Ümit Yazıcıoğlu

Meşru Savunma Hakkı

2006-01-23 10:41:26

Öyle sanıyorum ki, hukukun hâkimiyetine ve hukukçuluk mesleğine çok önem verdiğimden haberdarsınızdır. Demokratik bir toplumda, ifade özgürlüğü, yöneticilerin veya kamu makamlarının hoşuna gidecek şeyleri söyleme hakkı değil, her türlü düşünceyi serbestçe açıklama özgürlüğüdür. Bende bu makalemde Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin gecenlerde vermişolduğu sevimsiz bir tahliye kararını, bu kararda behsedilen Meşru savunma hakkının ne olduğunu tanımlayarak, analizetmeye ve sizlerle düşüncelerimi paylaşmaya çalışacagım. Eğer adı gecen Mahkeme Heyeti tarafından bir hafta içerisinde herhangi bir yazılı cevap gelirse, bu metnide köşemde aynen yayınlayacagımı ve onlarında düşüncelerini sizlerle tarafsız olarak tartışamaya açarak değerlendireceğimi, şimdiden belirtirim.

Hukukun hakimiyetini tesis edecek olan, soyut ifadeler olan kuralların kendileri değil, onları uygulayanlardır, yani hukukçulardır. İşte bu fonksiyonlarını ifa edebilmeleri için hukukçuların idarî, askeri ve siyasî otoriteye karşı belli bir bağımsızlık zırhına büründürülmesi yolu ülkemizde´de geliştirilmek istenmektedir. Yargı bağımsızlığı hukuk mevzuatımıza  girmiştir. Fakat, hukukun hâkimiyetine ulaşmada, yargının, iyi anlaşılmış ve yeterince yerleşmiş bağımsızlığı kadar tarafsızlığı da önemlidir. Esasen tarafsız olmayan bir yargının bağımsız kalma imkânı yoktur.

Dolayısıyla tarafsız bir yargı sisteminde meşru savunma hakkı Montenbruck ve Gedik in tanımlamasına göre gerek genel, gerekse özel ceza yasasındaki suç sayılan bir fiilin işlenmesine başka bir kural izin veriyorsa o fiilin hukuk düzeni tarafından yasaklanmadığı, yani hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılır ve hukuk düzeninin kendisiyle çelişkiye düşmezliği ilkesi gereği, hukuka uygun kabul edilen bu sebepler, hukuka aykırılığı ve dolayısıyla suçu ortadan kaldırır.
Yani   "hukuka uygunluk sebepleri" için, bir ceza kuralının suç olarak düzenlediği fiilin işlenmesine izin vererek onun hukuka aykırı olmasını önleyen, eş anlatımla fiili hukuka uygun hale getiren ve bu nedenle tüm hukuk düzeni bakımından geçerli olan sebepler diyebiliriz. Dolayısıyla kısaca belirmek gerekirse meşru savunma hakının hukuksal amaçı; kişilerin karşılaşacakları tehlikelere karşı kişisel güvenliklerini korumaktır. 

Buna nazaran aynı zamanda belirtmek isterimki  meşru savunmanın hukuki esası tartışmalıdır, bu konuda çeşitli teoriler ileri sürülmüştür. Örneğin TCK 461. madde 1. fıkra 2. bentteki düzenleme ve korunmak istenen gaye göz önüne alındığında, "manevi cebir teorisi/psikolojik teori" ceza hukukcularının çoğunluğu tarafında doğru bulunmaktadır.  Bilakis bu teoriye göre; „mevcut bir tehlikeye karşı savunma da bulunan kimse soğukkanlılığını kaybedebilir, manevi baskı, büyük bir heyecan içinde bulunabilir. Saldırıya uğradığını idiaeden kişi heyecanı, korkusu nedeniyle kasten hareket edebilme iradesine ve ehliyetine sahip olmamayabilir“. Bu nedenle haksız saldırıya uğrayan kişi, kusurlu hareket etmiş sayılmaz ve bu durumda meşru savunmada bulunanın cezalandırılması düşünülemez.  Fakat benim buraya kadar dileğetirmeye çalıştığım anlatım meselenin hukuksal tarafsız mahkemelerde uygulanması gereken teorik yanıdır.

Ceza hukukunda ve cezanın ölçümünde mahkeme bahsini ettiğim teoriyle uğraşmak mecburiyetinde kaldığından, sanığın vermişolduğu ifadeyi cidiye alıyorsa, sanığın vermişolduğu ifade´nin tahlini mahkemenin tarafsızlığına şirk düşmemesi için  bilirkişilere yani Adli Tıpta görevli Ruhdoktorlarına yaptırtması zaruriyeti vardır. Buna yetkili mahkemenin savcının ve avukatların istek ve taleplerinden önce kendisinin kararvermesi, yani Agırceza reisinin veya reportörün  duruşmadan önce dosyayı incelediğinde karar vermesi gerekir. 

Bu konuda rapor yazmışolan veya raporyazmayala mahkeme tarafından görevlendirilen  bilirkişilerinde, raporlarını sözlü duruşmada savunmaları gerekir. Savcının, Heriki tarafın Avukatlarının, Mahkeme heyetinin ve sanığın sorularına butip bilirkişılerin cevapvermesi gerekir. Daha sonra Ceza mahkemesinin vermişolduğu kararda, bahsini ettigim Ruhdoktorlarının tesbit ve analizi sorulara vermişoldukları cevaplar hukuksal yorumlanarak,  degerlendirilir. Lakin Hakkarideki mahkeme heyeti duyumlarıma göre bahsini ettiğim bu davada bu zaruri yöntemi uygulamamıştır. Buda ister istemez mahkemenin tavrını benimgibi bilimadamları yanında sevimsiz bir hale düşürmüştür. 

Hukukun hakimiyetinin önemli bir gereği hukukçuların hukuk denilen şeyin ruhuna, özüne nüfuz etmeleri ve bunu hukuk tatbikatlarında, yani karar ve mütalâalarında yansıtmalarıdır. Bu çerçevede yargı kararlarının inceleme ve değerlendirme altına alınması, bilimsel ve hukukî ölçütlerle enine boyuna irdelenmesi, hukuk sistemimize ve hâkimlere, zarar vermek bir yana, fayda sağlayacaktır; çünkü tenkide uğrama her alanda gelişmenin en mühim ve en ilk gereklerindendir.

Eğer duruşma anında  sanığın vermişolduğu  ifadeyi mahkeme çoğunlukla meşru savunma hakkı olarak cidiye alıyorsa veya böyle bir çiddi durum ortaya çıkıyorsa  mahkeme heyetinin, savcının veya avukatların bunlara müdahil avukatlarda dahildir vermeleri zaruri olan bir ispat dilekcesini nazari itibare alarak, ya dilekcedeki talebi redetmesi veya talep doğrultusunda karar vermesi gerekir.

İddimakamı veya müdahil tarfın avukatları mahkeme süresi içerisinde adaletmekanizmasının birer organı olarak sanığın vermişolduğu ifadenin mahkeme tarafından cidiye alındıgını farkederse, bu durumu farketmek avukatlar için rahattır, mahkemeye konuyla ilğili duruşma anında isbat dilekcesi vererek, durumla ilğili kararittihazında bulunmaları ğerekir. Hele heyetten herhangi birisinin bagımsızlıgından şüphe ediliyorsa hem o hakimin aynı zamanda  bütün heyetin tarafsız olmadığı yazılı olarak dilegetirilerek, heyet rededilmelidir. Bence budavadaki  avukatlardan birkısmı bu yolu denenmeliydi.

Zamanlama konusunda bir problem doğuyorsa, mahkemeye birsaatlik bir ara verilmesi ricasında bulunulabilir. Mahkemelerin böyle bir ricayı redetmeleri aslında mümkün degildir. Birsatlik bir süre içerisindede iyi bir hukukcunun istediği dilekceyi kaleme alması mümkündür. Dahasonra mahkemede kendisine verileçek olan ispatdilekcelerini işleme sokarak, dilekçede mevcut olan talepler lehine veya aleyhine karar vermek mecburiyetinde kalaçaktır. Eger karar müdahil avukatın istediği doğrultuda değilse, avukatın mahkeme heyetini o anda yazılı dilekceyle redetmesi ve mahkemede bulunan mahkeme heyetinide dilekcesinin sebeplendirmesinde şahit olarak göseterrek onların dinlenmeleri doğrultusunda talepte bulunması  gerekeir. Böyle bir durumla karşılaşan mahkeme ister istemez tedbirli hareket etmek mecburiyetinde kalaçaktır ve hak arayan avukatıda mahkeme salonundan çıkrtama cesaretini kendisinde göremeyeçektir.

Sonuç:

Hakkında iddiaverilen  Sanık Tansu Çavuş aslında bir kolluk görevlisi -  Hakaride ceza adaletinden korunmak için  kasıtlı olarak usulsüz davranmışsa - yalan ifade rahat rahat mahkemeye verebilir.

Böyle bir durumda,  yetkili ceza muhakemesi bütün delilleri değerlendirmeye alarak yargılama makamlarının tam ve doğru karar vermesine katkıda bulunarak, ceza muhakemesinin amacı olan sanığa itham edilen suçu işleyip işlemediğine ilişkin maddi hakikatin bulunmasını kolaylaştıramalıdır. Dolayısıyla, bütün ilgili ve faydalı deliller mahkemelerce kabul edilmelidirler.

Eğer Mahkeme müdahil avukatların vermişoldukları ispat dilekcelerini  sebepsizce redediyorsa ve  ceza davasında ifade veren şahitlere, şahitlerin etnik kökenlerinden dolayı veya ceza davasında görevyapan avukatlara, avukatların etnik kökenlerinden dolayı inanmak istemiyorsa,  adil karar veremez. Hele heyet kararı almadan bir avukatın dava salonundan zorla dışarı çıkarılması
nekadar taraflı davrandığımızı gösterir. Dolayısıyla kendi hukuk normlarına bağlı olmayan bir devletin vatandaşlarından hukuk normlarına itaat etmesini beklemesi çelişkili bir durum olacaktır.

Hukuk, insanların son sığınma melceidir. Eğer bir toplumda bu melce de ortadan kalkar veya fonksiyonunu icra edemeyecek kadar yıpranır/ yıpratılır ise, o toplum artık yavaş yavaş yok olmaya mahkûm hale gelecektir.

Küreselleşmiş dünyamızda en ileri hukuk sistemine/ adalet uygulamalarına sahip olduğuna inandığım ABD, Almanya, İsviçre, gibi ülkelerde hukuk metinlerinin ve yargı kararlarının, gerekirse mahkemelerin ve hayatî kararlara imza atan yargıçların biyoğrafileri ve müktesebatıyla birlikte tenkit edildiğini gösteren binlerce örnek mevcuttur.

Bu yazı toplam 3600 defa okunmuştur