İbrahim Genç

Mandela Hazır, De Klerk Nerede?

22 Ağustos 2015 Cumartesi 14:53

Mart 2013’te başlayan çözüm süreci aksaklıklara rağmen Temmuz 2015’e kadar Türkiye’de kısmi normalleşme sağladı.

Bu süreçte “anaların ağlamaması”, Kürt sorununda siyasi ve hukuki adımlar atmanın önünü açtı. Dolayısıyla ölümlerin olmadığı bir yerde demokratik adımların atılması da kolaylaşıyordu. Buna karşın ne yazık ki Suruç katliamı sonrasında gelişen lokal olaylarla başlayan çatışmalar devam ediyor. Aynı şekilde sürecin müzakere düzeyinde başlaması için çalışmalar da sürüyor. Bu noktada somut bir çözüm önerisi olarak HDP tarafından “Mandela modeli” kamuoyuyla paylaşıldı. Özellikle hem taraflar arasındaki iletişim sorunlarının giderilmesi hem de AKP’nin Öcalan’ın Kandil’den farklı düşündüğü yönündeki beyanlarının gerçekliğinin anlaşılması için Öcalan’ın fikirlerini doğrudan kamuoyuyla paylaşması talep ediliyor.

Tam da bu noktada Güney Afrika’da çözüm sürecinin irdelenmesi yol gösterici olabilir. Türkiye ve Güney Afrika’da sorunun niteliği ve kapsamı farklı olabilir ama çözüm süreçlerindeki benzerlik dikkat çekiyor. Güney Afrika’da ırkçı Apartheid yönetimi, anti-demokratik uygulamalarla siyahların tüm haklarını gasp etmiş ve siyahların taleplerine karşı güvenlikçi bir yaklaşım sergilemişti. Bununla birlikte ANC çatısı altında örgütlenen siyahlar silahlı mücadeleye girmiş, 1980’li yılların sonuna kadar ülkede çatışmalar artık çekilmez hale gelmişti. Apartheid rejimi, artan çatışmalar ve uluslar arası baskı sonucunda sorunu silahla çözemeyeceğini anlamış ve politik yollar devreye girmişti.

Güney Afrika’da çözüm sürecinde şüphesiz Milliyetçi Partili De Klerk’in 1989 Eylül’ünde devlet başkanı olması bir dönüm noktasıdır. De Klerk, ANC üzerindeki siyasi yasağı kaldırırken aynı zamanda af ilan ederek normalleşme noktasında büyük bir adım atıyor. Bununla birlikte 11 Şubat 1990’da Mandela da özgürleşiyor. Sağlanan barışla birlikte De Klerk ve Mandela Nobel Barış Ödülünü alıyor. 1994 yılında yapılan ilk adil seçimlerde ise Mandela’nın devlet başkanı seçilmesiyle De Klerk iktidarını bırakmanın yanında 1996’ya kadar Mandela’nın yardımcısı olarak kaldı. Buradan çıkan önemli sonuç, çözüm ve barış süreçlerinde amaç iktidarını pekiştirmek değil; yeri geldiğinde iktidarından vazgeçmeyi göze almaktır. Aslında Türkiye’de de Cumhurbaşkanı Erdoğan süreçteki kararlığını vurgulamak için “Baldıran zehrini içmek”ten bahsetmiş, Başbakan Davutoğlu da “Kararlılığımız sabittir” demişti. Ama 7 Haziran sonrasında AKP’nin tek başına iktidar olmaması, AKP’nin sürece olan heyecanının kaybolmasına neden oldu.

Buna rağmen Kürt sorununun çözümünde Mandela modeli, üzerinde durmaya değer bir yoldur. Mandela, 18 yıl Robben Adası’nda hapis yattı. Şuanda Öcalan da İmralı Adası’nda 16 yıldır hapis yatıyor. Güney Afrika yönetimi yıllarca istihbarat birimleri üzerinden Mandela ile görüşmeler yaptı. Türkiye de MİT aracılığıyla yıllarca Öcalan’la görüşmeler gerçekleştirdi. Bunun sonucunda Güney Afrika’da Mandela’nın ev hapsine alınmasıyla çözüm süreci hızlanmış ve De Klerk’in Mandela ile görüşmesi çözümü getirmişti. Güney Afrika’daki baş müzakerecilerin “De Klerk ve Mandela görüştü ve hep beraber çözdük” sözleri de bunu gösteriyor. Karşılıklı güvenin oluşması için bundan etkili bir yol da bulunamazdı zaten. Güney Afrika’da sürecin başarıya ulaşmasının en önemli nedeni iki tarafında birbirinin teslimiyetini amaçlamamasıydı. Bununla birlikte “yeterli konsensüs”, çözüm süreci için yeterli görülmüştü. Dolayısıyla Türkiye’de bu konuda da sürekli bir kafa karışıklığı vardı. Yeterli konsensüs olup olmadığı sadece MHP’nin sürece dahil edilip edilmemesi olarak değerlendirildi.

Sonuç olarak Ortadoğu’da yeni dinamikler gelişiyor ve bunların Türkiye’yi etkilemeyeceğinin garantisi yok. Bir tarafta Suriye krizinin güneyde ortaya çıkardığı riskler, diğer taraftan çözüm sürecinin askıya alınmasıyla oluşan belirsizlik Türkiye’de kontrol edilemez sonuçlar doğurabilir. Bu sebeple de başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere AKP kurmayları, sürece güzellemeler yaptıkları döneme tekrar dönmek zorundalar. Çünkü Türkiye toplumu, çözüm ve barış noktasında uzun bir süre gerekli yetkiyi AKP’ye vermişti. Yarın çok geç olabilir. Zaten her gün her kesimden gençler yaşamını yitiriyor. Bu sebeple de hızlı davranmak her siyasetçinin görevidir. Bu noktada yazımı Güney Afrika heyetinde yer alan AK Parti milletvekili Burhan Kayatürk’ün Güney Afrika yetkililerine “Sürecin sonunda şurada yanlışlık yaptık dediniz mi?” sorusuna Güney Afrikalı baş müzakerecinin verdiği cevapla bitireyim: “Tek bir yanlışımız vardı. O da daha erken başlamamak. Keşke daha erken başlasaydık.”

Bu yazı toplam 4420 defa okunmuştur