İbrahim Genç

Newroz’a beş kala Halepçe

16 Mart 2013 Cumartesi 12:01

Bereketli Mezopotamya’nın, emperyalizmin gürzü altında yaşayan mazlum bir halkı... Uygarlığın insanlığa dair ilk meyvelerini verdiği coğrafya... Akşamlarında Kürt annelerin çocuklarına, masallar anlattıkları kadim kentler... Yıldızların saman yollarında Kürt kızlarının saçlarına yaldız yaldız düştüğü hayatlar...

Berrak bir gökyüzü... Bütün maviliğini Kürt çocukların bakışlarına bırakan gökyüzü... Martın güzel günleri... Ve sen ey Newroz, geliyorsun gün be gün; yüreğimize damlatmak Zendavester’den sözler!

Oysa mavi göklerden ölüm düşüyordu bu kadim coğrafyanın umuttan derme çatma dünyasına. Tarih, 16 Mart 1988. Yüreklerinin yaklaşan Newroz ateşiyle tutuşmasını bekleyen Halepçeli Kürtler, bir öğlen vaktinde beşerin şaşar anlarınla üzerilerine boşaltılan zehirli gazlarla sonsuz bir uykuya mecbur ediliyorlar.

Saddam Hüseyin’in cellatları tarafından 1986-1988 yılları arasında sürdürülen Enfal operasyonlarının bir parçası olarak, uygar dünyanın şahitliğinde Halepçe’ye 1988 Mart’ında zehirli gaz atılması sonucu 6000 Kürt çocuk ve kadın zehirlenerek ya da yanarak öldü. Bu katliamın yapılmasına kimler dolaylı olarak destek vermedi ki! Özellikle katledilenler de sahipsiz Kürtler olunca, uygar dünya kör ve sağır kesilmeyi yeğledi.

Oysa dünya WHO (Dünya Sağlık Örgütü) Kürtlere yönelik bu soykırımın görünenden daha fazla insanın ölümüne neden olduğunu raporlarla belirtiyordu. Öyle ki WHO; bu kimyasal saldırının günümüze kadar 43.753 ölümüne, 62.200 kişinin sakat kalmasına neden olduğunu açıklıyordu. Durum böyleyken, siyasal çıkar peşinde koşan iki yüzlü devletler, Saddam’ın bu zulmünü görmezlikten gelmişlerdir uzun süre. Ki Irak-İran savaşında ABD’nin Irak’a destek verdiğini biliyoruz. Tabi kendi eliyle Saddam celladını yaratan ABDínin yine kendi eliyle bu celladı ortadan kaldırışına şahit olacaktık. Zulme başkaldıran Kürt halkını Enfal operasyonlarıyla katlederken Saddam Hüseyin, insanî hassasiyetten dem vuran ülkemiz bile susmuştur. Keşke sadece susmakla kalsaydık! Saddam Hüseyin yargılanırken, Enfal katliamlarında Türkiye’nin de parmağı olduğu dile gelse de, bunun Irak-Türkiye arasındaki ilişkilere zarar vereceği düşüncesinden Irak mahkemesince üzerinde durulmadı.

Irak Kürdistan’ında Türkmenler ile Kürtler kardeşçe yaşarken, Kürt parlamentosu da Türkmenceyi Türkmenlerin yoğun olduğu yerlerde üçüncü resmi dil yapıp; Türkmenlerin anadillerinde eğitim almasını, kendi dillerinde TV açmasını mümkün kılarken; Türkiye’de milliyetçi militarist histeri, Kerkük’te Kürtler Türkmenlere soykırım uyguluyor deyip Irak’a girmeyi insanî hassasiyet gereği görüyor da Türkiyeli Kürtlerin kardeşleri olan Irak Kürtleri katledilince neden ses çıkarmıyorlar? Bu ne biçim vicdan?... Bu nasıl adalet?... Bu ne çifte standart?.. İkiyüzlülük?...

Halepçe’de Kürtlere uygulanan soykırımın siyasal altyapısının dışında, fotoğraflar var ki her şeyi özetliyor bize. Bu bakımdan insanî-vicdani değerlerini yitirmemiş bir kişinin Halepçe Katliamı’nın fotoğraflarına bakması yeterli olsa gerek. Bu anlamda Halepçe Katliamı’nı en iyi anlatan fotoğraf, Ramazan Öztürk’ün katliamdan sonra hemen bölgeye ulaşıp çektiği fotoğraftır.

Bu fotoğraf, bombardıman başladığı sırada oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven dibinde düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir’in fotoğrafıdır. Halepçe katliamını en derin çizgilerle anlatan bu fotoğrafla birlikte Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapılıyor. Bu fotoğrafı çeken Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip bu büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” şeklinde açıklar.

Bu fotoğraf dışında, diğer fotoğraflar da Halepçe katliamında Kürtlerin trajedisini anlatıyor. Sokaklarda bebeği kucağında anneler... Sofra başında düşmüş aileler... Birbirine sarılıp yiten canlar... Üst üste yığılmış yüzlerce ceset... Şiwan’ın türküsüne damlayan keder...

Dîsa nale nala birîndaran e
Dengê dayıka tê li ser lorikê wan e
Bavik bi keder xwe davêjine ser
zarokan e
Lê zarok mane bê nefes, bê ruh û bê can e
Ax birîndar im Wey lo lo lo wey lo

Dünyanın hangi coğrafyasında ve hangi dini inanca ya da ırka mensup olursa olsun, insanlığından şüphe duyulmayan hangi vicdan kabul edebilir Halepçe’yi, Hocalı’yı, Srebrenitsa’yı, Ermeni soykırımını? Hocalı’yı sahiplenme görüntüsünde Taksim’de Ermeni yurttaşlara hakaret edenlerin vicdanından kim şüpheye düşmez? Boyalı yapay et yığınlarının Hocalı’yı anlamalarını düşünemeyiz. Ülkemizde çoğu çocuk 34 sivil Uludere’de devletin bombalarıyla paramparça edilirken bir tek yılbaşı programını iptal etmeyenler mi Hocalı’da katledilen çocuklara ve kadınlara yanacak? Onlar anlayamaz ezilen halkların acılarını. Çünkü ırkçıların beyin fonksiyonlarının farklı çalıştığı ve ırkçıların zekasının sorunlu olduğu artık bilimsel bir veri olarak sunuluyor. Buna karşın insanlık, her türlü ayrımcılığa ve kine karşı durarak tüm katliamlara karşı tavır alacaktır.

Bu yazı toplam 4855 defa okunmuştur
19:33
 // dilan oz
Mrb biz yuksekova habere bitane foto yuklemek istiyoz nasil olcak EDİTÖR NOTU: yuksekovahaber@gmail.com adresinden yollyabilirsiniz......
17 Mart 2013 Pazar 19:33
kurbanlık
 // cemal kurt
doğru söylüyorsun kardeşim de biz kürtler hala akıllanmadık ki saddanı yaratıp yık eden ülkeye şu an biz kürtler ve türkler sığınıyoruz halepçenin aynısını bizede yapacağını bile bile peki türkiyenin iş gücü ırağın yer altı zenginlikleri bir olsa avrupaya girmemize gerek kalır mı biz bize yeteriz ama nerde o medeniyet...
16 Mart 2013 Cumartesi 12:47