İbrahim Genç

Maviye yürüyen adam

24 Ekim 2012 Çarşamba 12:20

Hapishanelerden özgürlük çığlıklarını işiten kulaklarımı alıp düşüyorum yollara… Ülkemin katledilen, hapishanelerde yılları çalınan çocuklarına bakan gözlerimi alıp gidiyorum uzaklara… Bırakırken yüreğimi barışın annelerine, ruhumu rüzgara savurup yürüyorum dağlara… Gecenin tedirgin sessizliğinde… Ve sonra… Hınçla çarpan yüreğimin ateşi düşüyor geçit vermez karlı yollara. Sonra birden parmaklarımdan ok gibi bir soğukluk saplanıyor içime. Üşüyorum, şubat günlerinin merhametsiz ayazında… Üşüyor avucumda yüreğim… Dilimde sözcüklerim…

Kaya oyuklarından geçiyor yolum, dağ patikalarından, rüzgar uğultusundan… İleriye basan adımlarım, geriye takılan düşüncelerim… Yol uzuyor ve ben bembeyaz kara siyah adımlar bırakıyorum. Beni bulsun diye bana ait olan… Düşünceler patlarken soru cümlelerinde, yollarda menfezlere döşeli bir mayın oluyor yüreğim… Geride bir şey mi unuttum? Bekleyenim mi var?

Bir tarafta aşkla çarpan yürek, bir tarafta idealler ve beri tarafta uzun bir yol.. Terazinin hangi kefesi ağır basıyor kim bilir! Aşkla çarpan yüreğin yolculuğu bu… Bu yolculuk, Cengiz Han’ın dönülmez cenklerine benzer; Timur’un uzaklara yürüyen filden ordusuna… Öyle ki; zorluklarla mücadeledir bu yolu süsleyen, onurlandıran… Çünkü bilir erdemle donanmış adam; uğruna dövüşülen ya da emek verilen şeyler kutsaldır ve her türlü övgüye layıktır.

İşte bu yüzden yürünmeli bu yol! Sabırla yürünmeli, inatla… Karanlık geceleri delip de gelen sivri soğuklar ürkütmemeli aşkı kendine kale yapmış yürekleri. Olur ki korkuya düşülür, soğuk keskin şubat üşütür bedeni; varsın üşütsün! Sen şiirler ekerek karanlığa, türküler söyleyerek kar beyaz dağlara; ısınmalısın kendinden gelen hikmetle!

Bunu bilmesem dönebilirim bu yoldan, soğuktan… Ama ben aydan damlayan ışığın kar üstünde mavileşmesine tutunuyorum. Çünkü bu mavilik olacaktır yolumun aydınlığa açılan kapısı. Aşinayım doğanın bana gösterdiği bu mucizeye… Doğanın ahengindeki mesaja… Bilirim ya! Nasıl ki haz her sevişmenin ışığıysa (ya da zaferiyse) kar beyazına düşen  ay ışığıyla oluşan mavilik de budur işte. Ben tabiatın kendi sevişken dünyasında yürüyorum. Sevişken havaların kokusu doğurgandır; çünkü bereketlidir. Neden korkulsun ki bu yolu yürümekten!

Yürüyorum, yangın sonrasının külüdür ayaklarım… Yeldir nefesim, kar beyaz örtüyü havalandıran… Ve yüreğim… Hınçla çarpar, sanırsın ki davettir aşkın cengine… Öyle bir yolda ki bu ayaklar ve yürek; çıkınında umut var, sabır var, aşk var… Yoldaştır umut, güçtür sabır, sırdaştır aşk…

Ve birden duruyorum sonra!

Ruhumun ve yüreğimin derinliklerinden yükselen sayıklamalar… İçsel bir tatmin… Tabiatın dilinden dökülen sesler… Öyle uyumlu ki her şey, hiçbir şey tırmalamıyor kulağımı. Seslerin içinde bir sessizlik duygusundayım. Ve ben, sessizliğin içinde sesler duymaktayım. Kapatarak gözlerimi; dinliyorum doğanın ahengini, evrenin büyüklüğünü…

Özüne yağmurun indiği tohumlar büyüyor diplerde… Zorluyor toprağı tohumlar gürültüyle… Çatlatmak için toprağı… Zamanı gelince eriyen karların bağrından çiçekler göreceğiz rengarenk. Renklerin aşka serenadına bakacağız… Gözlerimizin aynasında parlayacak kainat çiçek çiçek. Burnumuzda tütecek toprağın kökünden biten çiçeklerin kokusu. İlham olacak bu renkler ve kokular, yüreği suskun şaire. Kimi Dicle’nin kıyısında açacak, özünden Dicle’yi içerek serin serin… Kimi bir dağ yamacında, güneşe bakışlar ata ata… Kimi de dağ başlarında açacak, toplayarak dağların yüceltilerinden fırtınaları…

Ah gözlerimiz, çiçeklerdeki saklı hikmeti görebilseydi!... Belki o zaman insanlık, kaybettiği masumiyetini bulurdu. Çünkü bir masumiyetin tablosudur doğanın kendi içindeki uyumu. Ekilen bir tohum, açan rengarenk çiçekler… Nice sırlarıyla deşifre olunmak istiyor doğa. Ey şehirli, modern adam! Açmış sana bağrını tüm doğa, haydi yürü!   

Yürü, bak geceden bir mehtap mavisi dökülüyor yollarına umut umut… Yürü, bin bir çiçekli bahçelerin özlemiyle… Yürü, barışmak için her şeyle… Kar beyazının parlayan maviliğinde umutlar yaratarak ve bizleri yarınlara inandırarak… Yürü, özgürlüğünü yürü…

Kin ve nefret dolu vicdanların arınarak adalet ve eşitlik ruhunu yaratması ve barışın bu topraklarda yeşermesi dileğiyle hayırlı bayramlar!...

Bu yazı toplam 5470 defa okunmuştur
NE GÜZEL YAZMIŞSINIZ
 // metin yacan
kanatmışsınz kalemi kağıdı okuyunca tüylerim diken diken oldu ne güzel yazmışsınız. işte kaleminizin ne kadar farklı ve sivri olduğunu bir kez daha anladım ağzınıza yüreğinize sağlık...
24 Ekim 2012 Çarşamba 21:22
14:51
 // Elif
Mavi'ye yürümek, kırmızı'ya yürümek tabirinden daha bi kucaklayıcı olmuş. Barış için değil ama, yaşamın kutsallığı için... Aynı böyle karma karışık bi ruh haliyle konuşuyor, yazıyor, yaşıyor, uyuyor ve uyanıyorum ben de. Bir daha hiç olmayacağını düşünmek, bu ihtimalin varlığı... Nefes alamıyorum, off... Çekiyorum içime havayı işe yaramıyor, onları yaşatamadıktan sonra ben, biz yaşarmıyız, insanlıktan söz edilebilir mi, HAYIR! Hawar... Hawar... Bir soluksuz gün daha devam ediyor, bitmesin, geçmesin zaman, dursun, onlar biraz daha yaşasın, hep yaşasın diye......
24 Ekim 2012 Çarşamba 14:51