1. YAZARLAR

  2. İskender Kahraman

  3. Mü za ke re, peki ama kaç kere?
İskender Kahraman

İskender Kahraman

Yazarın Tüm Yazıları >

Mü za ke re, peki ama kaç kere?

A+A-

Seke seke, pardon öldüre öldüre ben geldim!

Tek millet, tek bayrak ve diğer tek teklerinle hoş geldin!

Aranızda kelek seçmeye, pardon, kavun karpuz almaya geldim!

Ama biz kardeşiz!

Köyleri bombalamaya, sizi yok etmeye geldim.

Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin daha güçlü olması için bizi merdiven yapın. Hatta size ‘Türkiye Kürtlerle büyür’ antik hikayesini dahi anlatabilirim.

Hele sen memleketi terk et de, sonra bakarız. Hem Kürtler yok olacak kadar küçülmedi ki henüz.

Bak, Anayasa’ya ‘Kürtler de bu memleketin vatandaşlarıdır’ yazın, hemencecik entegre oluruz size.

Bir bilmece sorayım size; kanmaca kandırmaca, tarih boyunca Türk tarafından ayaküstü kandırmaca nedir?

Şimdi, ironi bir yana, tarih geçmişte icra edilen siyasettir, siyaset ise günümüzde yazılan tarihtir.

Savaş ve silah tarih yapımında çok önemli bir rol oynamışsa da, tarihin akışını siyaset belirlemiştir.

Yani, tarihin en büyük ve en güçlü belirleyeni siyasettir ya da siyaset yapabilme kabiliyetidir.

Kürt tarihinin yakın dönemi incelendiğinde, Kürtlerin de belli ölçüde siyasetle tanıştığı, uluslararası ilişkilere adım attığı söylenebilir.

Fakat yine de yakın Kürt tarihi nasıl bir direniş tarihi ise aynı zamanda siyasetsizliğin de tarihi olmuştur.

Ve rahatlıkla hala ‘Kürtler savaşta direnip kazanır; ama siyasette kaybeder’ diyebiliriz.

Buna güncel bir örnek verelim: PKK’nin savaş alanında vermiş olduğu başarıya mukabil siyaset yürütülebildiğini kim savunabilir?

Başka bir örnek verelim: Kürtler adına siyaset yapanlar, ana-babası öldürülmüş, şiddete maruz bırakılmış, sokakta taş atan fakir çocukların ellerindeki ‘taş’ın ağırlığını ve önemini anlama kabiliyetine sahip olsaydı yakın tarihin en güçlü dönemlerini yaşayan Kürtlerin konumu ve ağırlığı daha belirgin olmaz mıydı?

Makyavel, ‘bir hükümdar tilki ve aslanın niteliklerini iyi bilmelidir. Çünkü onlar tuzaklara karşı tilki ve kurtlara karşı aslan olmalıdır. Şu halde tuzakları tanımak için tilki, kurtları korkutmak için aslan olmak gerekir. Sadece aslan olmakla yetinen, bir şey bilmiyor demektir.’ diyor.

Buna göre, ‘savaş-direniş ve taş argümanı ile kitle yığınları’ Kürtlerin ‘aslan’ gücüyse, siyaset ya da diplomasi de ‘tilki’ yanını oluşturmak zorundadır.

O halde son zamanlarda bir kısım Kürt siyasetçinin ‘hükümet bizi kandırdı, kandırıyor’ diye veryansın etmeleri diplomasi alanında başarısız kalındığını göstermiyor mu?

Öngörmeyen siyasetçi mi olur?!

‘Oslo Görüşmeleri’ olarak adlandırılan görüşmelerin istihbaratla sınırlı kalmasının, el altından yürütülmesinin, Kürtlere bir meşruiyet kazandırmadığını da biliyoruz.

Yani, ‘görüşmelerin’ uluslararası diplomasi zeminine taşınmaması nedeniyle bir bağlayıcılığı olmadığını, masanın bir tekme ile yıkılabileceği kanıtlanmıştır.

Çünkü istihbarat görüşmeleri diplomasi olmadığı gibi karanlıktır, bağlayıcılığı yoktur ve ‘çıkar’ ilişkileri üzerine gelişir.

Ancak diplomasi ya da müzakere, haklarına ve haklılığına uluslararası mecrada meşruiyet kazandırma mücadelesi biçimidir. Savaşla çözümü bulunamayan sorunları diplomatik mecrada çözme iradesidir.

Görüşmelerin gizlilikle yürütülmesinden yana olan hükümetin de böyle bir diplomasi başlatma niyetinin olmadığı gibi sorunu çözme iradesinin de olmadığı artık anlaşılmalıdır.

Kabiliyeti olsa da devletin sorunu çözme niyetinden çok tasfiyeyi amaçladığı ortadadır.

İmralı’nın psikolojik bir operasyona dönüştürülmesi, Erdoğan’ın her defasında Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır demesi bunu göstermiyor mu?

Silahları bırakın, sınır dışına çıkın, sadece silahsızlanmayı konuşalım, esir aldığımız belediye başkanlarını ve diğerlerini bırakırız. Şöyle yapın, böyle yapın, sonra şunu yaparız, falan filan… Bu, barış ya da müzakere değildir.

Olsa olsa eşeği kaybettirip tekrar buldurma hikayesidir.

Türk halkı arasında savaştan bezen ve artık savaşın bitmesini isteyenler olabilir ve bunlar arasında barış için bir şeyler yapmak isteyenler de…

Fakat bunlar ne yazık ki 1970’lerin Sol hareketinden gelen bir avuç insandan ibarettir. Son yıllarda bunlara bir miktar liberal ile İslamcının eklendiği de biliniyor fakat bunların da devleti barışa zorlayabilecek güçleri ve maharetleri yoktur.

Dikkat edilirse Erdoğan’ın konuşmaları hala 1990’ların kirli savaşını yürüten derin devletin sözcülerinden birinin konuşmaları gibidir. Tek farkı sadece daha kurnazca olmasıdır.

Buna rağmen, ‘Ortadoğu’da kuş uçsa bize sorarlar’ diyen Erdoğan ve ekibini artık kuşların dahi taktığı yokken Kürtlerin bu derece bel bağlamaları tam bir siyasetsizliktir.

Bir kere Kürtlerin haklarından bahseden yok. “Barış”la kast edilen şey, Kürtlere ana dilde eğitim hakkı bile vermeksizin PKK’nin yurtdışına def olması fantezisidir.

Öcalan’nın, 1993 yılından beri tek taraflı politik hamleler yaparak devleti çözüme zorlamaya çalıştığı da biliniyor; fakat girişimler tek taraflı kalınca da bir gelişme sağlanamıyor. Bu durum da Kürtlere fatura edilmek isteniyor.

Yani, Asıl barış isteyen taraf Kürtler olmasına rağmen yine de fedakarlık sadece Kürtlerden bekleniyor.

Yine dikkat edilirse; bunlar, görüşme dedikleri süreci başlattıklarından beri Kürtlerin ensesine baltayı vuruyor.

Diplomasi kabiliyeti zayıf olan Kürtler de süreci baltalamamak için ‘aman konuşmayın, amman eleştirmeyin’ diyerek hükümetin onların enselerine vurduğu baltaları hissedemeyecek kadar uyuşmuş durumdalar.

Açık ki yapılmak istenen Kürtleri birbirine düşürmektir. Öncelikle Öcalan ve önemli Kürt liderleri boşa çıkarılıp önemsizleştirilmeye çalışılmaktadır.

Bu, bir kısım Kürt eliyle de yapılıyor.

Eğer Kürtler, artık savaşmayı durdurduk diyorlarsa zaten Kürtlerin tam da eksik olduğu diplomasi mücadelesi başlamış demek olmuyor mu?

Dolayısıyla, devlet’in barışa giden tüm yolları kapatarak yoğun bir izolasyona tabi tuttuğu Öcalan ile müzakere yapıyormuş gibi göstererek Kürt sorununu ucuza kapatma eylemine ‘barış süreci’ adını verdiği kurnazlığı yutmamak gerekir.

Bir kere Müzakere denen o melun şeyden bahsedebilmek için başta Öcalan’ın kendi tabanı ve Kürtlerin değişik kesimleriyle görüşebilmesi için koşullarının iyileştirilmesi gerekir.

Yani, en azından Güney Afrika’da olduğu gibi, büyük, küçük herkesimin dahil edildiği açıklık içerisinde gerçek bir müzakere ortamı oluşturulmalıdır.

Öcalan’ın her seferinde ‘tüm sorumluluğu bana yüklemeyin,  suyu olmayan havuzda nasıl yüzebilirim? Hem pratik olarak liderlik yapmamı beklemeyin ve bu etik değildir’ demesi de tam olarak buna açık bir işaret değil midir?

Gerçi Türk tarafı Öcalan’nın dediklerini anlayıp önemsiyor ve gereğini yapıyor; ama her eleştireni ihanetçilikle suçlama zayıflığından kurtulamayan Kürtlerin en az on yıl sonra onu anlayabildikleri yalan değil.

Yararlanılan kaynaklar:

Devlet neden Öcalan’la oturdu? Cemil Gündoğan. Newroz.com. 2013-03-02

Rudaw.com. English Edishon. 20. 08. 2013

Yeni Özgür Politika

ANF. News Agancy

A. K. ve A. D. Kurdistanpost.

Bu yazı toplam 15113 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
5 Yorum