İskender Kahraman

Kürtlerle Barış mı, PKK’nin tasfiyesi mi?

01 Ekim 2012 Pazartesi 14:11

Büyük bir olasılıkla tarihin zor sayfalarından biri daha kapanmak üzeredir. Ve onun yerine yeni sayfalar açılmaktadır. Kapanan ilk sayfa ABD’nin Irak’ı işgaliyle başladı.

İkinci sayfa ABD’nin Irak’tan çekilip Afganistan’a ve Pakistan’a girmesiyle başladı, devam ediyor. Üçüncü sayfa ise Arap baharı denilen Ortadoğu’daki ayaklanmalardır.

Şimdi üçüncü sayfanın devamında her zamankinden daha kalabalık ve hileli olan ‘Satranç Tahtası Ortadoğu’ gereğinden fazla aktörün katılımıyla yeni şekillenmelere gidiyor. Araplar tiranlarına karşı ayaklanıyor.

20. Asır boyunca kötü kaderlerinin üstesinden gelemeyen Kürtlerin de devletsiz, haktan, hukuktan yoksun olması dolayısıyla doğal olarak onlar da etkileniyor.

Kürt nüfusunu içinde bulunduran ülkeler de bu durumdan dolayı etkilenip huzursuzlanıyorlar. Böylece Ortadoğu’nun ağırlıklı sorunlarının başında gelen Kürt Sorunu ya da Kürtler de yaşadıkları ülkelerde tekrar tekrar gündeme geliyor.

Bu söz konusu ülkeler de daha az etkilenmek ve uyuşmazlıkları, sorunları bertaraf etmek için çeşitli projeler, planlar yapıyor. Bu projelerden biri de Kürt tarafını zayıflatmak için bölgedeki güçlerden biri olan PKK’nin tasfiyesi ya da silahsızlandırılmasıdır.

Bu projenin ya da planın uygulamasına da yoğun olarak Erdoğan’ın 5 Kasımda Bush ile görüşmesiyle başlandı denilebilir. Buna göre uluslar arası destek sağlanarak önce Kürtler içindeki radikal unsurlara ya da PKK’ye askeri açıdan ağır darbeler vurulacak silahtan yana olan Kürtler etkisizleştirilmeye çalışılacaktı.

İkinci adımda siyasi ve kültürel açıdan birkaç ilerleme sağlanacak ve üçüncü adım ile de sivil Kürtler pasifize edilecekti. Sonra Kürt denen bir şey kalırsa onlarla gerekirse oturulacak müzakere edilecekti.

Bunun gereği olarak da konu geçmişte alışıla gelmiş tek yönlü yöntemlerle değil de çoklu güçlerle ele alınmak istendi. Hatta bu çoklu güçlere Kürtleri de katarak bizzat Kürtlerin eliyle de sonuç alınmaya çalışıldı.

Hükümet açıkça, Kürt açılımı adı altında ya da başka şekillerde tek başıma Kürtlerin sesini kısamıyorum, ey Kürtler, ey dünya gelip bana yardım edin de birtakım Kürtleri yok edelim, uslu Kürtlerin haklarına (devlet Kürtleri) gelince de onları sonra konuşuruz demekteydi.

Yani Türkiye, şimdilik Irak’ı Suriye’yi ve İran’ı kaybetmişse de o zaman ABD’nin AB ve BM’nin desteğini de alarak yanına İran’ı, Suriye’yi, Irak Hükümetini katıp ve Bölgesel Kürt Yönetimi’ni ve daha nicelerini de dâhil ederek tasarlanan adımları atmaya başladı.

Askeri operasyonları artırdı. Güneye epey hava hareketi ve kara hareketi düzenledi. İçerde sivil Kürtler’i pasifize etmeye çalıştı (7 bin kişi şu an içerde) sonra uluslar arası diplomatik adımlar attı. Ama sonuç kocaman bir ‘sıfır’ hatta ‘sıfırın altı’.

Bu tür PKK'yi tasfiye etme planları yıllardır tekrarlanıyor. Her defasında 'bu defaki plan ciddidir, sonuna kadar gidilecektir' denilmiştir. Akıl almaz güçlerden, yerlerden medet umulmuştur.

Bu gün de yapılmakta olan sorunun çözümü yerine bu tür aldatıcı tasfiye planları tartışılarak asıl konuşulması ve gündeme getirilmesi gerekenlerden kaçınılmıştır.

Şimdiye kadar kaç ABD başkanı geldi geçti, Filistin Sorunu çözülebildi mi? Bu kadar yıldır Nüfus oranları Kürtlerin beşte biri bile olmayan Filistinlilerin sorununu çözemeyen bu çoklu güçlerin Kürt Sorunu’nu çözeceklerini beklemek hayalperestliktir.

Ki Taliban’ı tasfiye etme adıyla Afganistan’a savaş açan Batı Koalisyonu’nun gelinen süreçte Taliban ile diyalog kurmak istemesi de gözlerden kaçmamalıdır.

Yani, gerek Batı ve gerekse Devletin egemen sisteminde beslenen Türk ve Kürtlerin “bir kısmı” PKK’nin tasfiye edilmesiyle bitirilmesiyle siyasi Kürtlerin sesinin kısılmasıyla Kürt sorunun çözüleceği yanılgısı içerisindeler.

PKK’nin bitirilmesiyle sorunun bitmeyeceği gibi; PKK seni ortadan kaldırıyorum demekle de bitecek bir örgüt değildir.

Silahlı gücünü bir yana bırakalım, bu örgütün kuruluşu, gelişimi, meşruluğu ve kurumlaşması söz konusudur. Bu örgütün halk desteği ve uluslararasında oynadığı rolü vardır. Bu örgüte sempatiyle bakan uluslararası demokratik kamuoyu da hesaba katılmalıdır.

Öncelikle, Ortadoğu kırk tilkinin dolaştığı bir yerdir. Her bir aktörün rolünün büyük olduğunu bilmek gerekir. PKK’nin oynadığı rolü itibariyle uluslararası güçlerce bölgenin politik ve belirleyici bir aktörü olarak görüldüğü de bir gerçektir.

30 yıldır her türlü üstün teknolojik silah ve teknik kullanılarak ortadan kaldırılamadı. Böyle içi boş hayallerle mi bitirilecek?

Ankara’nın Tavrında Bir Değişiklik Yok

Pratize edilmezse de artık devletin üst tepesi dahil çoğu kesim memleketin en önemli ve hallolması gereken sorun ‘Kürt Sorunu’dur, gibi söylemler sarf ediyor.

Fakat gerek bu kesimler ya da Türk tarafı sorunu çözme algılamasını değiştirmişe benzemiyor. Hala Kürt gerçeğini kabul etmedikleri gibi bunu bir terörizm sorunu olarak algılamakta; çözeceğim derken hala yok ederek sorunu çözmekten bahsediyor.

‘Şunu muhatap almayız. Şunları yapmayız. Anadil konusunda herhangi bir düzenleme yapmayız gibi argümanları dillendirmekte ve sorunun çözümü için olmadık çarelere başvurmaktadır.

Bırakın genel affı veya Kürt kimliğini tanıyıp anayasal korumaya almak gibi temel hak taleplerini yerine getirmeyi, hala ceza kanununda etkin pişmanlığı düzenleyen maddelerin yeterli olduğunu düşünüyor.

Hepimiz biliyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan beri nüfusunun yaklaşık dörtte birinden fazlasını oluşturan Kürt halkının, kimliği yok sayılmış, dili yasaklanarak kullanılması suç sayılmış, kültürü inkâr edilmiş ve daha pek çok temel insani haklarından yoksun bırakılmıştır.

Demokratik bir Avrupa Birliği"ne katılmaya aday olan Türkiye'de ulusal düzeyde Türkçe yayın yapan yüzden fazla TV kanalı ve yüzlerce radyo faaliyet göstermektedir. Yüzün üzerinde üniversite ve yüksek okul düzeyinde öğretim kurumu bulunmaktadır.

Ancak, Kürtçe yayın yapan ne televizyon kanalı, ne bir radyo kanalı olmadığı gibi, ne ilk ve orta, ne de bir yüksek öğretim kurumu bulunmaktadır. Bunlar sınırları sorgulamayan ve tüm demokratik ülkelerin vatandaşlarına sağladıkları asgari temel insani haklardır.

Bu tür hakları talep etmek suç sayılmakta, seçilmiş olan belediye başkanları ve milletvekilleri bile bu nedenlerle yargılanmakta ve ciddi cezalarla karşı karşıya kalmaktadırlar.

Tüm bunlara rağmen Kürtler suçludur, gelip pişman olduklarını söylesinler biz de onları az bir cezayla bağışlarız anlayışıyla hareket ediliyor.

Yani,  Ankara’nın gündeminde Kürt adına kimseyi muhatap alma yok gibi. Bu da en azından Türkiye cephesinde Kürt sorunundaki inkârının pratikte süreceğinin ve ciddi bir çözüm projesinin olmadığı gibi eski statükonun bir başka versiyonunun devam ettirileceğine işarettir.

Fakat, bilinmesi gerekir ki; Kürtleri ya da PKK’ yi barış sürecinin dışında tutmak mümkün değildir. Bu güçlerin varlığını görmezden gelmek akıl karı değildir. Savaşı PKK başlattı. Bitirecek güce de sahip. 

PKK’siz veya Kürtsüz bir barış mümkün değil. Türklerin Öcalan’a, PKK’ye veya Kürtlere çok öfkeli olması, hatta bunlardan nefret etmesi bu gerçeği değiştirmez.

Yararlanılan kaynaklar

  1. Agenceglobal.com
  2. Asharq Alawsat Newspaper (English)
  3. .ميدل ايست اونلاينMiddle East Online.
  4. Kurd Net - Kurdistan News, News about Kurds and Kurdistan کورد כורדיסטן
  5. Rudaw in English.The Happening Latest News and Multimedia about Kurdistan, Iraq and the World
Bu yazı toplam 9828 defa okunmuştur
PKK gerceği
 // kürt murat
ellerine sağlık usta. içimdeki şeyleri cok güzel dile getirmişsin.yüreğimdeki şiiri okudum sanki.eminim kendini tanıyan her kürt de aynısını düşünmüştür.anlamadıklarrı bir sey var bizim onurumuz için varlığımız için savanşanlara bölücü dememizi bekliyorlar. mümkün mü bu? uğruna öleceğimiz kahramanları dışlamamızı bekliyorlar.küçükken silah sesleri dışında ve korku dışında bize ne verildi ama cok şükür cocuklaımız cok politik ve cesurlar hepsini cok seviyorum.PKK ye siz ve asimile kürtler kürtlerin temsizlcisi değil diyorsunuz peki kim temsilci.yıllarca yalakalığınızı yapan sözde kürt kökenli milletvekilleriniz mi yoksa beraberce halkı sömürdüğünüz feodal ağalar mı?bence hiçbiri kimliği için ölümü dahi göze alan gerillalar ve sempatizanları...
11 Ekim 2012 Perşembe 19:08
14:11
 // azadım
bir şırnaklı olarak bahoz erdal tarafından yönetilmek büyük bir gurur kaynağıdır....
07 Ekim 2012 Pazar 14:11
Wunderbar!!
 // Duseldorf
Ellerinize sağlık İskender bey her zamanki gibi çok yerinde ve doğru tespitlerde bulunmuşsunuz. Almanyada yaşıyorum ve elimden geldiğince yazılarınızı takip etmeye çalışıyorum. Umarım ileride olmak istediğiniz yerlerde olursunuz....
02 Ekim 2012 Salı 21:54