İbrahim Genç

O an: Taybet Ana

26 Aralık 2015 Cumartesi 11:25

İnsanoğlunun son iki yüz yıllık tarihi, mekaniğin gelişmesiyle çok ağır savaşlara sahne oluyor. İnsan aklının icat ettiği makinelerle kadın, çocuk ve yaşlı demeden çok basit bir işlemle aynı anda binlerce insan katledilebiliyor. Bunun sonucunda da görüntüleri asla unutulmayacak vahşetler kayda geçiyor. Aynı şekilde bununla, insanoğlunun zulüm ve vahşet karşısındaki “ürperme” duyguları da ölüyor, artık her şey sıradanlaşıyor ve vahşetler de kanıksanıyor.

Buna rağmen bazen yaşanan savaş ve vahşet, öyle bir fotoğrafla tarihin hafızasına kaydedilir ki bir ömür de geçse o yaşananlar unutulmaz. İşte “o an” ile hafızaya gelir acılar bir bir… Artık o fotoğrafla savaşın boyutları anlaşılır ve “o an” bir sembole döner fotoğraf… Böylesi fotoğrafların yanında siz ne kadar uzun makaleler yazarsanız yazın, asla “o an”ı bu kadar etkili anlatamazsınız…

Dünyanın “O An”ları

Mesele 1962 Haziran’ında Venezuela’da isyancı ordu güçleri ve statükoyu destekleyen ordu güçlerinin çatışmasında yüzlerce insan ölmüştür ama “o an”, yaralı bir askerin papaza sarılıp son anlarını huzur içinde geçirmeye çalışmasıdır. Yine ABD’nin Vietnam’a müdahale etmesiyle milyonlarca sivil ölmüştür ama “o an”, sıcak çatışmalar sürerken bir babanın ölmüş küçük çocuğunu askerlere gösterip sadece “Neden?” diye sormasıdır. Aynı şekilde İran’ın idam mangaları başta Kürtler olmak üzere sayısını bilmediğimiz sayısız siyasi tutsağı farklı şekillerde katletmiştir ama “o an”, idam mangasının 11 mahkumu kurşuna dizerken çekilen 1979 tarihli fotoğraftır. Şüphesiz Filistin’de İsrail birçok zulme imza atmıştır ama “o an”, sokakta küçük bir çocuğun babasının kucağında vurulduğu andır.

Ve Afrika… Belki de her saniyede bir çocuğun açlıktan öldüğü bir yer… Afrika kıtası açlık ve kıtlık içinde inliyordu. Dünya devletleri, Afrikalıların yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürürken onlara insanca bir yardımı da çok görüyordu. İnsanlar yiyecek ve su bulamamaktan kırılırken fotoğrafçı Kevin Carter, Afrika’da çektiği bir fotoğrafla Pulitzer ödülünü almıştı. Aslında Afrika’daki yıkımı anlatan çok şey yaşanıyordu ama “o an”, zayıflıktan ölmek üzere olan küçük siyahi kızın başında bekleyen ve onun ölümünü bekleyen akbabanın olduğu fotoğraftır. Ki bu “o an”, Carter’in intihar etmesine neden olmuştur. Yine Irak’ta Saddam Hüseyin, Enfal operasyonlarıyla yüz binlerce Kürt’ü katletmiş ve Halepçe’ye de kimyasal bomba atmıştı ama “o an”, bir babanın kucağındaki çocuğuyla yüz üstü yere düşerken bile kollarının çocuğunu korumak için aldığı pozisyondu.

Daha yakın zamanda, Eylül 2015’te, yüzlerce insan Avrupa’ya geçmek isterken Akdeniz ve Ege’nin derin sularında can veriyordu. Haber bültenleri günlerce savaştan kaçışın ve göçün trajedisini verirken Türkiye sahillerine bir bir cesetler vurmaya başlamıştı ama “o an” Kobanêli 3 yaşındaki Alan Kurdi’nin minik bedeninin sahile vuran cenazesini gösteren fotoğraftı. Alan Kurdi de adından anlaşıldığı gibi bir Kürt idi ve bu kaçışın en büyük sebeplerinden biri de IŞİD ve destekçilerinin kendi kentlerine olan saldırısıydı.

Türkiye’den “O An”lar

Peki 24 Temmuz’dan beri Türkiye’de işletilen güvenlikçi konsept ve yeni tarz-ı savaşın yarattığı ortamda hangi “o an” fotoğrafından bahsedebiliriz? Mesela sağ yakalanan militanların işkence ile infaz edilip daha sonra üstlerinin çıkarılarak postallarla üzerine basılması olabilir mi? Hayır hayır, katledilen bir kadın militanın çırılçıplak soyulup teşhir edilmek üzere sokağa bırakılması olabilir. Peki mezarlıkların bombalanması ya da camilerin yakılması olabilir mi? Hayır hayır, katledilen bir gencin cesedinin zırhlı araca bağlanıp yerden sürüklenmesi olabilir. Evleri yıkılan, sokakları tarumar edilen, yerlerinden göçertilen, sokağa çıkmaları yasaklanan çocuklar, kadınlar, yaşlılar mı olsun acaba?

Anlaşılıyor ki sadece 24 Temmuz’la devreye sokulan savaşla bile onlarca “o an” yaşanmış. Bugün de, şu an da “o an”lar yaşanmaya devam ediyor. Kürt ilçelerinden Cizre, Silopi, Sur ve Dargeçit’te sokağa çıkma yasağı ve çatışmalar devam ederken bölgeden gelen bilgiler durumun vahametini anlatıyor. Silopi’de katledilen sivillerin cetleri evlerde bekletiliyor. Cizre’de de durum aynı. Kendisinde zerreyi miskal insaniyet ve vicdan olan biri, anne karnında katledilen bebeği ve evinde öldürülen küçük çocukları düşünür ve irkilir.

“Bunlar bir filme konu olsa…”

Dün basın toplantısında HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş anlatıyor: “Taybet İnan; 11 çocuk annesi bir kadın. 8 gün önce Silopi’de keskin nişancı güvenlik görevlisi tarafından öldürüldü ve tam 8 gündür cenazesi sokaktaydı. Evin içine bile alınamadı. Cenaze bu sabah alınabildi. Eşinin cenazesini almaya giden kocasına da keskin nişancılar ateş etti yaralandı. Cenazeyi almaya giden kayınbiraderine de ateş edildi ve öldürdüler. Bunlar bir filme konu olsa hepimiz bundan utanırız.”

Ve dün itibariyle ajanslar Taybet Ananın Silopi sokaklarında üzerindeki kanın da artık kuruduğu fotoğrafı servis etmeye başladı. Yerde kanlar içinde bir anne... Kına yakılmış saçının kırmızısı bir tarafa toplanmış... Bir anneyi katledip sokaktan cenazesinin alınmasını bile engelleyenlerin zalim olduğundan şüphe duyulabilir mi?

AKP Hükümeti, Ortadoğu’da çok tehlikeli bir süreci başlatarak en büyük acıyı da Kürt halkına yaşatırken geride birçok “o an” kalıyor. Şüphesiz bunlar unutulmaz. Taybet Ana da unutulmayacak ve gün gelecek her şeyi “o an” belirleyecektir.

Bu yazı toplam 5742 defa okunmuştur