Bedri Çallı

Küskünlüğün Sonu Gerginliktir

2005-01-29 20:57:13
Yaşadığımız bölgenin ne kadar hassas dengelere sahip olduğuna bir daha şahit olduk. Ne kadar masum olsak olalım, galiba hiç fark etmeyecektir. Bu vatana ve bu bayrağa ne kadar sadık olduğumuzu söylesek söyleyelim, hiç fark etmez. Çünkü ön yargıları ve peşin hükümlülüğü def etmek bizim elimizde değil ki. Kürt olmamız, bizim insanca yaşama taleplerimize engeldir. Vali’den memnun olmadığımız veya masum en doğal taleplerde bulunmamız bizi bölücü olarak lanse etmeye yetiyor. Bayrağı ve Atatürk’ü kullanarak bankaların içini boşaltanlar, rüşvet alarak devleti soyanlar,  hortumlayanlar ve belli mevki ve makamlara oturmak için bu değerleri kullananlar ne yazık ki bizden daha vatansever oluyor. 27 Ocak 2005 tarihinde depremden dolayı yaşanan ilgisizliği  ve Vali’yi  protesto ile başlayan yürüyüş daha sonra bir dizi tatsızlıkla sonuçlandı. Yaşanan depremi, bu yürüyüşün başlaması ve sonuçlandığı noktaya kadar olan gözlemlerimi biraz değerlendirmek istiyorum. Belediye’nin bir önceki  yönetimi zamanında hem Belediye Başkanına ve hem de diğer kurum amirlerine karşı yine uyarı görevimi yapmıştım. Bir ili devlet adına veya başka kurumlar adına yöneten, yani tepede bulunan insanların küskünlüğü doğru değildir. Bunların siyasi görüşleri ve inançları farklı ola bilir. Buna, demokratik ölçüleri çerçevesinde bakmak gerektiğini kabul etmek zorundayız. Maalesef bulunduğumuz dönemde de aynı sorunu yaşamaktayız.   Çünkü bu halkın beraber yaşama mecburiyeti vardır. Sizin başka alternatifiniz olmadığına göre, fikirlere saygı gösterme zorunluluğu ortaya çıkar. Maalesef birbirini dışlamak hiçbir gerçeği değiştirmez. Tepede yapılan bu tür hataların, bir gün tabana yansıması kaçınılmazdır. 25. Ocak 2005 tarihinde ilimizde meydana gelen deprem eğer daha şiddetli ve önemli ölçüde can ve mal kaybına mal olsaydı, meydana gelebilecek ayaklanma ve huzursuzluğun boyutlarını olumsuz yönde tahmin etmek gerek. Böyle bir durum karşısında olabilecekleri tahmin etmeyen yöneticilerin hasbelkader bir yerlere geldiklerine inanıyorum. Depremin hemen ardından kriz masasının oluşturulması isabetli ve doğru olmuştur. Ancak özellikle halkın büyük bir çoğunluğunun oyu ile iş başına gelmiş ve bu gün Belediye Başkanlığı makamına oturmuş bir insandan dolayı bu kurumu yok saymaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Çünkü kişiler gelip geçicidir. Ancak kurumlar ilelebet var olacaktır. Bu kurumların var oluşu demokrasi gereğidir. Bundan dolayı kriz masasında bu koruma ta başında yer verilmeliydi. Kriz masasında kimlerin olduğunu bilmiyorum. Ancak her kesimden ve özellikle Kızılay’ın dışında  sivil toplum örgütlerinin bulunmayışını doğru bulmuyorum. Bir çok kesimde insanların bu masada görev alması adaletli hizmete  yarayacaktır. Birer kitleyi temsil eden biz sivil toplum örgütleri deprem ile ilgili hiçbir gelişmeden bilgimiz yok. Bu nedenle kitlemize bilgi verme olanağı bulamıyoruz. Bu defa bilgi almak adına bu insanların çabaları bazen yanlış sonuçlar ortaya çıkarır. Depremin artçılarının ve endişesinin devam ettiği bu üç günde  -15 derecelerde seyir eden soğuk hava karşısında hangi ailede neler yaşandığını sayın Vali çok iyi bilmiyor. Tekerlekli Sandalyelerde veya koltuk değneklerinde engellilerin, battaniyelerde ve sedyelerde hastaların cadde ve sokaklarda yakılan ateşle ısındıklarını sayın vali çok iyi bilmiyor. Her depremin artçıları ile kaçışan ailelerde bulunan çocuklar, olayın nedenini bilmedikleri halde korkudan hastalandıklarını çok iyi bilmiyor. Bütün bunları ve daha bir çoğunu sayın Vali bilmiyor olacak ki, her basın açıklamasında tüm ülkeye pembe tablolar çiziyordu. Eminim ki kendisini arayan yetkililere de bu tabloları çiziyordu. Evet halkı tedirginliğe düşürmemek için il bazında bazı tesellilere ihtiyacımız vardı. Ancak ülke geneline veya dışardan arayanlara  biz her sorunu çözdük ve olaya hakimiz mesajını vermeye hakkı yoktu. Kimse depremin neden meydana geldiği hesabını kendisinden  sormazdı. Sadece yaşadıklarımızı biraz daha yakından görmesi  gerektiğini ve olayı olduğu şekliyle kamu oyuna açıklama gibi bir görevi vardı. Depremden dolayı fırınlar ekmek çıkarmadı. İnsanlar evlere girmedikleri gibi çadır bulamama sorunu yaşadı. Depremden bu yana insanlar cedde ve mahalle aralarında ateş yakarak dondurucu soğuğa dayanmaya çalışıyor. Kamyonların kasalarına kurulan kamyon çadırlarının altında yaşama mücadelesi veriyor. Minibüs ve dolmuşlara insanları bindirip araba kaloriferleri ile ısınma sorunu giderilmesi sağlanıyor. Tek katlı ve biraz güvenilirli her bir evde altı aile yerleşmiş yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. Protesto yürüyüşü kesinlikle hiçbir kesim tarafından organize edilen bir oluşum değildi. Depremden dolayı yaşanan ilgisizlik ve cılız yardım ve yetkililerle görüşme olanağı bulamayan bir grup halk tarafından  kendiliğinden geliştirilmiştir.  Ancak birkaç kişinin bu gruba karışarak yanlış yönlendirme  hatası tüm il halkına mal edilmiş oldu. O hareketi yapan onlarca kişinin yaptığı 80 bin nüfuslu Hakkari halkına mal edildi ve tüm halk bölücü olarak nitelendirilmiş oldu. Ayrıca iki aşiret ile ilgili açıklama da bir bu kadar talihsizlikti. Gelen yardımlar ile ilgili insanlar bilgilendirilmedi. Yardımlar geliyorsa, halkın ne şekilde yararlanacağı konusunda herhangi bir bilgi verilmedi. Yardım gelmiyor ise  bunun nedenini merak etmek bu halkın hakkı değil mi? Olası muhtemel daha büyük bir deprem karşısında ne yapmak istenildiğini  bende merak ediyorum. Çünkü bu küçük olayı yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Normalinde Sayın Valinin başkanlığında kurulması gereken kriz masası oluşturulurken Belediye Başkanlığının devre dışı bırakılması doğru bir davranış değildir. İşte benim yukarıda değindiğim iletişimsizlik bu önemli noktada kendisini göstermiştir. Bunun faturası huzursuzluk olarak halka çıkmıştır. Yürüyüş ve protestolar çok sesliliğin ortak noktada birleşmesidir. Uygarca taleplerini, karşılarındakilere iletmesi yoludur. Bu talepler sağduyu ile dinlenir ve değerlendirmesi art niyetsizce yapılır. Tüm dünyada bu böyledir. Bunu ülkemizin batısında kısmen yaşıyoruz. Bize gelince bunun karşılığı kaba kuvvettir.  Geçtiğimiz süreçlerde böyle durumlar karşısında duyarlı yetkililerimiz devreye girer ve hemen halkın yatıştırılması sağlanırdı. Fakat üzülerek söylemek zorundayım ki yetkililerimiz açısında Hakkari en şansız dönemini yaşamaktadır. Maalesef gelenler gidenleri arattırdı. Onları mum ile aradığımızı itiraf etmek zorundayım. Bunun nedeni bedduada bulunan Merzan Mahallesi Muhtarı Ahmet ÇELEBİOĞLU’dur. Yapılan yürüyüşlerin hedefi, güzergahı ve sloganı önceden belirlenmelidir. Başıboş ve düzensiz bir şekilde yürümenin, birilerinin kitleyi dilediği yönden götürmesi, yine birilerinin kırıp, dökmelerine ve saldırganlığına kitlenin o anki psikolojisinden bazen akli salim davranılmıyor. Valiliğin önünde veya ülkeyi yöneten bir siyasi partinin önünde basın açıklaması yapılır, protesto çelenkleri bırakılır, protesto mektupları verilir. Ancak kırıp dökme hiç kimseye bir şey kazandırmaz. Amacı aşan sloganları kullanmak hedefi saptırır.  Sadece kin ve nefret doygularının kabarmasına neden olur. Aslında protesto edilen sadece Vali değildi. 7.2 şiddetinde deprem beklendiğini belirten uzmanlar Hakkari’de ayrıca halkı tedirgin etmiştir. Bir taraftan 2 kişinin ölümü 22 kişinin yaralanması, çöken ahırdan onlarca küçük baş hayvanın telef olduğu ve onlarca binanın zarar gördüğü bu deprem karşısında ciddi bir açıklama yapmayan devlet ve hükümet yetkilileri, merkezi sistemin başında bulunan yetkililer ve Hakkari Milletvekilleri de bu protestonun muhataplarıdır. Evet bu nedenlerden dolayı yaşananlar karşısında yürüyüşü ve protestoyu yapanları destekliyorum. Ancak onların saldırganlıklarını ve sloganlarını doğru bulmadığımı söylemek istiyorum. Küskünlüğün sonu gerginlik, gerginliğin sonu huzursuzluk, huzursuzluk ve nefretin sonu göz yaşıdır. Birlikteliğe ihtiyacımızın olduğu bir dönemde ilin tepesinde yaşanan bu bölücülüğün bir an önce yerini kardeşliğe ve birlikteliğe bırakması ve bunun tabana sıçramaması dileğiyle, hoşça kalın... 29.01.2005 bedricalli@mynet.com bedricalli@hotmail.com
Bu yazı toplam 1337 defa okunmuştur