İbrahim Genç

Mehmed Uzun: Barışa adanan hayat –III-

05 Şubat 2011 Cumartesi 14:07

BİLİNMEZLİKLERE SÜRGÜN…

Mehmed Uzun’un kişiliği üzerinde, dolayısıyla eserlerinde önemli bir metafor olduğuna inandığım “nar ağaçları” gibi, “sürgün” de önemli bir yer tutar. İki yıla yakın bir süre Diyarbakır ve Ankara askeri cezaevinde kaldıktan sonra tahliye olan Uzun’un doğduğu eve gittiğinde gördükleri pek hüzün vericidir. Nar ağaçları canlılıklarını yitirmiş, çiçekler solmuştur. Diyarbakır’da “gavur mahallesi”ne gittiğinde gördükleri de iç karartıcıdır. Gavur mahallesindeki Apê Vardan ve Uzun’un çocukluk arkadaşı Mıgo, bir bilinmeze kayıp gitmişler. Aynen çocukluğunda bilinmezliklere kayıp giden yıldızlar gibi…

Bütün bunlar, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlatıyordu. Bu sebeple Mehmed Uzun da düşer yollara. Önce Suriye’ye geçer. Şam’ın bir sürgünler mezarlığı olduğunu, içi burkula burkula anlatır. Birçok Kürt aydının oradaki yaşantısına düşer bakışları, ağlamaklıdır gözler. Neylesin ki o da sürgündü. Ana dili Kürtçe, eğitim ve entelektüel dili Türkçe olan Uzun, sürgünde daha da çok dilli ve kültürlü olur. Bunu “…1977’nin sıcak bir yaz gününde, nar ağaçlarının hiç olmadığı, hiç yeşermediği bir kuzey ülkesine, İsveç’e göçtüm. Bu yeni ülkeme ayak basar basmaz, çoğul ‘biz’ bir yenisi eklendi; göçmen, sığınmacı(Nar Çiçekleri, s. 43).” sözleriyle ifade eder.

Bedeni hiç bilmediği bu dağların ve buzulların ülkesinde dolaşırken, sürgünken, yüreği ve ruhu hâlâ Diyarbakır’dadır, Türkiye’dedir. Sürgünlüğü yaşayan yazarlara büyük bir hüzünle “Sürgünde, yeni ülkenizle ilgili hiç rüya görüyor musunuz?” diye sorduktan sonra kendisinin de yeni ülkesine dair bir rüya görmediğini söyler. Çünkü Uzun’un ifadesiyle “… Gördüklerim, bir yanıyla, çocukluğumun anılarını, bana welatê xerîbiyê’ye ilişkin öyküleri anlatan ninemi, bana durmadan nefis, renkli şekerler getiren dedemi çağrıştıran rüyalar, bir yanıyla da polisi, cezaevini, işkenceyi, zoru hatırlatan karabasanlar, kabuslar oldu(Nar Çiçekleri, s. 67)”.

Sürgün, bir yanıyla da Mehmed Uzun’u evrenselliğe taşıyan bir olgudur. Her şeyden önemlisi sürgün, Uzun’un Kürtçe için rahatça bir şeyler yapabildiği bir yerdir. Öyle ki sürgün, İsveç, Uzun’un Kürtçeyle yeniden kucaklaşmasını ve eserlerini Kürtçe vermesini sağlar. Uzun, buzulların ülkesinde Kürtçeyi daha fazla sever. Çünkü sürgünde o, Yukarı Mezopotamya’nın kokusunu bulur Kürtçede. Bunun yanında sürgün, bir mecburiyettir. Usul usul kan kaybetmektir. Bir kahırla dolup boşalırken, bazen yalnızlaşmaktır. Sürgünlüğün birkaç olumlu yanı dışında ne kadar acı olduğunu Uzun şöyle dile getiriyor: “Sürgün bir ayrılıktır, bir hüzündür. İnsanî olmayan, ağır bir cezadır. Yaşanmış, çok iyi bilinen uzun bir zaman kesitini, daha doğrusu bir yaşamı geride bırakmaktır. İstemeyerek, zorlanarak(Nar Çiçekleri, s. 65)”.

Bu yazı toplam 2954 defa okunmuştur
GéwéR
 // ..
Doqru ßıra..!!...
06 Şubat 2011 Pazar 11:49
...
 // ...
turkceye ne kadar hakim olursa olsun bir kurt,hatta kurtceyi iyi bilmese bile kendini kendi gibi hissettigi an,kurtce konusuldugu,espiri yapildigi,heyecanini dile getirdigi,uzuntusunu yasadigi an kurtce ile paylasabildigi andir heralde...insani kndinden uzaklastirarak,kendini ona yasaklayarak....ben agzimi bozmadan bitireyim.....
06 Şubat 2011 Pazar 00:16