İbrahim Genç

Lice’den Bildiriyorum:Barış da mümkün savaş da!

13 Haziran 2014 Cuma 16:56

Diyarbakır, güne uyanıyor. Sabahın erken saatleri… Ofis’ten Dağkapı’ya kadar yürüyorum. Caddeler yeni yeni hareketleniyor. Şehrin bazı noktalarında Kürtçe afişler, reklamlar… Dağkapı’da ayakkabı boyacısı bir yaşlı amcanın yanına oturuyorum. Eşyalarını poşetlerden çıkarıyor, belli ki o da yeni gelmiş. Yüzünde paramparça bir hayatın izleri duruyor… Bezgin bir bakış atıyor bana, umutsuz sözler dolanıyor diline… Beni hiç dinlemeden kısık bir sesle konuşuyor: “Dün burada yürüyüş vardı, Lice için. Polis geldi, dağılın dağılın. Niye dağılsın? İnsanların acısı var. Çözüm var diyorlar ama insanları öldürüyorlar. Bu gidişle savaş çıkacak. O zaman Erdoğan da hiç kimse de kalmayacak.”

i1-002.jpg

Oradan ayrılıyorum, geride bezgin adamın bakışları… Lice’ye gitmem gerekiyor. Orada hem olayları yerinde inceleme hem de HDP Grup toplantısını izleme şansımız olacak. Sokakta tüm gündem Lice… Lice’ye giden yolların kapalı olduğunu söylüyorlar. Bir belirsizlik var. HDP heyetinin otobüsünü de kaçırmıştım. Böylece şansımı deneyip Diyarbakır-Lice arasında çalışan bir dolmuşa bindim. Yolun açık mı kapalı mı olduğunu sorduğumda “Şansına artık…” cevabını alıyordum. Yollar virajları ve dar yapılarıyla sakin, buğday ve arpa tarlaları hasadı bekliyor. Dolmuşta da gündem Lice ve çözüm süreci. Süreçten bahsedilirken en çok kullanılan kelimeler “barış, huzur, oyalama, aldatma” oluyor. Aslında Hükümet’e karşı büyük bir güvensizlik var ama ne olursa olsun sürecin devam etmesini istiyorlar.

“Lice gece başka, gündüz başka”

i2-002.jpgDolmuşta yanına oturduğum orta yaşlarındaki bir Liceliyle uzun uzun konuşuyoruz. Son Lice olaylarının anlamı üzerine konuşurken “Aslında bu son olaylarla halk sadece AKP’ye değil, BDP’ye de mesaj veriyor. Bu belirsizlik halkta gerilime neden oluyor” diyor. Yaşanan bayrak provokasyonundan konuşuyoruz. İlginç bilgiler veriyor: “ Aslında orada bayrak yoktu. Adeta bu olay yaşansın diye yeni takıldı. Daha önce hiç böyle bir olay yaşanmadı. Göreceksin bak Lice’de tüm devlet kurumlarında bayraklar yerinde duruyor.” Bu noktada “Böyle bir olay peki nasıl olur?” dediğimde ise “Keke son zamanlarda buraya ajanlar doldu. Lice gece başka, gündüz başka. Burada tanımadığımız o kadar çok yeni yüz var ki artık.” cevabını veriyor. Esnaf olan Liceli ağabey, Kürt siyasetine de eleştiri yöneltiyor: “Lice çok bedel ödedi, kaç defa yakıldık, yıkıldık… Burada mücadele edenlerin ekseriyeti yoksul. Kimisi Lice’de kimisi Diyarbakır’da perişan. Ama BDP, bunların sorunlarıyla yeterince ilgilenmedi, onları yalnız bıraktı.”

Sohbetimiz, Hani girişinde yolumuzun kesilmesiyle sonlanıyor. Askeri yetkililer, konvoy olarak askeri araçların gözetiminde gideceğimizi bildiriyorlar. Bekleyişimiz sürerken Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Fırat Anlı geliyor. Yapılan kısa bir görüşmeyle bizim de geçişimize izin veriliyor. Hani’den sonra gözle görülür bir askeri hareketlilik hemen kendini belli ediyor. Yolun sağında ve solunda belli aralıklarla askeri panzerler, kirpi olarak adlandırılan araçlar duruyor. Olaylar sırasında yakılan araçlar geniş bir araziye çekilmiş. Lice’ye ulaştıktan sonra oradan da özel araçla HDP Grup toplantısının yapılacağı yere gidiyorum.  Taksici ısrarla “Boşuna gidiyoruz, bırakmayacaklar” diyor. Ben de “Sen sür sadece” diyorum. Daha sonrasında taksici “Ağabey, gitmek istemeyişimin nedeni askerin sürekli keyfi olarak bize ceza yazması. Baka yine plakamı alıp ceza yazacaklar” diyor. Daha önce giden gazeteciler de engellendiklerini aktarıyorlar telefonda. Neyse ki şansım çalışıyor ve sıkıntı yaşamadan kontrol noktasını geçiyorum.

i3-002.jpg

Savaştan kalma görüntüler

Olayların ilk patlak verdiği Herêma Engulê (Duru Bölgesi)’deyiz. HDP Grup toplantısı yeni başlamış. Platformun kurulduğu yer, Lice’yi Kocaköy’e bağlayan yolun üzeri. HDP Eşbaşkanları konuşmalarını, dağın zirvesine kurulu Duru Jandarma Karakoluna bakarak yapıyorlar. Ortalık savaştan kalma bir görüntü veriyor. Ormanlık alan yakılmış, onlarca ağaç kesilmiş. Her şeyden önce müthiş bir doğa tahribatı var (Acaba Gezicilerin ilgisini çekiyor mu?). Burada da yollar deşilmiş. Yolun sağı solu,  gaz fişeği kapsülleriyle dolu. Tüm bu görüntüler, burada yaşanan çatışmanın şiddetini gösteriyor. Liceli gençlere “Peki neden ormanı yaktılar?” diyorum. Yüzünü poşu ile kapatmış olan genç “Asker buraya girmeye korktu. Girerse onların taranacağını düşündükleri için hepsini ateşe verdiler.” diyor.

i4-002.jpg

HDP Grup toplantısında HDP Eşbaşkanları Sabahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü yan yana duruyorlar. Önce Sabahat Tuncel konuşuyor. Tuncel, BDP olmadan barışın olmayacağını belirtip Lice’nin tarihsel gerçekliğine vurgu yapıyor. Bu ölümlerin artık son ölümler olması gerektiğini dile getiren Tuncel “Başbakan buraya gelip barışın aslında ne kadar yakın olduğunu görsün” diyor. Kürkçü ise konuşmasında ; bayrak üzerinden bir halkın baskılanamayacağından bahsedip bayrak konusunda askerin Başbakan’dan daha sağduyulu olmasının bir ironi olduğunu söylüyor. Kürkçü’nün konuşmasını “Yaşasın barış, yaşasın hayat” sözleriyle bitirmesinden sonra bir ağızdan “Bijî Berxwedana Lîcê” sloganları yükseliyor. Bu esnada bir annenin çığlıklarına odaklanıyor herkes. Anne gözyaşları içinde “Artık yeter, karakol değil, barış istiyoruz” diye haykırıyordu.

Taziye çadırında dualar, sloganlar…

HDP Grup toplantısından sonra olaylarda yaşamını yitirenler için kurulan taziye çadırına hareket ediyoruz. Yolda sık sık YDG-H gençliğinin “KCK Asayiş” kontrol noktalarına rastlıyoruz. Fotoğraf çekilmesini istemiyorlar. Taziye çadırı, Dernek köyüne bağlı Yukarıçalıbükü (Biryas) mezrasında ölümlerin yaşandığı yerin hemen yakınına kurulmuş. Kimileri çadırın altında kimileri de meşe ağaçlarının gölgesinde oturmuş. Kimileri namazını kılıyor, kimileri yüksek kayalara çıkmış zafer işareti yapıyor. HDP milletvekilleri ve KESK, Eğitim Sen, SES gibi sivil toplum örgütleri ile yüzlerce insan oraya gelmişti. Melleler (imam) Kur’an-i Kerim’den sureler okudular. Sonra dualar edildi, Fatihalar okundu. Devamında saygı duruşu eşliğinde Çerxa Şoreşê okundu hep bir ağızdan. Etkilenmemek elde değildi… Öyle gür bir sesle okundu ki sesler yankılandı meşe ağaçlarıyla örülü dağlarda…

Akşama doğru Lice’den Diyarbakır’a hareket ediyoruz. Lice ve Hani arasında kimi yerlerde askeri kontrol noktaları, kimi yerlerde ise YDG-H gençlerinin kontrol noktaları görülüyor. Hani’den sonra azalan meşe ağaçlarının yerini sarı sarı tarlalar alıyor. Bazı yerlerde Peri bacaları gibi aşınmış büyük kayalar enfes bir görüntü yaratıyor. Diyarbakır merkeze ulaştığımızda tüm günün yorgunluğu artık kendini iyiden iyiye göstermişti. Yine de arkadaşlarla uzun uzun muhabbetlere daldık. Kimileriyle hasret giderdik. Bazı arkadaşları da görmeye zaman kalmadı. Ama son gün Diyarbakır merkezde yaptığım gözlemler ve yaptığım görüşmeler, halkın barış konusunda bir irade sahibi olduğunu gösteriyordu.

Çocuklarını isteyen annelerin eylemi

Bunun yanında Dağkapı Meydanı’nda bir kalabalık da dikkatimi çekmişti. Bir kalabalık, gazeteciler, kameralar, dağıtılan bir basın açıklaması… Çadırın kaç günden beri çocuklarını PKK kaçırdığı iddiasıyla eylem yapan ailelere ait olduğunu anlıyoruz. Eyleme Diyarbakırlıların pek de anlam verdiklerini düşünmüyorum. Çünkü suratlarda hayretle karışık boş bakışlar… Belki de bu eylem onlara samimi gelmiyordur kim bilir! Bu eyleme destek için Kadın ve Demokrasi Derneği üyeleri de destek için Diyarbakır’a gelmişler. Bu sırada ben de eylemde olan bazı ailelerle sohbet açıyorum konudan. Bir yaşlı amca elinde oğlunun resmiyle “Hem çalışıyor hem de okuyordu” diyor. Amcaya “Oğlunun PKK’nin elinde olduğundan emin misin?” diyorum. Bunun üzerine amca “Bilmiyorum ama oğlum ortada yok” cevabını veriyor. Yaşlı amca, oğlunun eylemlere katılan ve partiye gitmeyen biri olduğunu da belirtiyor. Gölgelik bir yere geçip oturuyorum sonra . Sağımda solumda eylemci aileler… BDP’ye öfkeliler. İşin ilginci PKK’nin çocuklarla ilgili yaptığı açıklamalardan haberleri yok. Belli aralıklarla sağlık ekipleri sağlık kontrolleri yapıyor. Etraf sivil polis kaynıyor. Farklı noktalarda oturup aileleri göz ablukasında tutan on beş kadar sivil polis fark ediliyordu. Tabii söz konusu anneler olunca insanın niyet okuması doğru olmuyor. Üzülüyor insan ve “Allah onlara da sabır versin” sözcükleri dökülüyor ağzımızdan. Ama şu bir gerçek ki BDP bu işe ciddi bir el atmalı. Böylece devletin de bunu psikolojik bir savaş aygıtı olarak kullanmasının önüne geçilebilir.

Diyarbakır, Hani, Lice… Her ne olursa olsun bir barış iradesi var. Bu halkın acılarının anlaşılması lazım. Uzaklardan atıp tutan milliyetçilerin buraları gelip görmesi elzemdir. Bölgede duygular değil, bir halkın gerçeği konuşuyor.

Bu yazı toplam 9786 defa okunmuştur