İbrahim Genç

Mankurtlar ve Mankürtler (3)

04 Temmuz 2010 Pazar 17:28

Ülkemizde bugün Kürt halkının bilinçlenmesini ve ulusal duyarlılığa erişmesini istemeyenler var. Bu sebeple de bunlar, ulusal bilinçlenmeye yönelik anlatımları sabote etmek ve çarpıtmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Oysa Allah korkusuna sahip ve vicdan sahibi her birey, bu anlatılanlardan ders çıkararak empati kurar. Biz de bu amaçla yazımızda özellikle üç karakter ve üç durumu tahlil etmeye çalışarak yazımızı bitireceğiz.

Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanında en önemli karakterlerden biri şüphesiz Yedigey’dir. Çünkü romanda hatırlamalarla ve geri dönüşlerle anlatılanlar; diğer karakterlerin özellikleri genellikle Yedigey’in varlığında ortaya çıkıyor. Bu sebeple de Yedigey, romanın yansıtıcı karakteridir. İyice yaşlanmış, saçı-sakalı ağarmış Yedigey dinine ve geleneklerine bağlıdır. İnandığı değerler için mücadele etmekten çekinmeyen bir karakterdir. Bu itibarla da Yedigey, klasik Kazak-Kırgız kimliğini muhafaza etmeye çalışan biridir ve rejimin uyguladığı asimilasyon politikalarını içine sindirememiştir. Ki romanda milli kültür konusunda duyarlı olan Abutalip’i sorgulayan KGB görevlisine cesaretini toplayarak “Sen diyorsun ki düşmanca yazılar yazmış. Bunu anlayamıyorum. Anıların dostu düşmanı olur mu? Benim bildiğim geçmişte olan, şimdi olmayan şeylerin olduğu hatırlanmasıdır anılar. Sen demek istiyorsun ki, insan geçmişindeki iyi anıları hatırlasın, kötü olayları hatırlamasın. Nasıl olur bu? İnsan bir düş görürse bunu hatırlar. Peki bu korkulu bir düşse, başkalarının hoşuna gitmeyecekse, onu hatırlamasın mı? (s. 227)” diye çıkışacaktır. Aytmatov da bir söyleşisinde Yedigey için “Ülkesinin ve halkının başına gelmiş olan korkunç çileyi çektikten sonra gerçek bir insan oldu” diyerek onu anlatır. Fakat çektiği çilelere rağmen milli değerlerini bilen ve bu uğurda mücadele eden Yedigey’in bilgi eksikliği, bu mücadelenin etkili olmasını engellemektedir.

Romanda karşımıza çıkan diğer önemli bir karakter olan Abutalip ulusal bilince sahip ve bu sebeple de halkının türkülerini, destanlarını ve masallarını derlemeye çalışan biridir. Bunu yapmasının en önemli sebebi de rejimin gerçek yüzünü fark etmesidir. Ali İhsan Kolcu “Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı” eserinde Abutalip’i “Milletperverdir; milletinin hafızasının güçlü olması gerektiğinin şuûrundadır. Bu yüzden milli hafızanın temel unsurları olan geçmişe ait bütün sözlü ve yazılı metinleri toplamaya çalışır. Teslimiyetçi değil mücadelecidir. O, gelecek kuşakların kendi milli kültürleriyle yetişmesi için müsait olmayan şartlarda çalışan bir gönül eridir. O, rejim tarafından çeşitli bahanelerle ortadan kaldırılan Kırgız ve diğer Türk boylarına ait aydın tipinin sembolüdür (s. 294)” sözleriyle anlatır. Abutalip’in temel derdi, kültürünü muhafaza edip yazarak geleceği de kurtarmaktır. 

Romanda özellikle üzerinde durulması gereken karakter şüphesiz Sabitcan’dır. Aytmatov romanda tarihi mankurt efsanesini anlatırken aynı zamanda Sabitcan gibi bir karakteri bize sunarak günümüzün çağdaş mankurtlarını göstermek istemiştir. Romandan anladığımıza göre Sabitcan; küçük yaşlardan itibaren rejimin yatılı okullarında rejimin ideolojisi ve terbiyesiyle yetiştirilmiş, kültür bombardımanıyla geleneklerine düşman hale getirilmiş çağdaş bir mankurttur. Romanda Yedigey bunu “O okullarda, o enstitülerde ne öğrenmişti bu adam? Belki onu işte böyle bir adam, bir Sabitcan olsun diye eğitmişlerdi (s. 426)” sözleriyle sorgular. Aytmatov’un da böyle biri hakkındaki düşüncelerini romanda geçen “Birçok şey öğrenmişti ama, yine de beş para etmezdi, hiçbir işe yaramazdı (s. 186)” ifadelerinden anlıyoruz. Bir ölçüde Sabitcan, mankurtlaşmayı-köleleşmeyi bilinçli olarak seçmiştir diyebiliriz. Çünkü mankurtlaşmak karşılığında makam-mevki sahibi olacak ve güzel bir hayat sürecektir.  Bu sebeple de Sabitcan, menfaat karşılığında ulusal benliğini sisteme teslim etmeye hazırdır. Ki Sabitcan etrafındakilere de sisteme direnmemek gerektiğini telkin eder. Romanda gelecekte insanların tek bir merkezden nasıl yönetileceğini, robot-insanların nasıl olacağını anlatarak haklılığını göstermeye çalışır.

MANKURTLAŞTIRMA BİÇİMLERİ

İlk yazımızda Nayman genci Colaman’ın ilkel metotlarla mankurtlaştırılmasını işledik. Burada köklerinden koparılan bir fert vardı, dolayısıyla burada bireyin mankurtlaştırılması söz konusuydu. Colaman’ın kafasına sarılan deve derisi de asimilasyonun metodudur. İkinci yazımızda önce romanın ana karakterleri arasında geçen olayları verdik. Burada Kazak-Kırgızlar için kutsal bir anlam taşıyan Ana-Beyit mezarlığının sistem tarafından tel örgülerle çevrildiğini gördük. Sarı-Özbek bozkırındaki halkın kendi yurtlarında yabancılaştırılmaya çalışıldığını anladık orada.Bu yüzden mankurtlaştırılan Kazak Tansıkbayev’in onları mezarlığa bırakmaması üzerine Adilbay “Ne zamandan beri yabancı olduk kendi toprağımızda?(s. 405)” diyerek isyan edecektir. Peki neden bu Ana-Beyit mezarlığı bu kadar önemli? Çünkü orada özünden uzaklaştırılan mankurt oğlu Colaman’ı özüne döndürmek isteyen Nayman Ana yatmaktadır. Dolayısıyla Ana-Beyit mezarlığı, o halkın hafızası ve kimliğiydi. Ama rejim, uzay çalışmaları bahanesiyle etrafını tel örgülerle çevirmiştir. Bu tel örgüler, Colaman’ın kafasına geçirilen deve derisini sembolize etmektedir. İşte bununla da toplumun mankurtlaştırılması amaçlanmıştır.

İkinci yazımızda Rusya-ABD tarafından ortak yapılan bir uzay projesinden de bahsettik. Uzaya gönderilen astronotların Orman Göğsü gezegenine gitmeleri ve orada yaşayanların savaş, para gibi kavramlardan uzak olduklarını; dünyadaki sorunlara çözüm bulabileceklerini bildirmeleri üzerine Rusya-ABD tarafından dünyanın etrafına manyetik bir kalkanın yerleştirildiğini anlattık. Burada ise bireyin ve toplumun mankurtlaştırılmasının da ötesinde evrensel bir mankurtlaştırmanın olduğunu görüyoruz. Ki bu iki güç, inşa edecekleri yeni dünya düzeninde her şeyi kontrol etmeyi planlamaktadırlar. Bu yüzden de Orman Gögüslüleri, kendi iktidarları için bir tehlike olarak algılamışlardır. Dünyanın etrafına yerleştirilen bu manyetik kalkan, Colaman’ın kafasına geçirilen deve derisidir; Ana-Beyit mezarlığının etrafına örülen tel örgülerdir.

Sonuç olarak ufkumuzu açan böyle eserler bize verdikleri için Aytmatov gibi düşünürlere sonsuz kere teşekkür etmeliyiz. Çünkü geçmişin mankurtları; bugünün mankürtlerini yaratmakta ve baskı-şiddet ve inkar-imha devam etmekte. Bugün bazıları OHAL ilan edilsin diye yırtınıyorlar; intikam çığlıkları atıyorlar. Mankurtlaştırma çabalarını modern usullerle yapmaya çalışıyorlar. Ana-Beyit mezarlığını tel örgülerle çevreleyen zihniyet bugün Kürt coğrafyasını OHAL tel örgüsüyle çevrelemeye çalıştıklarını bilmiyorlar mı?

Bilmiyorlar mı ki insanlık onuru yenilmez!

Bu yazı toplam 8735 defa okunmuştur
kürt tipolajisi ve kürt kisilik tiplemeleri
 // can
Sevgili ibrahim,kürt halkini biligi ile basariya ve insanca yasama motive etmeniz hayirli bir hizmettir.Kürtlerin en büyük sorunu, kisilik ve zihin yapilarinin harap edilmesidir.Kürt aydinlarinin ,bir terapist gibi bu halka terapiler uygulamasi gerekiyor.
Egemenlerin yetistirdigi insan tipi ,kendi yasam sekline hizmet eden bir tiptir, kürtleri kimse kendini yönetsin diye egitmiyor,herkes kendi cikarlarina uygun bir kürt kisiligi istiyor.
AKP, nin bu kadar kürt siyasetcisini tutuklayip,tek siraya dizip,resimlerini cekip ,rencide etmesinin nedeni, "mankürt "kisilik tipine uymamasindandir, mankürtlesmeyen kürtlerin bu hale getirileceginin mezajini kürtlere vermedir.
AKP ve Erganakon nasil bir kürt tipolojisi istiyor?...
05 Temmuz 2010 Pazartesi 23:38
TÜRK IRKÇILARINI İNSAFA GETİRMEK İÇİN AYTMATOV'DAN SÜREKLİ BAHSEDİLMELİ.
 // mezopotamyalı
Bizim Ziya Gökalp gibi kürdümüz gidip Türkçülüğün esaslarını yazar, böylece bütün önünü Misak-ı Milli sınırları içine hapseder, Türk de olsa Aytmatov gibi bir edebi dahi, gerçekleri savunduğundan dünyaya nam salmıştır....
05 Temmuz 2010 Pazartesi 10:46
ESKİ YÜKSEKOVA LİSE MÜDÜRLERİNDEN BİRİ SABİTCANDI....
 // mezopotamyalı
Sabitcan karakterinden bir Lise müdürümüz var idi...

İstiklal Marşı için her pazartesi merdivenlerin aşağısında toplanan öğrencilerin karşısına ellerini arkasında birleştirerek,tüm kibri ile dikilir, sonra, güldü diye bir iki tanesini çıkarıp gözümüzün önünde meydan dayağı atardı.
Ben bizzat birkaç tane öğrencinin okulu bu YÜKSEKOVALI EFSANE! LİSE MÜDÜRÜ SABİTCAN yüzünden terketmesine şahit olmuşum.
İstiklal Marşından öncede attığı nutuk şuydu:
"Okul Bahçesinde Türkçe'den başka bir dil konuştuğunuzu duymayayım tamam mı?"
Müdürün bu yer ve gökleri inleten emrini Takanımız yoktu, genede o çocuk kafamızla buna bir mana veremezdik vede korkardık.
H.hocam "Gün Olur Asra Bedel" kitabını mutlaka oku, belki yüzün kızarır tövbe edersin....
05 Temmuz 2010 Pazartesi 10:26