1. YAZARLAR

  2. Şeyhmus Diken

  3. Mahşer Atlıları
Şeyhmus Diken

Şeyhmus Diken

Yazarın Tüm Yazıları >

Mahşer Atlıları

A+A-

Siz bu satırları okuduğunuzda 29 Mart 2009 tarihindeki yerel seçimlere dört ay kalmış olacak. Tayyip Erdoğan"ın erken başlattığı seçim rüzgârı ister istemez etkileyici oldu. Seçimin profesyonel manada ilgilisi siyaseten seçim çalışmalarına epeyce erken başlamak zorunda kaldı.

Ben, bu yazıda istiyorum ki, Demokratik Toplum Partisi (DTP) cephesinden seçim profili konusundaki düşüncelerimi ve beklentilerimi paylaşayım. Neden DTP diye sorulabilir? Hemen yazının başında paylaşmakta yarar var. Türkiye siyasal parti yelpazesinde şu anki göstergelere baktığımızda adı sosyal demokrasi ile anılan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kendi parti tabanındaki ve ülkedeki “sol” seçmenin beklentilerindeki sol kimliğe doğru meyledeceğine, daha sağda muhafazakâr arayışlara girmeyi tercih ettiğinden, AKP"ye siyaseten muhalefet gibi bir derdi yok. "Küçük olsun Baykal'ın elinde kalsın" mantığı var, CHP"nin. MHP ise alıştığımız “faşist” kimliklerden sürekli beslenme mantığının yerine merkez sağa evirilerek kendine orada sağcı-milliyetçi bir yer açma derdinde. DSP"nin adı var kendi yok. ÖDP, EMEP gibi sol partilerin ise seçimle ilgili kitlesellik manasında hedefledikleri fazlaca bir şey yok. Belki “ittifaklar” anlamında tekrar bir çıkış yaratmayı düşünebilirler.

Parlamento grubunun önemli bir kazanım olduğunu da dikkate alarak, geriye bir tek DTP kalıyor. Bölgede ciddi bir hazırlık içinde olduğundan aynı zamanda AKP"ye ve sisteme karşı 2009 yerel seçimlerini en azından bölge bazında, varoluş ile referandum mantığına dönüştüreceği aşikâr Demokratik Toplum Partisi üzerinden okuma yapmaya ihtiyaç var diye düşünüyorum.

Açık söylemek gerekirse bilinen ve telaffuz edilenlerin tersine, DTP, yerel seçimlere AKP"nin karşısında daha avantajlı bir konumda başlıyor! AKP devletin gücünü de kullanarak, siyaseten DTP"nin üzerine gidip “kolu kanadı kırılmış Kürt siyasetçiler” mantığıyla başlatmak istediği seçim çalışmalarında tasarladığını gerçekleştiremedi. Kürtlük aidiyet bağı manasında, sınır ötesi operasyonların bölgede yaratığı gerilim, savaşın tırmandırılması, demokratik beklentilerin askıya alınması, siyaseten AKP"yi ve AKP"ye oy verme beklentisi içinde olan AKP seçmenlerini bölge bazında epeyce sıkıntıya soktu. Bölgede artık görünen şu ki; tek başına İslami kimliği, ümmet anlayışını öne çıkararak AKP"nin Kürt seçmenden oy istemesi zor. İnandırıcılık yitirildi. Öyle ki “Kürdi” söylemleri bölge bazında öne çıkaracak AKP adayları bile tutmayacak gibi. 22 Temmuz 2007 seçimlerindeki “Mağdur AKP, mağdur İslami kimlik” de artık yok.

İşte tam da bu görünür ön kazanım söz konusu iken Demokratik Toplum Partisinin yapabilecekleri var. Öylesine sıkı bir seçim profili oluşturulmalı ki, gerek siyaseten, gerekse devletin bütün gücünü kullanarak Demokratik Toplum Partili Belediyelerin etkisizleştirilmesini, işlevsizleştirilmesini hedefleyen medyatik bombardımanın önü kesilmeli. DTP"li belediyeler kanımca bugüne dek zaman zaman ihmal ettikleri hizmetlerinin tanıtım faktörünü hiç değilse bu dört aylık zaman dilimi içinde önemsemeli. Hem de karşılaştırmalı bir mantıkla yapmalılar diye düşünüyorum.

Mesela Diyarbakır"ın, ya da Tunceli"nin, Batman veya diğerlerinin 5–10 yıl önceki haliyle, şimdiki halleri ciddi şekilde bütün olanaklar kullanılarak anlatılmalı. En küçük hizmetler dahi (tıpkı iktidar partisinin yaptığı gibi) bölge halkının kaynaklarını nasıl akılcı bir şekilde ve öncelikler sırlamasının hakkı teslim edilerek yapıldığı, yürütüldüğü, paydaştırıldığı anlatılmalı, paylaşılmalı. Üstelik iktidar partisi ve sistem tarafından siyaseten kuşatılmışken, yapılan ve yürütülen onurlu siyasetin yanında, hizmetlerin de aynı kararlılıkla nasıl üretildiği bütün olanaklar kullanılarak anlatılmalı. Bu tanıtımın iki ayağı olmalı. Yerel olanakların kullanılmasının yanında ulusal ölçekte yazı yazabilecek görsel olarak inkârcılık yapmayacak medya olanakları yabana atılmamalı. Demokratik Toplum Partisi, siyaseten de, iktidar partisinin elinde olan belediyelerin devletin bütün olanaklarını kullanmalarına rağmen “yüzlerine, gözlerine bulaştırdıkları” yönetememe, hizmet üretememe, ayyuka çıkan “yolsuzluk” söylentileri gibi örnekleri de paylaşmalı. Bu özellikle Siirt, Van, Mardin, Urfa v.b gibi AKP"nin elinde olan belediyelerin olduğu şehirlerde daha sıkı ve nokta vuruşu kabilli yapılmalı.

Adaylar belirlenirken birçok faktör bir arada düşünülmeli. “İki dönem üst üste belediye başkanlığı yapmıştır, yeter” yerine, başarılıysa, bir daha aday gösterilsin anlayışı daha doğru diye düşünüyorum. Kadın kotası elbette dünyaya örnek oluşturacak bir duruştur. Bu duruşu hayata geçirirken sadece kadın olması değil, kadınlığın yanında temsiliyet de eşdeğerde düşünülmeli. Kürt halkı açısından simgesel anlamları büyük; Hatip Dicle, Leyla Zana, Selim Sadak gibi Kürt şahsiyetlerin, yerel yönetimlerde değil, uluslararası anlamda Kürt politikasının anlatıldığı alanlarda, platformlarda temsiliyetlerinin, siyaseten daha işlevsel olacağı önemsenmeli.

Sadece belediye başkan adayları değil, belediye meclis üyeleri ile il genel meclis üyelerinin belirlenmesinde de aynı mantık güdülmeli. Siirt, Mardin, Urfa gibi Arap kimliği de zaman zaman öne çıkan şehirlerde bu ve benzer aidiyetlerin iktidar partisi tarafından Kürt kimliğine karşı kullanılmasının önünün kesilmesine yönelik adaylık kriterleri dikkate alınmalı. Herhangi bir etnik önceliğe vurgu yapacak aday belirleme mantığından azade bu illerde Arap aidiyetini de kucaklamayı hedefleyen, en azından bu mantığı içselleştiren adaylar, belediye ve meclis üyeliklerinde de bu temsiliyeti görünür kılacak meclis üyelerine fırsat verilmeli. Kendilerinin aday olmak için müracaat etmesinden çok, uygun olan ve seçilmesinin sonuca gitmede etkili olacağına inanılan adaylara öneriler götürülmeli, birebir görüşmeler yapılmalı. Bu anlayış ilkesel bazda ve diğer şehirler için de düşünülmeli. Mesela muhafazakârlığı öne çıkan Bingöl, Elazığ gibi şehirlerde Zazaca konuşan kesimler dikkate alınmalı. Mardin ve Diyarbakır gibi şehirlerde az da kalsalar, simgesel anlamı öne çıkarılarak Süryani, Ermeni temsiliyeti, belediye meclislerinde dikkate alınmalı.

İl Genel Meclisleri konusunda önceki iki dönem dikkate alındığında pek de önemsenmediği fark edilen bir noktaya dikkat edilmeli. İl genel meclisleri illerin valilerinin başkanlığında kentsel politikaları, devletin gücünü kullanarak yürüten çok önemli kurumlar. Ayrıca siyasal partilerin aldığı oylar il genel meclislerinin üzerinden hesaplanıyor. Ülkedeki yasal, siyasal, bürokratik, hukuki ve teknik mevzuatı iyi bilen; aynı zamanda valiler karşısında sokaktaki vatandaşın hakkını söke söke, son kuruşuna kadar savunacak ve paranın doğru yerlere harcanmasını sağlayacak, harcanmadığında teşhir edebilme gücünü siyaseten de kullanabilecek, raporlama, projelendirme tekniklerini bilen adaylar, İl Genel Meclisleri için düşünülmeli…

Belediye Meclisleri ise il bazında yerel kabinelerdir. Bir nevi Yerel Bakanlar Kuruludur. Belediye Başkanlarının işlerini kolaylaştıran birimlerdir. Her bir Belediye Meclis Üyesi kendi uzmanlık ve ilgi alanında neredeyse bir bakan gibidir. Bu manada Kürt siyasetinde simgesel anlamı büyük Diyarbakır Büyükşehir Belediye Meclisi olmak üzere diğer tüm belediye meclislerinde elbette siyasal manada tasarlanan siyasi kimliğin yanında başka faktörler de dikkate alınmalı. Mesela çok iyi bir sağlıkçı, çok iyi bir eczacı, muhasebeci, mimar, mühendis, avukat, yazar, meslek mensupları, esnaf, tüccar, işçiler, din-mezhep temsiliyetli şahsiyetler ve sayamadıklarım, mutlaka kılı kırk yararak belediye meclis üye adayları olarak belirlenmeli. İlla ki adaylık başvuruları arasında bu vasıflara yeterince uygun aday adayı yoksa yetersizse, düşünülen adaylara öneriler götürülmeli. Doğru profil ancak böyle çıkar. Öyle olmalı ki; böylesine seçilmiş meclis üyelerinden oluşmuş meclislerin her toplantısı şehirde gündem oluşturmalı. Kentin hemşehrileri “acaba seçtiğim belediye başkanı ve meclis üyeleri benim hakkımda, beni bihakken temsil ederek hangi kararları alıyorlar!” diye meclis toplantılarını izlemeli / merak etmeli. Elbette bu paylaştıklarım mutlaka “siyaseten de temsil yeteneğini kullanabilecek adaylar arasından olmalı” vurgusunu yapmaya gerek bile yok!

Sonuç olarak Demokratik Toplum Partisi, çok sağlam bir Kürdi siyaset geleneğinden geliyor ve bu geleneğin üzerinden yürüyen bir politik hatta sahip. Çoktan seçenekli tercih hakkını kullanabilecek sivil siyaset çoğulculuğu içinden adaylarını rahatlıkla belirleyebilecek şansa ve fırsata sahip. İnanıyorum ki, bu fırsat temsili manada çok iyi kullanılır. Unutulmamalı, sol gelenekten de bilinir ki; seçimler aynı zamanda siyaseten yeni kadroların oluşturulma sürecidir de! İşte bu vesileyle önümüzdeki yerel seçimlerde Demokratik Toplum Partisinden aday olacak şahsiyetleri, ya da aday gösterilecek şahsiyetleri; Sırat Köprüsünden geçmeye çalışan Mahşerin Atlıları olarak görüyorum. Sorunun çözümüne en yakın olunan bir süreçte olduğumuzu unutmuyorum. Sadece Türkiye siyasetinin değil, dünyanın da gözü Kürt Siyasetçilerin üzerinde. Bir başka açıdan da epeyce bir zamandır DTP"nin “kafa yorduğu” deneysel uygulamaların “ipuçlarını” paylaştığı yerel yönetimler modeli üzerinde de yeni dönem itibariyle bu önermelerimin yararı olacağını düşünüyorum. Herkesin hakkını teslim ettiği başarılı yerel yönetim modelleri sağlam kadrolaşmadan da geçer. O halde herkesin önünde vazgeçilmez görevler var. Adaylar belirlenirken siyasal “karar vericilerin” tek başına “siyasal tercih hakkını kullanmak”la birlikte diğer bütün sayılan faktörleri de dikkate alarak bu fedakâr halkın verdiği temsil hakkını en iyi kullanabilecek adayların belirlenmesine “evet” demeleri gerekir ki, seçmen de “bi can û dil” evet desin…


Bu yazı toplam 5273 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum