İskender Kahraman

Kürtlerin yeni tabusu ‘Sarı Hoca’!

08 Ocak 2014 Çarşamba 13:46

Kim tanımaz ki bilim aşkıyla, merakıyla titreyen derin ve küçük gözlü o adamı, yani İsmail Beşikçi’yi…

Neredeyse 20 yılını mensup olduğu devletin hapishanelerinde geçirdi. Bilim aşkına, dürüst bir aydın olabilme aşkına…

Değil Türk aydınları, Kürt aydınlarının dahi korkudan gıkı çıkmayan bir dönemde durmadan korkusuzca, Kürtleri savundu, devletin Kürtler üzerindeki zulmünü işledi…

Ama bu aralar durum biraz değişti galiba!

Malumunuz, bu günlerde Türkler, cemaat-iktidar kavgasıyla birbirine girmiş adeta.

Kütlerin de onlardan eksik kalır yanı yok dersek yeridir.

Kürtler hakkında bir kelime dahi güzel bir şey söyleyeni hemen dokunulmaz ilan etme alışkanlığını üzerinden atamamış bir kısım Kürt, ‘yetişin Beşikçi saldırı altında! Kürdistan’i tüm değerler tehlike altında!’

Ya da ‘vay efendim o adam Kürtler için hayatını harcamış biridir, onu hangi hakla ya da nasıl eleştirirsiniz’ gibi şiarlarla, Kürt lider Öcalan dahil olmak üzere, diğerlerini Kürt davasına ihanet etmekle suçlamaktadır.

Bir diğer kısım ise maazallah kendilerine toz kondurmuyor.

Anlaşılacağı gibi Kürtlerin ‘Sarı Hoca dediği ve İsmail Beşikçi denen o acayip adam üzerinden bir tartışmadır alıp gitmiş başını.

Birinci gruba diyeceğim o ki ‘sarı hoca’ yerden göğe kadar haklı olsa bile, değil bir hayatını bin tane hayatını dahi vermiş olsa bile diğer tarafta 100 binlerce kişinin hayatlarını vermiş olduğu gerçeğini ortadan kaldıramaz.

O’nu ‘tabu’ katına çıkarmış olmanız dağ başlarında, sokak aralarında, asit koyularında hayatlarını vermiş olanları boşa çıkarmaz yani.

Şimdi sormak lazım, O, hayatını verdi de Öcalan hayatını vermedi mi? Kefensiz yatan binlerce gerillanın, insanın hayatı ne oldu acaba! Ya bizim hayatlarımız sinek hayatı mı?

Çocuklarının kemiklerini dahi göremeyen analar çok mu mutlu hayatlarından?

Dolayısıyla, bu argüman acemiliğin ve yeni uyanmışlığın belirtisi olduğu gibi aynı zamanda son derece kısırdır.

Birincisi ‘Sarı Hoca’nın emekleri yadsınamaz bir gerçeklik olsa de O, bunları Kürtlerin dostu olduğu ya da Kürtleri sevdiği için değil bir bilim insanı ya da aydın olabilmenin gereklerini yerine getirmek için yapmaktadır.

Gerçek bir bilim adamından ya da aydından beklenilen de zaten budur. Eleştirecek, araştıracak, topluma yol gösterecek...

Bunları yaparken de tabi ki kendisi de eleştirilemez değildir.

İkincisi, Öcalan iyisiyle kötüsüyle milyonların lider olarak kabul ettiği bir semboldür. Devletlerin, halkların kaderini etkileyen bir liderdir. Strateji belirleyecek, politika üretecek, taktik yapacaktır.

Nihayetinde onun da hatta yapma olasılığı olduğu gibi eleştirilemez değildir.

Dolayısıyla onu dokunulmaz ilan ederek ‘Beşikçi’nin yanındayız’ imza kampanyalarını düzenleyen geç uyanmışların ‘O, eleştirilemez’ demeleri samimiyetsiz ve temelsizdir.

Beşikçi’nin emekleri, ilginç ya da doğru tespitleri bir yana kendisini kuşatmış olan çevreyi eleştiriden uzak tutması ve Ergenekon ürünü Aydınlık Gazetesi’ni referans gösterip acımasızca eleştirmesi ciddi bir eksikliktir.

Öcalan’ı canhıraş bir çabayla itibarsızlaştırmaya çabalayan sistemin değirmenine su taşıyan bu tavrı da kendi saygınlığına ve aydınlığına gölge düşürebilecek niteliktedir.

Beşikçi'nin epeydir PKK ve Öcalan'ın zaaflarına yüklendiği bir sır değildir.
Kürt halkının yasaklı Newroz barikatlarını yıktığı 2012 yılında, Beşikçi, siyasal Kürtler karşısında olanların Çırağan Sarayı’ndaki (newroz değil) ‘Nevruz’ ateşini yakması hatırlardaki tazeliğini koruyor.
Öcalan’a ait olduğu söylenen sorgu ifadelerinin 15 yıl sonra, Doğu Perinçek'e bağlı Aydınlık gazetesinde yayınlanmasının masum bir tutum olduğu söylenemez.

Ölüm tehdidi altında alınmış ifadeyi Beşikçi gibi Kürtler içinde saygın bir yere sahip olan birinin kullanması da pek doğru değildir.
Kürde karşı Kürd’ün zaafını kullanmayı hangi samimiyetle açıklayabilirsiniz ki?
Beşikçi, savaşın ve öldürmelerin tavan yaptığı 90’lı yıllarda PKK'i sorgusuz sualsiz destekliyordu.

Öcalan o dönemde de devlete, ‘bir memurunuzu gönderin anlaşmaya hazırım,’ diyordu...

Beşikçi’yi tabu haline getirmiş bu kesimin sorgulaması gereken husus şudur:  Şimdi savaş yok, öldürmeler yok, peki Sarı Hoca neden şimdi Öcalan’ın yanında değil?

Tüm bunlar, eleştirilerin vicdandan yoksun olduğunu ve amacını aştığını göstermektedir. Ki bu durumda samimiyetin ve iyi niyetin olmadığını görebiliriz.

Bu, bilimin gereğini, aydın olmanın gereklerini yerine getirmek de değildir.

Onun için Beşikçi’yi Kürtlerin yeni dokunulmazı ilan etme gayretleri içerisinde olanlara yine sormak lazım; onun Öcalan’ı ya da başkasını eleştirme hakkı oluyor da, hakkınız oluyor da adamın biri onu eleştirdi diye kopardığınız bu gürültü, bu velvele de neyin nesi?

Bu siyasal horozluk da nerden hortladı?

Unutmayınız ki; son zamanlarda o acımasızca eleştirdiğiniz Öcalan’ın sayesinde istediğiniz gibi ‘Kürdistan’ diyorsunuz, istediğiniz gibi her şeyi konuşuyorsunuz.

Yine, istediğiniz gibi eksi-artılarıyla milyonların lider olarak kabul ettiği Öcalan dahil olmak üzere, herkesi acımasızca eleştirme hakkınız oluyor da ‘Sarı Hoca’ neden eleştirilemez oluyor, anlamak mümkün değil?

‘O’, ‘peygamber!’ değil ki her dediği Allah’ın kelamı olsun.

Başkasının askeri olmak bu olsa gerek!

Genelleme yapmak yanlış olsa da sistemin her nafakasından yararlanmış, dünyanın neresi güzelse orada sefalar sürmüş, ama uyandığında ergen çocuklar gibi var gücüyle Kürt sorununa sarılmışların, tipik halidir bu.

Asıl uğraşmaları gereken sorunlar, iktidar, rakip dururken kafasını kuma gömüp Kürt şahsiyetlerle uğraşırlar, ya da durmadan birbirleriyle uğraşırlar.

Kürtlerde bir söz vardır, tercüman olmama rağmen Türkçeye tam olarak nasıl çevrilir bilemiyorum ama yine de yazmakta yarar görüyorum: Sıwarê xelkê he peya ye!

Oturup eleştirebileceğimiz yığınca sorunun olduğunu, özellikle Türkiye’deki siyasal Kürtlerin pek ala iyi bir siyaset yürütemediklerini, bir sürü eksikliğin olduğunu bilmeyen yoktur.

Bu doğrultuda Kürtlerin, özellikle kendi aralarında, çok tartışması, çeşitli sorunları konuşup alternatif oluşturması son derece olumludur.

Ama kaş yapayım derken göz çıkarmamayı da öğrenmek zorundayız. Bunun daha açıkçası; eleştirilerin vicdandan yoksun olmaması ve amacını aşmaması önem arz etmektedir.

Unutulmamalı ki; artık Kürtler arasında yalancı Türk imamlarının camilerde verdiği dürüstlük vaazına benzer içi boş siyasal demeçlere inananların sayısı hızla azalmaktadır.

Dolayısıyla, özellikle bilim ve aydınlık aşkına, toplumu aydınlatma sevdasıyla bir şeyler yazıp çizenlerin bu hususu göz önünde bulundurmaları kendileri açısından dikkate değerdir.

Bu yazı toplam 31972 defa okunmuştur
SESİZ ÇOĞUNLUĞUN TERCÜMANI.
 // BİR BAŞKA GEVERÎ
Değerli genç yazara tebrikler.Benin de takib ettiğim hiç de masumana olmayan olayı çok güzel ele almışsın.Ben de şunu söyleyebilirim ki,Öcalanın başlattığı özgür kişilik(özellikle ruhsal özgürlük) ve özgür toplum-özgür ve eşit oluslar mücadelesi,kürt toplumunda köklü bir şekilde karşılık bulunca,bu durum iç ve dış haramilerin kervanlarını ürküttü ve bunlar ''HARAM'' olan varlıklarının büyük bir kısmını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyorlar.Harami sistemi çok derin çalışıyor.Kimin üzerinden saldıracağını çok iyi biliyor.Ne var ki kürtler de hepsinin farkındadır.SENİN KÜRTÇE YAZDIĞINI TERCÜME ETMEYE ÇALIŞAYIM:BAŞKASININ ATLISI DAİMA YAYA KALIR. Kalemine ,bilincine sağlık.Hislerime çok güzel tercüman olmuşsun....
29 Ocak 2014 Çarşamba 13:49
bağımlılık
 // sana ne...
sen insanı verem edersin. yeni bir yazı yazıp yazmadığına her gün bakıyorum. bu büyük bir bencilik bence. insanları alıştırıyorsun sonra da verem ediyorsun. neden bu kadar ara veriyorsun anlamıyorum. beklemekten bıktım. yaz yaz yaz........
27 Ocak 2014 Pazartesi 14:19
Tabular karışmış galiba
 // Mustafa
yazının başlığını yanlış atmışsın sayın yazar. Başlık aslında şöyle olmalıydı. Kürtlerin hem yeni hem eski tabusu ‘Öcalan’!. Bence başlık öyle olmalıydı. Öcalanı eleştirebilecek bir ürt siyasetçinin ben henüz anasından doğduğunu görmedim....
19 Ocak 2014 Pazar 11:59