Şeyhmus Diken

Kürtlere Statü, Türkiye'ye Özyönetim Modeli

28 Aralık 2015 Pazartesi 13:45

"Çok şükür, çok şükür bugünü de gördüm ölsem de gam yemem gayrı'nın resmini yapabilir misin?" diyordu 1961'de Şair Nazım Hikmet. Aynı ruh hâli içindeki koca salonu doldurmuş delegasyona yansımıştı. Gözleri dolanlar, avuçları patlarcasına alkışlayanlar ve birbirlerine sarılanlar. Demokratik Toplum Kongresinin 2015 biterken 26-27 Aralık tarihlerinde iki gün süreyle genişletilmiş olağanüstü genel kurulunun finali "Özyönetim Deklarasyonu"nun iki dilde, Kürtçe ve Türkçe olarak okunmasıyla sonuçlandı.

DTK Eş Başkanları Selma Irmak ve Hatip Dicle'nin; "Çatışmalara son verilerek, Türkiye'nin demokratikleşmesi, siyasi çözüm yolunun açılması için, Türkiye'nin bütün demokratik ve toplumsal özgürlük güçlerini, siyasi partileri, şahsiyetleri, kanaat önderlerini, inanç topluluklarını ve kurumlarını Kürt halkının yürüttüğü meşru ve haklı mücadeleye, taleplerine destek vermeye davet ediyoruz." deyip noktayı koydukları “özyönetim deklarasyonu” sonrası siyaseten tarihi bir an'a tanıklığın heyecanı tüm salona yansımıştı.

Eski çözülüyordu artık. Eski çözülürken yeni ve alternatif modeller kendini göstermeliydi. Bu yeni modelin ipuçlarını Abdullah Öcalan 2013 Newroz'unda yeni bir döneme girildiğini ve bu yeni dönemde "silahların susup fikirlerin konuşacağı" barışçı çözüm yol ve yöntemlerinin konuşulacağı bir dönem olacağı işaretini vermişti.

DTK deklarasyonun anlamı: "Siyasette varım"

Ne olmuşsa olmuştu! Ülke bir anda adına "Dolmabahçe Mutabakatı" denilen masanın "devrilmesi" ile şiddet sarmalına girmişti. 2007'den bu yana "Demokratik Özerklik" modelini Türkiye toplumuna siyaseten sunan Kürt Siyaseti'ne bu kez güvenlik eksenli modele dönüş yolu işaret edilmiş. Bunun gerekleri de gündemleştirilmişti.

7 Haziran 2015 seçimlerinden iki gün önce HDP Diyarbakır mitinginde patlatılan bomba fitili ateşlemede "tetikçilik" rolünü üstlenmişti. O tarihten sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmamış, uzun yıllardır Kürt Sorunun güvenlik politikalarına endekslenmiş tarz-ı siyaseti fabrika ayarlarına adeta geri dönülmüştü.

Hem de 1980 sonrası sıkıyönetim ve olağanüstü hâl rejimlerini dahi öteleyerek. Günler, haftalar, aylar süren sokağa çıkma yasakları, ölümler, toplu sürgünlükler, şehirlerdeki mekanlarından göç etmek zorunda kalmalar, tarihi kültürel ve ibadet mekanlarının yanında evi, işyeri yanıp yıkılan, yakılan bir coğrafyanın sakini olmanın garip hâli...

Bir süredir uygulamalı bir model olarak Kürt Siyaseti adına “Demokratik Özerklik” ya da “Özyönetim” dediği modeli tartışmaya açmıştı. Bu model içinde belki de bir ayrıntı olabilecek "hendek / barikat" bütün modeli öteleyerek öne çıkmıştı. Sistem garip bir "özsavunma" refleksiyle Kürt Siyasetinin bütün talepkârlığını hendeğe hapsedip hendekte boğmayı sokağa çıkma yasaklarının ağır şiddeti ile gündemleştirmişti.

İşte Demokratik Toplum Kongresi tam da bu noktada çok farklı bir siyasi müdahillikle çok mütedeyyin bir eda ile hayli genişleyip büyümüş bir Türkiye coğrafyası merkezden yönetilecek durumdan çıkmıştır artık diyerek, yerinden yönetim olmazsa olmazdır vurgusunu güçlü ve imrenilecek bir metinle dünya kamuoyuna seçenek olarak sunmuş oluyor.

Bir yanıyla şiddetin, yeniden başlamak için bir model olduğunda ısrar eden muktedire; Ertuğrul Kürkçü'nün ifadesiyle "İnsanlığı Türkiye kamuoyuna yeniden iade etmiş oluyor"du Kürt siyaseti.

Olanca kaba haliyle savaşta ısrar edenlere karşı, barışta ısrarın mümkünatını sunan hayli güçlü ve naif bir deklarasyonla "siyasette varım" diyordu Demokratik Toplum Kongresi'nin deklarasyonu.  

Ve her defasında "ülke bölünecek" paranoyasına kapılanlara bir kez daha asıl "bölücü", ayrıştırıcı kim sorusunu yeniden soruyor / sorduruyordu Kürt siyaseti...

14 madde halinde kamuoyunun bilgisine ve ilgisine sunulan Özyönetim modeli; kadın, gençlik, her yaş ve cinsten, sağlık, eğitim, ekoloji, kültür, kimlik üzerinden neler yapılabileceğinin arzulanan her tür tartışma ve katkıya açık modelini sunmuş oldu.

Şimdi Türkiye siyaseti yeni bir eşiğe girmiş bulunuyor. Kürt Siyaseti bütün bileşenleri ve aktörleri, kurumlarıyla, referansını Avrupa Birliği Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'ndan alan bir model tasarısı ile karşı karşıya...

Üstelik 2015 biterken gücü hayli "zayıflamış" gözüken yasama organına da görev tevdi ederek...

Ve bakıp, izleyeceğiz, Kürtlerin siyasal kâbesi şehri Amed'den bu güçlü çağrıya nasıl bir cevap verilecek.

Bu yazı toplam 3233 defa okunmuştur