Özgür Amed

Niye dün değil bugün direnişteyiz?

14 Mart 2014 Cuma 12:12

Berkin'e...

Toplumsal olaylar başladıktan sonra nereye ve ne şekilde, neye evirileceğini kestirmek genelde zordur. Aykırı bir doğası vardır kitlesel eylemlerin. Bu özgünlüğünü aldığı çeşitli parametreler var. Örneğin mekân, direnişte en belirgin unsurlardandır. Bugün dünyada yaratılan bir “direniş mekânları” olgusunun varlığı mücadele tarihinin de bir başka açıklamasıdır. Keza ilgili toplumun din sosyolojisi, ülkenin ekonomik durumu, ülke rejimi ve vatandaş ile ideolojik aygıtları üzerinden ilişki kurma şekli ve buna benzer daha pek çok şey halk ile zalim iktidarların karşı karşıya gelmesindeki küçük, öncül ipuçlarıdır.

Bir olayın, zulüm ve şiddet boyutunun çok büyük olması; gösterilecek tepkinin çok büyük olacağı anlamına gelmez. İlginçtir son yüzyıldaki halk isyanlarının çoğunluğu daha önce de benzer örneği defalarca yaşanmış ve ilk etapta küçük görülebilecek meselelerden çıkıyor. Kurdistan coğrafyası buna örnektir. Örneğin Savur’da 13 gerillanın katledilmesi sonrası Nusaybin’e getirilen Mesut Dündar’ın cenazesinde askerler tarafından halka direk ateş açılmıştı. Bu durum Kurdistan’da kitlesel isyanın ilk örneği olmaya adaydı. Nusaybin’e ilk defa gerilla cenazesi gelmiyordu ama Mesut Dündar ile patlak veren bir direniş geleneği başladı. Şuan hala devam eden Hevsel Bahçesi direnişi yine güzel bir örnektir.  28 Mart 2006 Amed Serhildanı da keza benzer bir içerik. Daha önce daha çok sayıda cenazeyi de ağırladı daha beter vahşetlere de tanıklık eden bir kent oldu. Ama bu eşiğe gelinmemiş sadece kınama, pasif direniş ile cevaplanmıştı.

Biraz açılırsak… 29 Nisan 1992’de ABD’de yaşanan duruma değinmekte fayda olacak.  Şeffaf kötülüğün anayurdu ABD’de en beklenmedik direnişlerden biridir Rodney King’in öldürülmesi ile başlayan eylemler. Los Angeles’te 4 polis tarafından öldürülen Afrika kökenli ABD vatandaşı King’in video görüntüsünü tüm dünya izledi. O gün, her gün olup biten binlerce vakadan biri idi ama etkisi öyle olmadı. Mahkeme polisleri suçsuz bulunca halk sokaklara inmiş, hükümeti de şoke etmişti. Eylemler 6 gün sürmüş, 53 insan öldürülmüş ve 3 bine yakın kişi de yaralanmıştı. Bu eylemin ruhu, başka bir şekilde kendini 2011’de Wall Street’te buldu. Kanadalı aktivist grup Adbusters tarafından başlatılan halk eylemleri tüm ülkeye yayıldı. Başlama sebebi ise sosyal eşitsizliğe isyandı.

21.yy ve Arap dünyasının en önemli olayı gösterilen ve adına “Arap Baharı” denilen devrimsel sürecin başlaması da çok ilginç oldu. Tunuslu seyyar satıcı Muhammed Buazizi,  17 Aralık 2010'da kendisini yaktı. Bu olayın tesiri ile Tunus halkının ayaklanması üzerine 23 yıldır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali ülkeden kaçmıştır. Ve bu isyan ateşi daha sonra onlarca ülkeye yayılarak diktatörleri düşürdü. Etkisi hala devam ediyor. Bir seyyar satıcı koca koca ülkeler ve muhalefetler için o güne kadar ne idi ki? Ne anlam ifade ediyordu/etmişti?

Kısa süre önce Brezilya’da baş gösteren ve ülke geneline yayılarak çığ gibi büyüyen kitlesel eylemler Rio de Janeiro ve Sao Paulo’da ulaşıma getirilen 17 kuruşluk zam içindi. Tüm ülke karışıp, sert direnişler ve barikatlar dikilince zam iptal edilmiş, geri adım atılmıştı. Oysa ne ilk ve ne son zam idi…

Türkiye’de Gezi ile başlayan süreç, bildiğiniz üzere bir “ağaç” ile başladı. Ne ilk Avm ne ilk ağaç sökümü ne de buna benzer bir durum idi. Aylarca süren direniş bir ağaç için mi diye soruldu meseleyi özü itibari ile görmeyenler tarafından. 11 Mart’ta yaşama veda eden Berkin Elvan sonrası kitlesel direnişin yeniden başlaması da yine aynı akıl tarafından “şimdiye kadar yüzlerce çocuk öldürüldü, onlar için neden böyle sokağa dökülmediniz?” sorusunu sorma cüretini gösterdi. Doğrudur, yüzlerce öldürüldü. Belki de ilk defa yaklaşık 50 il ve onlarca üniversitede bu denli büyük reaksiyon gelişti.

Özetle, şimdiye kadar değindiğim noktalar “Dikkatlerimizden kaçan küçücük noktalardan biri, öylesine büyük ve önemli sonuçlara neden olur ki, biz de kalkıp bu sonucun rastlantı sonucu ortaya çıktığını söyleriz”[Poincare] görüşüne kısmen denk düşüyor.

Örnekler daha da çoğaltılabilir. Makalenin girişinde kitlesel eylemlerin aykırı doğası var derken kastettiğim bu durumlardı. Peki, bu olanlara tarihsel perspektife verilen ve aynı kaynak, aynı düşmana yöneltilen haklı öfkenin kökenlerindeki ortaklık nedir? Nedir ezilenleri, ötekileri en olmadık yerlerde birlik içinde sokağa döken şey? Nedir bazı “bilinçsiz” dediğimiz kesimleri de ayağa kaldıran şey?

Cevap, niceliğin niteliğe dönüşüm yasası…

Varoluşçuluğun öncü ismi kabul edilen Soren Kierkegaard, bu durumu kendi döneminde kendi toplumsal gözlemi içerisinde çok güzel özetlemiştir. Der ki “İnsan yaşamının en önemli anları, bireyin bir özne olarak kendisinin bilincine vardığı kişisel anlardır”… Bu görüşü süreç içinde besleyen şey ise Kaos teorisi olmuş ve o bilince varma anına “kaos eşiği” denmiştir. Yani sistemler bulunduğu yerden başka bir yere sıçrama ihtiyacı duyar. Toplumsal ayaklanmaların arka planlarında olan biten şey de budur. Bir eşiğe ihtiyaç duyarlar. Bundan ötürüdür öldürülen tüm çocukların hesabı, dillendirilen ve muhatap alınmayan tüm yolsuzluk kayıtlarının cevabı gelip Berkin’e dayanıyor, hak-hukuk tanımazlığın ayyuka çıkmış, yasakçı, sansürcü zihniyetin yansımaları ve din maskesi altında yapılan tüm ahlaksızlıkların öfkesi gelip Gezi’de bir ağaca toslayabiliyor, Kurdistan’da bir gerilla cenazesine denk düşebiliyor. Her toplumsal başkaldırı, bir çıkış noktasına yaslanma ihtiyacı hissedip bunu rasyonalize ederken, bu büyümesini bilinçli-bilinçsiz evreler şeklinde sürdürürken aslında total bir hesaplaşma evresine giriştir tüm yaşananlar. Bilinçaltına atılan her tokadın yüzleşmesidir.

Niceliğin niteliğe dönüşüm için geliştirilen çeşitli örneklemeler mevcut. Bunlardan en önemlisi belki de derdimizi en iyi anlatacak olan model ise “kritik” eşiğe dair olan “Kum Yığını” modeli.

Sistemlerin kriktikliği üzerinde çalışan fizikçiler durumu şöyle özetliyor:

[Basit bir “kum yığını”nı ele alalım. Sıfırdan başlayalım ve kumları tek tek rastgele yerlere koyarak yığına ekleyelim. Yığın büyüdükçe yamacının eğimi artacak. Sonunda eğim kritik bir değere ulaşacak; eklenen kum aşağı kayacak. Diğer taraftan, yığının çok dik olduğu bir durumdan başlarsak yığın kritik açıya ulaşana kadar çökecektir, böylece yığın her an ucu ucuna dengede olacaktır. … Yığın büyüdükçe, çığların azami büyüklüğü de artacak, ta ki kritik noktaya ulaşılıp, sistemin büyüklüğüne varana kadar her büyüklükte çığlar görülene kadar.]-alıntı-

Bu modelin söylediği en önemli şeylerden biri de ‘daha önce olan olaylar unutulmaz, durur bir yerde’ hakikatidir. Yani asıl sıçrama-eşik için aslında bir tuğla görevi görür. Alenen yapılan Roboski gibi bir katliamın her eylemde tekrar dillendirilmesi bundan ötürüdür. Ezilen, ötekileştirilenin yediği her darbenin bir yaşam alanı vardır kişinin belleğinde. Bunun canlı kalması için güncellenmesi gerek.

Her baskı, her haksızlık sadece o uygun eşiğe gidişi hızlandırır. Paris komününden, Mau Mau isyanına, Bedirxanîlerden Koçgiri’ye oradan PKK’nin başkaldırısına değin olan biten şey o uygun kritik eşiğe ulaşma halidir.

Bugün Türkiye’de farklı ideolojileri yan yana getirip gaz yemeye razı eden şey de her tarafı sarmış ve çatırdamaya yüz tutmuş bir iktidar geleneğinin yaptırımlarıdır. Bu iktidar daha nice direnişe maruz kalacak çünkü kaos eşiğinin tam ortasındayız. Ve bu bazen bir ağaç, bazen kara kaşlı, 16 kiloya düşmüş bir çocuğun omuzlarında bizlere çağrı yapıyor. Şuan yaşadığımız şey ise vicdanlı bir cevap olma halidir.

Sonuç ve bir hatırlatma olarak, savaştıkça güzelleşen tüm cesur insanların bize öğrettiği şey; zaferin kaçınılmaz olduğudur. Tüm direnenlere ve direnişlere selam olsun. 

Bu yazı toplam 6621 defa okunmuştur
ayıp be
 // ...gever...
bir şeylerin farkına varmaları için onca insanın ölmesi mi gerekiyor! ne yani sırf bunlar bi şeylerin farkına varsın diye insanlar mı ölecek kusura bakmayın ama insanlar kum taneleri değil!..berkine üzülen roboskiye üzülmediyse suriyeye üzülmediyse yüksekova da ölen 2 "vatandaş" için ayağa kalkmadıysa, üzülmediyse ben ona insan demem!...
14 Mart 2014 Cuma 19:05
Aktaş
 // Sinan
Berkin için yapılan gösteriler, cenazesine gösterilen muhteşem ilgi gerçekten saygıya değer.
Ancak yazar burda biraz hayali şeylerden bahsetmiş ve biz Kürtlerin canını biraz acıtan bir gerçeği sanki ortadan kaldırmaya çalışmış.
Aslında yazarın şunu sorması gerek, ki bunu bugün tüm Kürtlerin sorması gerek. Neden ölen Kürt çocuklarıı için bu tepki gösterilmez. Neden uludereden hemen sonra insanlar Türkiyede yılbaşı kutlamya devam eder. Emin olun Berkinin cenazesine katılanlardan da vardır o yılbaşında kutlama yapmaya devam eden. Ya da neden vücuduna 13 kurşun saplanan Kürt çocuk için bu kadar tepki gösterilmez, kuıyamet koparılmaz. Bu eleştiriy okuyanların "ama Berkin de Kürt dediğini duyar gibiyim". Evet ama o gezinin Kürdüydü, o yüzden...
14 Mart 2014 Cuma 14:08