Filistin halkının birlik olmasında  rol oynamak için,  Hamas şiddeti durdurmalı, geçmişte yapılan anlaşmalara uymalı ve İsrail"in mevcudiyet hakkını tanımayı reddetmeye son vermelidir.

Aynı zamanda İsrailliler de, İsrail"in mevcut olma hakkı nasıl inkar edilemezse, Filistin"in mevcudiyetinin de reddedilemeyeceğini kabul etmelidir.  Amerika Birleşik Devletleri İsrail"i denize atmaktan bahsedenlerin yasal olduğunu kabul etmez, ama biz İsrail"in yerleşim merkezleri inşasına devam etmesinin meşruiyetini de kabul etmiyoruz. (Alkışlar) Bu inşaat daha önceki anlaşmaların ihlalidir ve barış sağlamak yolunda gösterilen çabaları baltalamaktadır.  Bu yerleşim merkezlerinin inşaatının durdurulmasının zamanı gelmiştir. (Alkışlar)  

Ve İsrail,  Filistinlilerin, yaşayabilmeleri ve çalışabilmeleri, toplumlarını geliştirmeleri  için kendisine düşen sorumlulukları  omuzlamalıdır.  Gazze"deki insani kriz Filistinli aileleri nasıl perişan ediyorsa,  İsrail"in güvenliği için de yararlı değildir. Filistin halkının günlük hayatında gelişme kaydedilmesi  barışa giden yol haritasının kritik önemdeki bir parçasıdır.  Bu nedenle İsrail bu gelişmenin gerçekleşmesi için somut adımlar atmalıdır. 

Ve nihayet, Arap devletleri de,  Arap Barış Girişiminin önemli bir başlangıç olmakla birlikte, onların sorumluluklarının sonu olmadığını kabul etmelidir.  Arap-İsrail anlaşmazlığı, Arap devletlerinin kendi uluslarının dikkatini başka problemlerden uzaklaştırmasına daha fazla alet edilmemelidir.  Bunun yerine, Filistin ulusunun kendi devletini idame ettirecek kurumları geliştirmesi; İsrail"in meşruiyetini tanıması ve geçmişte izlediği ve kendi amacını köstekleyen odaklaşma yerine, gelişimi tercih etmesine yardımda bulunmak için harekete geçme nedeni olmalıdır. 

Amerika kendi siyasetini barış arayanlarla uyumlu hale getirecektir ve özel olarak İsraillilere, Filistinlilere ve Araplara söylediklerimizi, halka açıklayacağız.  Barışı zorla kabul ettiremeyiz. Ama birçok Müslüman açıkça söylemese de, İsrail"in bir yere gitmeyeceğini kabul ediyor. Şimdi herkesin bildiği gerçeğin gereğini yapma zamanı gelmiştir.

Çok fazla gözyaşı aktı.  Çok fazla kan döküldü.  İsrailli ve Filistinli annelerin, çocuklarının büyümesini korku duymadan görebilecekleri günün gelmesi; üç büyük dinin Kutsal Toprağının Tanrının istediği gibi barış yeri olması; Kudüs"ün Museviler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar için güvenli ve sürekli bir yuva haline gelmesi, İbrahim"in bütün çocuklarının İŞRA hikayesinde Musa, İsa ve Muhammed (Tanrının rahmeti üzerlerine olsun) birlikte dua ettikleri gibi barış içinde yaşayacakları bir yer olmasına çalışmak yolunda hepimiz sorumluluk taşıyoruz. (Alkışlar)

Ortak ilgi alanımıza giren üçüncü gerginlik kaynağı ise nükleer silahlarla ilgili olarak ulusların hak ve sorumluluklarıdır. 

Bu konu Amerika Birleşik Devletleri ile İran İslam Cumhuriyeti arasında gerginliğin kaynağı olmuştur.  Uzun yıllardır İran kendini bir bakıma benim ülkeme muhalefetle tanımlamıştır ve gerçekten de bizim çalkantılı bir geçmişimiz vardır.  Soğuk Savaşın ortasında Amerika Birleşik Devletleri İran"ın demokratik yolla seçilen bir hükümetinin devrilmesinde etkili oldu.  İslam Devriminden beri İran ABD asker ve sivillerine karşı rehin alma ve şiddet hareketlerinde rol oynadı.  Bu geçmiş herkese malumdur.  Ben, geçmişin tuzağında esir olmaktansa, İran"ın liderlerine ve halkına, ülkemin ileri adım atmağa hazır olduğunu açıkça ifade ettim.  Şimdi mesele, İran"ın neyin karşısında olduğu değil, nasıl bir gelecek kurmak istemesidir.

Yıllarca devam eden güvensizliği bir tarafa bırakmak kolay olmayacağını takdir ediyorum fakat biz cesaret, dürüstlük ve kararlılıkla ilerleyeceğiz. Ülkelerimiz arasında müzakere edilecek birçok mesele olacak ve biz karşılıklı saygı esasında ve ön koşul ileri sürmeden ileri adım atmağa hazırız.  Ama nükleer silahlar alanıyla ilgilenen herkes için bu konuda bir karar noktasına ulaştığımız açıktır.  Sorun yalnız Amerika"nın çıkarları değil, bölgeyi  ve Dünya"yı son derecede tehlikeli bir yola sürükleyebilecek Orta Doğu"da bir nükleer silah yarışını ve nükleer silahların yayılmasını engelleme açısından, son derece tehlikeli bir yola gürülmesini önleme sorunudur.

Ben, bazı ülkeler nükleer silaha sahipken diğerlerinin olmamasına itiraz edenleri anlıyorum.  Hangi ülkelerin nükleer silah bulundurmasını bir tek ülke seçmemelidir.  Bu yüzden Amerika"nın, hiçbir ülkenin nükleer silah bulundurmadığı bir dünya istemekteki kararlılığını tekrar ve kuvvetle teyit ettim.  (Alkışlar)  Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması altında sorumluluğunu yerine getiren, İran da dahil her ülke, barış amaçlı nükleer enerji elde etmek hakkına sahip olmalıdır.  Bu vaat Anlaşmanın özünü teşkil eder ve anlaşmayı kabul eden herkes tarafından uyulmalıdır.  Ve bölgedeki tüm ülkelerin bu amaç etrafında birleşeceği konusunda umutvarım. Değineceğim dördüncü konu demokrasidir.  (Alkışlar)

Biliyorum, son yıllarda demokrasinin yayılması konusunda fikir ayrılıkları oldu, bu tartışmaların çoğu Irak"daki savaşla ilgilidir. Bu nedenle, şunu vurgulamama izin verin: Hiçbir üşleye başka bir ülke tarafından bir yönetim sistemi empoze edilmemelidir.

Bu gerçek benim, halkına söz hakkı veren,  hukukun üstünlüğüne ve bütün insanların haklarına saygı gösteren bir hükümet sistemine olan inancımı azaltmıyor. Her ülke bu ilkeyi  kendince ve kendi insanının geleneklerine uygun şekilde hayata geçirir.   Barış içinde gerçekleştirilen bir seçimin sonucunu bilemeyeceğimiz gibi, Amerika herkes için neyin daha iyi olacağını bildiğini iddia etmiyor.  Ama ben insanların bir takım belirli şeyleri istediklerine kesinlikle inanıyorum: düşüncelerinizi söyleme olanağı, yönetiminizle ilgili söz sahibi olma; hukukun üstünlüğüne güven duyma; adaletin eşit uygulanması; şeffaf ve halkından çalmayan hükümet; istediğin gibi yaşama özgürlüğü gibi.  Bunlar yalnız Amerikan idealleri değil, insan haklarıdır ve bu yüzden bu hakları her yerde savunacağız.

Bu vaade ulaşmak için dümdüz uzanan bir yol yoktur.  Ama şu kadarı açıktır ki, bu hakları koruyan hükümetler sonunda daha istikrarlı, başarılı ve güvenli olurlar.  İdealleri bastırmak hiç bir zaman onları yok edememiştir.  Amerika bütün barışçı ve yasalara uyan seslerin dünyanın her tarafında işitilmesine, hatta biz onlarla hemfikir olmasak da, saygı gösterir.  Ve biz seçimlerle iş başına gelen bütün barışçı hükümetleri, onların ulusun tamamını saygı ile idare etmeleri şartıyla, memnuniyetle karşılarız.

Bu son nokta önemlidir, çünkü bazıları demokrasiyi ancak iktidarda olmadıkları zaman savunur, iktidara geçtiklerinde ise diğerlerinin haklarını insafsızca çiğner. (Alkışlar)  O halde bu tip bir durum nerede meydana gelirse gelsin, halk için ve halk tarafından seçilen bir hükümet, tüm yetkililer için tek bir standart uygular: siz yetkinizi zorla değil fikir birliği ile sürdürmelisiniz; azınlıkların haklarını korumalı ve ulusun çıkarlarını kendi partinizinkinden üstün tutmalısınız. Bu bileşenler olmadıkça, sadece seçimlere gidilmesi gerçek bir demokrasiyi var edemez.

SEYİRCİLER : Seni seviyoruz Barack Obama

BAŞKAN: teşekkür ederim (Alkışlar) Birlikte ele almamız gereken beşinci konu din özgürlüğüdür. 

İslamın gurur duyulacak bir hoşgörü geleneği vardır. Tarihte bunu Endülüs ve Cordoba"da Engizisyon sırasında gördük. bizzat tanık oldum.  Bugün ihtiyacımız olan ruh hali de budur. Her ülkede insanlar, kendi akıllarının, yüreklerinin ve ruhlarının ikna olduğu dini seçmek ve ona uygun yaşamak özgürlüğüne sahip olmalıdır.  Dinin gelişmesi üçün önemli olan bu hoşgörünün karşısına birçok şekillerde güçlük çıkarılmaktadır.  

Bazı Müslümanlar arasında birinin imanını, bir başkasının imanını reddederek ölçmek gibi rahatsız ediici bir eğilim var.  Dini çeşitliliğin zenginliği, ister Lübnan"daki Maruniler veya Mısır"daki Kıptiler olsun, korunmalıdır.  (Alkışlar) Eğer dürüstçe konuşmamız gerekirse,  Sünni ve Şiiler arasındaki bölünme özellikle Irakta trajik şiddet hareketlerine neden oldu, bu yüzden Müslümanlar arasındaki sert çizginin de kapanması gerekir.

Din özgürlüğü insanların birlikte yaşayabilmelerinin esasıdır.Her zaman onu koruyabileceğimiz yollar aramalıyız. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri"nde hayırsever bağışlarla ilgili kurallar Müslümanların dini sorumluluklarını yerine getirmelerini zorlaştırdı.  Bu yüzden ben Müslüman Amerikalılarla birlikte, onların zekat vermelerini kolaylaştırmak için çalışacağım.  

Aynı şekilde, batı ülkelerinin Müslüman vatandaşlarının dinlerini kendilerinin uygun gördükleri gibi uygulamalarına, Müslüman kadınların nasıl giyinmesi konusunda olduğu gibi, engel olmamaları da önemlidir.  Kısaca ifade edersek, herhangi bir dine karşı düşmanlığı liberalizmmişgibi sunnamayız. 

Gerçekten de din bizi bir araya getirmelidir.  O yüzden biz Amerika"da Hıristiyanları, Müslümanları ve Musevileri bir araya getiren hizmet projeleri uyguluyoruz.  Bu yüzden Kral Abdullah"ın Dinlerarası Diyalog ve Türkiye liderliğinin Medeniyetler Birliği gibi girişimlerini memnunlukla karşılıyoruz.  Dünyanın her tarafında diyalogu Dinlerarası hizmete çevirebiliriz ve böylece insanlar arasında kurulan köprüler ister Afrika"da sıtma ile savaşmak, ister bir doğal felaket sonucu kurtarma çalışması olsun, faaliyetlere yol açar.

Ele almak istediğim altıncı konu kadın hakları.

(Alkışlar)Buradaki izleyicilere bakarak, bukonuyla ilgili sağlıklı bir tartışma olduğunu görüyorum. Bazı Batılıların başını örtmeyi seçen kadınların  eşitliklerinden taviz verdiği yönündeki görüşlerine katılmıyorum, ama eğitim hakkından mahrum bırakılan kadınların eşitlikten de mahrum bırakıldığına inanıyorum. Kadınların iyi-eğitimli olduğu ülkelerin müreffeh olma olasılıklarının daha yüksek oluşu da tesadüf değildir.

Net olarak ifade edeyim: kadın eşitliği hiçbir şekilde sadece İslamın sorunu değildir. Türkiye, Pakistan, Bangladeş ve Endonezya gibi çoğunluğun Müslüman olduğu ülkeler kadınları seçerek lider yaptılar.  Öte yandan kadının eşitliği uğraşısı Amerikan hayatının belli yönlerinde ve dünyadaki diğer ülkelerde hala sürüyor. Kızlarımızın da, erkek evlatlarımız kadar topluma katkıda bulanacağına  (alkışlar)  ve ortak refahımızın tüm insanlığın -kadınların ve erkeklerin- tam potansiyellerine ulaşmalarıyla sağlanabileceğine inanıyorum. Kadınların eşit olabilmek adına erkeklerle aynı seçimleri yapmak zorunda olduklarına katılmıyoru ve geleneksel rollerde yaşamlarını sürdürmeyi seçen kadınlara saygı duyuyorum. Ama bu onların seçimi olmalı. İşte bu nedenle ABD herhangi bir çoğunluğu Müslüman ülkeyle ortaklık içinde kızların okuryazarlığının artmasına katkıda bulunacak ve bu genç kadınların rüyalarını gerçekleştirmelerine yardımcı olacak mikro-finansman seçenekleriyle istihdam arayışına girmelerine destek olacaktır. (Alkışlar)

Son olarak, ekonomik kalkınma ve fırsatları gözden geçirmek istiyorum.

Biliyorum ki çoğumuz için küreselleşmenin çelişkili tarafları var. Internet ve televizyon bilgi ve fikirler sunarken beraberinde suça yönlendirici cinselliği ve düşüncesiz şiddeti de eviçlerine getirebiliyor. Ticaret refah ve yeni fırsatlar sunarken, büyük huzursuzluklar ve toplumsal değişikliklere de neden oluyor. Amerika da dahil olmak üzere tüm uluslarda bu değişim korku getirebiliyor.  Modernlik yüzünden ekonomik seçimlerimiz, politikalarımız ve daha da önemlisi kimliklerimiz üzerindeki kontrolümüzü kaybedeceğimiz korkusu -  toplumlarımızda, ailelerimizde, geleneklerimizde ve inançlarımızda en değer verdiğimiz yönler. 

Ama aynı zamanda insanın gelişiminin engellenemeyeceğini de biliyorum. Gelişme ve gelenek çelişmek zorunda değildir. Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler ekonomilerini muazzam ölçüde geliştirirken özgün kültürlerini korudular. Kuala Lumpur"dan Dubai"ye kadar inanılmaz gelişim gösteren, nüfuslarının çoğunluğu Müslüman ülkeler için de durum aynıdir.  Geçmiş zamanlarda ve günümüzde İslam toplumları yeniliğin ve eğitimin öncülüğünü yapabildiklerini göstermiştir. 

Bu önemli, çünkü hiçbir kalkınma stratejisi sadece topraktan çıkanlara endekslenemez ya da genç insanlar işsizken sürdürülemez. Pek çok Körfez ülkesi petrol sayesinde büyük refaha kavuştu ve bazıları bunu daha geniş kapsamlı kalkınmaya odaklanmaya başlıyor. Ama hepimiz anlamalıyız ki, eğitim ve yenilik 21. yüzyılın para birimi olacaktır. (Alkışlar) Bunun kendi ülkem için de vurguluyorum. ABD geçmişte dünyanın bu bölgesinde petrol ve gaza odaklanmış olsa da, artık daha kapsamlı ilişkiler arayışındayız.

Eğitim alanında değişim programlarının kapsamını arttıracağız, babamın Amerika"ya gelmesini sağlayanlara benzer bursları fazlalaştıracağız, (Alkışlar) Amerikalıları da Müslüman ülkelerde eğitim almağa teşvik edeceğiz. Ümit vadeden Müslüman öğrencilere Amerika"da staj fırsatları sunacağız, dünyanın dört bir yanındaki öğrenci ve öğretmenler için on-line eğitim yatırımları yapacağız, yeni on-line ağlar oluşturacağız, böylelikle Kansas"taki bir genç anında Kahire"deki bir gençle temasa geçebilecek.

Ekonomik kalkınma anlamında, yeni iş dünyası gönüllüleri yaratarak onların çoğunluğu Müslüman olan ülkelerdeki eşdeğerleriyle ortaklık yapmalarını sağlayacağız. Bu yıl bir Girişimcilik Zirvesine ev sahipliği yapacağım; böylelikle ABD ve dünya genelindeki Müslüman toplumların iş dünyası liderleri, kurumları ve sosyal girişimcileri arasındaki bağların nasıl derinleştirilebileceğini belirleyeceğiz.

Bilim ve teknolojide çoğunluğu-Müslüman olan ülkeler için teknolojik kalkınmayı destekleyecek yeni bir fon başlatacağız ve işgücü piyasasına fikirler aktararak istihdam yaratmalarına yardımcı olacağız. Afrika, Ortadoğu ve Güneydoğu Asya"da bilimsel mükemmeliyet merkezleri açacağız; buralara yeni bilim elçileri atayarak yeni enerji kaynakları geliştirme, çevre dostu işler yaratma, kayıtları dijital ortama dönüştürme, temiz su ve yeni tarım ürünlerinin yetiştirilmesi konularında ortak programlarda çalışacağız. Ve bugün İslam Konferansı Örgütüyle birlikte çocuk felcinin kökünün kazınması amacıyla yeni bir küresel çabamızı açıklıyorum. Ayrıca, ana ve çocuk sağlığını iyileştirmek için, Müslüman toplumlarla daha fazla ortaklık arayışına gireceğiz.

Bunların hepsi ortaklık içinde yapılmalıdır.  Amerikalılar dünya genelindeki Müslüman toplumlarda insanlarımızın daha iyi bir yaşam sürmelerine yardım etmek amacıyla vatandaşlar ve hükümetlerle, toplum örgütleriyle, dini liderlerle ve iş dünyasıyla biraraya gelmeye hazırdır.

Burada tanımladığım sorunların çözülmesi kolay olmayacak. Ama aradığımız dünyaya ulaşabilmek adına biraraya gelme sorumluluğumuz var - bu dünyada aşırı uçtakiler insanlarımızı tehdit etmeyecek ve Amerikan birlikleri evlerine dönmüş olacak; bu dünyada İsraillilerin ve Filistinlilerin kendilerine ait güvenli vatanları olacak, nükleer enerji barışçıl amaçlar için kullanılacak; hükümetler kendi vatandaşlarına hizmet edecek ve Tanrı"nın tüm çocuklarının haklarına saygı gösterilecek. Bunlar müşterek menfaatler. İstediğimiz dünya bu, ama buna ancak birlikte ulaşabiliriz. 

Biliyorum ki çoğunuz - Müslüman ya da değil - böyle bir başlangıcı yapıp yapamayacağımızı sorguluyorsunuz. Bazıları bölücülük tohumları ekme hevesinde ve ilerlemenin önünü kesmek istiyor. Bazıları bu çabalara değmez - uyuşmamak kaderimiz, medeniyetler çatışmaya mahkum - diyor. Diğerleri ise gerçek değişimin olabileceğine sadece tereddütle yaklaşıyor.  Çok fazla korku var, bir o kadar da güvensizlik.  Ama geçmişin bizi durdurmasına izin verirsek hiç ilerleyemeyiz. Bunu özellikle de  hangi inançtan olursa olsun, her ülkedeki  gençlere söylemek istiyorum: Dünya"ya yeni bie vizyonla bakmak ve onu yeniden yaratmak kaabiliyetine sizler sahipsiniz.

Zaman içersinde hepimiz bu dünyayı kısa bir süre paylaşıyoruz. Burada sorulacak soru  şudur: bu kısacık süreyi bizleri ayıran şeyler üzerine odaklanarak mı geçirelim, yoksa kendimizi,  ortak bir zemin bulma, çocuklarımız için istediğimiz geleceğe odaklanma ve tüm insanların saygınlığına saygı gösterme gibi bir çabaya -istikrarlı çaba- mı adayalım?

Bunlar basit şeyler değil. Savaşları başlatmak durdurmaktan daha kolay. Diğerlerini suçlamak kendi içine dönmekten daha kolay; birinde nelerin farklı olduğunu görme, neleri paylaştığımızı bulmaktan daha kolay. Ama her dinin özünde mevcut bir de kural var- kendimize nasıl davranılmasını  istiyorsak başkalarına öyle davranmalıyız. (Alkışlar)  Bu gerçek ulusların ve insanların ötesinde ve yeni olmayan bir inanç; bu siyah, beyaz ya da kahverengi değil; Hıristiyan, Müslüman ya da Yahudi değil. Bu inanç medeniyetlerin beşiğinden doğdu ve hala milyarların kalbinde atıyor. Bu başkalarına olan inancımız ve bugün beni buraya getiren neden.

Bizim düşlediğimiz dünyaya ulaşma gücümüz var; ama bunu ancak yazılanları akılda tutarak yeni bir başlangıç yapma cesaretini gösterirsek başarabiliriz.

Mukaddes Kuran bize şunu söyler: “Ey insanlar, biz sizi kadın ve erkek olarak yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi ulus ve kabilelere böldük.”

Talmud şöyle der: “Tevrat"ın bütünü barışı yaymak amacı güder.”

Kutsal İncil"de şu ifade yer alır : “Tanrı barış getirenlerin tarafındadır, onlar Tanrının evlatlarıdır.”  (alkışlar)

Dünyadaki insanlar barış içinde birarada yaşayabilir. Bunun Tanrı"nın vizyonu olduğunu biliyoruz. Şimdi, Dünyadaki işimiz bu olmalı. Teşekkür ederim. Tanrı"nın rahmeti üstünüze olsun. Çok teşekkir ederim.“ Telşekkür ederim. (alkışlar)"

Detay Kaynak. http://turkish.turkey.usembassy.gov/konusma_060409.html

Bu yazı toplam 3460 defa okunmuştur
TERÖRİSTBAŞI ABD
 // muallim
ABD Başkanı Obama, Kahire Üniversitesi`nde çok azı öğrenci olan 2 bin 500 kişiye karşı tarihi olmayan `tarihi` bir konuşma yaptı.
Kur`an-ı Kerim`den bir-iki ayet okuyarak `Müslüman dostu olunmaz.


Obama gerçekten Müslüman dostu olmak ya da hak ve hukuktan yana olduğunu kanıtlamak istiyorsa İslam aleminin sorunlarının çözümüne eylemsel katkıda bulunur. Bu sorunların başında da Amerikan desteğiyle iktidarlarını koruyan faşist, anti-demokratik, gerici ve çağdışı iktidarların varlığı geliyor.


100 yılı aşkın süredir iktidarda bulunan Suudi ailesi, 28 yıldır Mısır`ı yöneten Mübarek, Yemen`in başında bulunan Salih, Tunus`u gestapo gibi idare eden Bin Ali ve benzerlerine destek veren bir ABD olmasaydı belki de bu coğrafyada hiçbir sorun yaşanmayacaktı.


Daha da önemlisi ABD ve müttefiği Batı`nın İsrail`e verdiği siyasal, ekonomik ve askersel destek devam ettiği sürece bırakın bu coğrafyada, dünyanın önemli bir bölümünde sorunların sonu gelmez.


Tarihi değil, çünkü Obama`nın dile getirdiği tüm konular her gün yüzlerce kez bu coğrafyada yaşayan gazeteci, siyasetçi, akademisyen ve sokaktaki insan tarafından konuşulup yazılıyor.


Demokrasi, insan hakları, Ortadoğu`da barış, radikal İslam ve Batı ile Doğu arasında diyalog konuları.


Peki demokrasinin erdemlerini anlatan Obama neden 28 yıldır iktidarda olan Hüsnü Mübarek`in ülkesinden Arap ve İslam alemine konuşmayı tercih etti?


Neden Obama ülkesinin desteği olmadan bir gün bile iktidarda kalması mümkün olmayan Mübarek ile samimi konuşmalar yapıyor ve Mübarek`in bölge ile dünya barışı için önemli bir kişi olduğunu söylüyor?


Neden Başkan Obama 2002`de bir yazısında `demokrasi düşmanı` olarak tanımladığı Mübarek`in ayağına giderek Ankara`da olduğu gibi Parlemento`da değil de bir üniversitede konuştu. Yoksa Obama kendisini dinlemeye gelen 2 bin 500 kişinin `özenle ve seçmece` insanlar olduğunu bilmiyor muydu.


Gelelim kadın hakları konusuna...


Kadınlara araba kullanma ve tek başlarına sokağa çıkma izninin verilmediği Suudi Arabistan, Obama`nın Ortadoğu turunda ilk durak idi. Bu yasakların koyucusu ve uygulayıcısı olan Kral Abdullah`tan som altından yapılan ve Suudilerin en büyük nişanını almayı içine sindiren Obama kendisiyle çelişerek kadın haklarından söz etti.


Oysa aynı Obama 2002-2004 döneminde yazdığı makalelerde `İslam alemindeki tüm sorunların gerçek nedenin gericilik, cehalet ve bağnazlık olduğunu` söyleyerek Suudi Arabistan`ın en gerici ve karanlık ülke olduğunu belirtiyordu.


Gelelim Ortadoğu`da barış konusuna...


Obama kendisinden önce tüm beyaz Amerikan başkanlarının söylemlerinden farklı bir şey söylemedi. İsrail`e tam destek verdi ve Filistin devletinin kurulmasını savundu.


Ama eylemde ve somutta hiçbir kararlılık göstermedi....
06 Haziran 2009 Cumartesi 22:24
KARDEŞLİK
 // muallim
Eğer mü'minlerden iki grup çarpışırlarsa aralarını düzeltin. Biri diğerine tecavüz ederse tecavüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları sever. Bu zulüm karşısında Müslümanların, İslâm âleminin yapması gereken, zulmedeni adalete gelmeye zorlamaktır. İslâm âleminin birlik ve bütünlükten yoksun olması, Allah’ın hükümlerinin icrası önünde engeller bulunması bu sorumluluğun yerine getirilmesini engelliyorsa o zaman Müslümanlara düşen en azından zalimle mazlumu aynı kefeye koymamak, zulmedene karşı mazlumdan ve haklıdan yana tavır sergilemektir.
Perde arkasında çevirdiği oyunlarla Filistin’de, Afganistan’da ve Pakistan’da kan dökmeye devam eden Obama’nın Kahire’den verdiği mesajların hiç de gerçekçi ve samimi değildir..Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'tan sakının. Umulur ki merhamet olunursunuz.” (Hucurat suresi, 9-10)
Kur’an-ı Kerim, dâhili ihtilaflar ve çekişmeler karşısında Müslümanlara, takınmaları gereken tavrı en mükemmel bir şekilde öğretiyor. Oğul babasına veya baba oğluna yahut iki kardeşten biri diğerine zulmediyor olabilir. Bu durumda aralarındaki yakınlık ve akrabalık bağı sebebiyle zalimle mazlumu aynı kefeye mi koyacağız? “Yapmayın, siz kardeşsiniz” demekle sorun çözülemiyor, zulmeden zulmünde ısrar ediyorsa her ikisini de aynı derecede suçlu ilan edip seyirci kalmak mı gerekiyor? Kur’an-ı Kerim öyle demiyor. Zulmedeni adalete gelmesi, Allah’ın emrine razı olması için zorlamak, sonra da aralarında yine adaletle hüküm vermek gerektiğini bildiriyor....
06 Haziran 2009 Cumartesi 15:34
şehid -gazi
 // muallim
Lafla peynir gemisi yürümez. Dolayısıyla İslam dünyası oynanan oyunlar karşısında dikkatli olmalıdır. Obama'nın konuşmasına bakıldığı zaman bir üslup değişikliği var, ama muhtevada değişiklik var mı, bunu önümüzdeki günlerdeki politikalar gösterecek. Selamünaleyküm demekle bu işler olmuyor, bitmiyor. O bakımdan bizim kültür ve medeniyet dünyamızda oynanan oyunlardan vazgeçilmesi gerekir. Bu bölgeye kan ve gözyaşıyla demokrasi ve insan haklarını getirmeye çalışanlar Ebu Gıreyb hapishanesindeki ortaya konulandan kendilerini sorgulamasını bilmelidir...
06 Haziran 2009 Cumartesi 15:30