Mehmet Dinç

Mardin Kalesi Mardin Halkınındır

10 Temmuz 2015 Cuma 16:21

Mardin Kalesinin kaderi, Türkiye- Rojava sınırının kaderinden farklı değil. Asker oraya konumlanmadan önce çok şaşaalı bir yaşam varmış kalede. Çok sıkışık bir topografyada inşa edilen evler düşünüldüğünde, Kale, dört tarafı açık, gökyüzüne komşuluğuyla kentin oksijen deposu olmuş zamanında. İlkbahar ile birlikte, kentin ahalisi, çoluk çocuğunu da yanında alarak özellikle de hafta sonları soluğu Kale’de alırmış. Yine Hıdırellez vaktinde Mardin ovasından ve dağlık kesimlerinden, atlar ve katırların sırtında köylüler gelip, kalede bulunan türbede tinsel ziyaretlerde bulunur, sürünün içinden seçilen oğlaklar ya da kuzular burada kurban edilirmiş. Arbanelerin ritmiyle âmâ dervişlerin söyledikleri kasideler dinlenirmiş sonra. Sonra kentin gençleri, kentliler gibi giydikleri kısacık şortlarıyla, kentin tek düzlüğü sayılan kalede futbol maçları yaparlarmış. Süryani müzisyenler, ağaçların gölgesinde kuruldukları yerde tambur- kanun çalarmış, o melodiler ile birlikte âşıkların yüreğini yakan Arapça şarkılar söylenirmiş. Êzîdîler ve Şemsiler kentin doruk noktası sayılan bu yerde avuç içlerini güneşin ilk ışığına dönerek ibadet ederlermiş. Mardin kalesi sosyal alanın bir parçasıymış yani. Çocuklar için bakkala ciklet almaya gider gibi kolay erişilir bir yer imiş. 

Öyleymiş de aynı zamanda NATO üssüymüş. Yani bir zaman “asker- sivil” birbirine pek yakın yaşamış. Yaşamış da, bir gün derisi aşınmış futbol toplarıyla evlerinden çıkarak Kaleye varmak için yamacı tırmanan çocuklar- o çocuklar şimdi ortalama 45 yaşında-  askerlerin kalenin eteklerini bir tasma şeklinde tel örgülerle çevrelediklerini görürler. Bir şahmeranın boynuna pranga takılıyormuş sanki. Tel örgüler çekilirken de ne askerler onlarla konuşmuş, ne de onlar askerlere orada ne yaptıklarını sormuşlar. Bir süre sonra da halkın kaleye çıkmaması için psikolojik baskı uygulanmış. Bu baskı sıradan vatandaşların üzerinde etkili olsa da, kalenin müptelası olanlar yine de sınır tellerini zorlamaya devam etmişler haliyle. Ve asker ilk kurşunu havaya sıkmış böylece. İlk patlama sesi kalenin akustiğinde yankılanınca, insan izleri terk etmek zorunda kalmış o kutlu mekânları. Böylece semah tutan bir dervişin eteklerinde döner gibi Rojava’dan, Turabdin’e kadar baş döndürücü kartal bakışı esirgenmiş halktan.

İşte o esirgemenin başta Mardin halkına ve genelde Mardin’i ziyaret eden milyonlarca turisti de kapsayacak şekilde iade edilmesi için bugünlerde Mardin Büyük Şehir Belediyesinin ve Artuklu İlçe Belediyesinin “Mardin Kalesi Mardin Halkınındır,” sloganıyla başlattığı bir çalışma var. Bu çalışma kıpır kıpır bir heyecanın oluşmasına da neden olmuş Kültür Turizm ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı yerleşkesinde. Daire Başkanı Seyfettin Yavuz ve Daire çalışanları yerlerinde duramıyorlar adeta. Bir yandan “Change.org, www. mardin.bel.tr. imza. mardin.bel.tr ve mardinkale Twitter,” adreslerinden duyurdukları imza kampanyalarına verilen halk desteğini internet üzerinden takip ederken, bir yandan da Büyük Şehir ve Artuklu Belediye Eş başkanları ile birlikte kurum, kuruluş ve halka ulaşarak muhataplarına gönderilmek üzere hazırladıkları formlar için imza topluyorlar. Kale halka iade edilmedikçe, eylem ve etkinlikleri de o oranda büyüteceklerini söylüyor Yavuz.  Forumlardan, Belediye eş başkanlarının katılacağı panellere, sosyal paylaşım siteleri üzerinden yapılacak çeşitli etkinliklere, kentte düzenlenecek yürüyüşlere kadar birçok aktivete yapmayı düşündüklerini söylüyor.

Yine bu kampanya Mardin’de eğitim alanından, sağlık alanına, sanayi alanından,  turizm alanına kadar arkasına çok güçlü bir STK ve halk desteğini de almış durumda. “Tabi bunların hepsinin başında bir isim var ki bu heyecanın iki katına çıkmasında çok etkili bir rol oynuyor,” diyor, Yavuz. Mardin Büyük Şehir Belediye Eş Başkanı Ahmet Türk...  Ömrünün üçte ikisini siyasetin tehlikeli badirelerinde geçirmiş, akilliği, hoşgörüsü ve muhakeme insiyatifi gibi doğal öngörüleri olan Ahmet Türk’ün kalenin halka açılması için öncülük yapması da umutları daha çok büyütüyor. Bu “başkanın ilk kez dillendirdiği bir şey değil,” diyor Yavuz. “Kalenin halka açılması Ahmet Türk’ün 2004 yılından beri dillendirdiği bir durum.”  Tabi Artuklu İlçe Belediye Eş başkanları ve Kültür Müdürlüğünün de yaptıkları katkıyı unutmuyor. “Hep birlikte çalışıyoruz,” diyor. Bununla birlikte Mardin HDP Milletvekili Enise Güneyli’nin de Mecliste bu konuyla ilgili gerek imza kampanyası, gerekse de kulis çalışmaları yaptığını da ekliyor, Yavuz.

Şuan için Mardin’in Turizm potansiyelini arttırmak için Büyük Şehir ve Artuklu Belediyesi iki ayrı imza kampanyası yürütüyor. İlki kalenin halka açılması, ikincisi ise Mardin havalimanının dış hatlara açılması... “İkinci kampanya da çok önemli,” diyor Yavuz. Ülke dışından Mardin’i görmeye gelen Turistlerin geliş ve dönüş olmak üzere en az iki gün Mardin’den erken ayrıldıklarını, bu durumun kent ekonomisi açısından dezavantaj oluşturduğunu ekliyor. Mardin’e gelen misafirlerin, uçaktan indikleri andan, yine uçağa bindikleri ana kadar bu kentte kalmalarını arzu ettiklerini söylüyor.

Sözün özüne gelirsek şua için geceleri Kalenin gerdanında parlayan ışıklar bir şeylerden habersiz, otuz beş yıllık küskünlüğünü yansıtıyor. Fakat Mardin’de Kale’nin halka açılacağı heyecanı herkesi sarmış durumda. Yetkililerden istediğimiz ise bu durumun bir iç politika meselesi yapmadan, Kale’nin öncelikle Mardinlilere, ardından da dünya mirasına iade edilmesi. Mardin’e daha fazla destek, daha erken sonuç... 

Bu yazı toplam 14306 defa okunmuştur
Kale
 // şehmus yılmaz
Dünyanın hiç bir yerinde bir şehrin kalesinin askerler tarafından işgal edildiği görülmemiştir. mardinin kalesini halka verin....
10 Temmuz 2015 21:21