Özgür Amed

Lahmacun yedim ama yine de barış gelsin!‏

25 Mart 2013 Pazartesi 23:50

**Terry Eagleton’ın yazmış olduğu Azizler ve Âlimler isimli romanda, İrlandalı devrimci James Connolly ile Mihail Bahtin arasında şöyle bir diyalog geçer:

Bahtin: Neden ulusal kimliğe kafayı bu kadar taktığınızı anlamakta güçlük çekiyorum. Peki şu milliyetiniz niye bu kadar önemli? Ya da bir kimlik edinmek?

Connolly: Sorun kimliğimizi ortaya koymak değil, bir kimliğin keşfedilmesi sorunu öncelikle. Ne olabileceğimizi öğrenmek için özgür olmaya ihtiyacımız var. Şu anda kim olduğumuzu söylememiz bizim için imkânsız.

Şuan gelinen sürecin bir keşif süreci olduğunu akılda tutmakta fayda var. O gözle bakalım.

** Erdoğan, Sarıcakaya’ya girerken yol üzerinde düğünü görünce konvoyunu durdurmuş, gelin-damatla biraz sohbet ettikten sonra bir altın takmış. Öğüt vermiş. Bol bol çocuk yapın, nasılsa yarattığımız sistem ile kanınızı emeceğiz demiş.

Garip olan şey ise şu: AKP her daim yanından altın ile mi dolanıyor? Özel düğün tüzüğü mü var?

** Milliyet gazetesinden Aslı Aydıntaşbaş 20 Mart tarihinde bir twit atmış. Şöyle diyor: “Diyarbakir ucagi THY. Icki servisi yok. Business'da lahmacun verdiler. Yine de Nevruz'da baris ozlemimiz var.”

Öncelikle sorayım: Bu mesajdan bir şey anladınız mı? Anlamayanlar için ben kendimi feda edip özet geçeceğim. Aslı hanım kızımız Amed’e davet edilen 50 bin gazeteciden biri. Anlıyoruz ki THY uçağı ile yola çıkmış! Uçakta içki de yokmuş. Demek ki Amed’e içerek geliyor. Yani ayık kafa ile Kürt sorununu yorumlamak istemiyor. Buna da eyvallah!

Yine anlıyoruz ki kendisi Business ile uçmuş. Ve orada lahmacun yemiş! Tırşık yiyecek halin yok ya Aslı, ne yani? Lahmacunu beğenmedinse pasta ye sende. Lakin zurnanın newroz dediği yer de lahmacun yedik dedikten sonra da söylediği “yine de nevruz’da barış özlemimiz var” kısmı. Allah’tan içki yokmuş uçakta. Bir de içip yazacağını düşünsenize! Allah muhafaza Kürt sorununu ve barış özlemini kim bilir ne üzerinden ifade edecekti. Lahmacun verdiler ama yine de barışı özlüyoruz ne ula? Bin yıldır lahmacun yiyîx, savaştan başka bişi daha görmedik. Yani bizim göremediğimiz ama senin o bilmem kaç bin fitte gördüğün nedir? Neler oluyor Aslı? Bu kafa ile mi Kürtleri tanımlayıp yazılar yazacaksın! Newroz sonrası şahsen çok korktum! Dedim kesin “Newroz alanında çok ciğerci vardı ama yine de barışa özlemimiz var.” diyecek …

Hazır yeri gelmişken, böyle meseleyi business usulü, lahmacun soslu, havada kafa anasonlu anlayan arkadaşları da davet etmesek ne kaybederiz?

**Sabah gazetesinden Ayşe Özyılmazel adlı magazinel bir yazar da Newroz’a gelmiş. Toplu şairane ve newrozu dramatize etme yarışında en güzel yazıyı yazmış. Daha doğrusu olay şu: Ayşe protokoldeki yerini almasına almış ama o alanda, o bayraklar altında o mahşerde neler olup bittiğini tam anlayamamış. Ne yazacağını da bilemeyince bir kız yakalamış ve bir foto çektirmiş. Kızın adı Zilan imiş. Ehh bu kadar bilgi 1 yazıya yeter deyip atmış yazısının başlığını: “Zilan’ın gözleri” …

Êle etkileyici êle etkileyici bir yazı ki ilk cümleden sonra okuyamadık. Gerçekten şaka gibi! Yaw kardeşim ne diye kendinizi zorluyorsunuz ne diye kendinizi bu kadar komik düşürüyorsunuz! Zilan’ın gözleri barış haykırıyormuş! Sevgi doluymuş… Eee öyle tabi, ne sandın xanımê?

** Köşe yazarı Emre Aköz yanlışlıkla güzel bir soru sormuş, güzel bir anı ile. Aktarıyorum:

Yıl 1998... Haziran... G.Doğu'da bahar havası esiyordu. O zamanlar çalıştığım gazetenin yönetimi karar verdi: Yazar, çizer takımı Şırnak'a gittik. İzmir Türk-Amerikan Derneği, Şırnak Valiliği'ne piyano bağışlamış. Avusturya yapımı kuyruklu piyanoyu getirip Öğretmen Evi'ne koymuşlar. Şahane tezat refleksiyle piyanonun fotoğrafını çekti arkadaşlar, bir-iki garsonla birlikte. İstanbul'a geçildi foto. Ve yarım saat sonra fırça: "Hani bunun Kürdü?" Hemen Kürt avına çıkıldı. Diyeceksiniz ki "Şırnak'ta ha deyince Kürt yoksa nerede var? Niye arıyorsunuz ki?" Çünkü Şırnak yapay bir ildi o sıralar. Merkezi memur kaynıyordu: Subaylar, yargıçlar, savcılar, polisler, öğretmenler... Merkezde Kürde rastlamak zordu. Derken bir Kürt bulundu. Piyanonun tuşlarına parmaklarını koyup kameraya baktı. Fotoğraf hemen geçildi. İstanbul'dan yine fırça: "Kürdün Kürt olduğu belli değil. Hani bunun poşusu?" Tekrar arayış... Poşulu bir Kürt yakalandı. Hatırlamıyorum: Belki de poşu bulunup, Kürdün boynuna takıldı. Yine fotoğraf, yine İstanbul... Herkes heyecanla bekliyor. Çünkü vakit yok, gazete basılacak. Ses seda çıkmadı. Derken fotoğrafın birinci sayfada yayınlanacağını öğrendik. Yanlış hatırlamıyorsam, Doğu'ya çağdaşlık geldi şeklinde bir başlıkla çıkmıştı o fotoğraf. Gülmüştük ağlanacak halimize. Hep merak etmişimdir: Paralelini Kürt medyası yapmaya kalkışsa; Türkü nasıl fotoğraflar?

Bu yazı toplam 14017 defa okunmuştur
etkileyici
 // süper
yılmaz özdil tarzına yakın bir tarzınız.ve fakat duruşunuz daha demokrat daha sol.kürtçe tabirleri türkçe cümlelere katışınız ise halkların ve dillerin kardeşliğinin bir kanıtı.varol....
29 Mart 2013 Cuma 20:27
dehşetul wahşet
 // peldar
yüregin var olsun......
29 Mart 2013 Cuma 11:34
SIRA
 // XALO
Şimdi okudum yazıyı.. Çok alaycı bir üslupla yazılmış , THY içki vermemesi başka bi konu.. İlk alıntı gerçekten güzel -Son alıntı traji-komik.. Ama yazının orta büyük kısmı sıradan ve çokta yorumlanacak bir şey dğil.Siz büyük bi olaymış gibi yada tezatmış gibi sunmuşsunuz.....
29 Mart 2013 Cuma 09:37