İbrahim Genç

Kürtlere AKP’yi tanıma kılavuzu

31 Mayıs 2011 Salı 00:21

Ülkemizde yıllardan bu yana devletin genel duruşunu gösteren bir “devlet politikası”nın olmamasından yakınılır. Çünkü gerek dış politikada ve gerekse iç politikada sorunlara karşı sergilenen tutum daha çok iktidardaki partinin ideolojisi etrafında şekilleniyor. Buna bağlı olarak da farklı partilerin kendi dönemlerinde sadece kendi bakış açılarıyla ülke sorunlarını çözümsüz bıraktıkları ya da daha çok çetrefilleştirdikleri gerçeği ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda “kendine demokrat” ya da “kendine Müslüman” gibi deyimler de edinilen bu tecrübeler neticesinde oluştu.

Siyasetimizde bu tür tutarsızlıkların ve seviyesizliklerin nedeni şüphesiz siyasetçilerin ilkesizlikleri ve etik kurallardan yoksun oluşlarıdır. İşin kötü tarafı da tutarsız ve etik kurallarından yoksun siyasetçilerin her defasında halka kendilerini şirin göstermeyi başarabilmeleridir. Bunun sebebi de halkımızın duygusal oluşu ve dini-milli argümanlardan çok kolay etkileniyor olması olsa gerek. Yoksa başka türlü Başbakan Erdoğan’ın tüm tutarsızlıklarına rağmen hala büyük ilgi toplamasının sosyolojik açıklaması nasıl yapılabilir ki?

Özellikle Kürtler özelinde Başbakan Erdoğan’ın ve AKP’nin irdelenmesi gerekiyor. Çünkü Başbakan nasıl ki Batı’da halkın milli duygularıyla etki alanını genişletmek istiyorsa bugün de Doğu’da halkın dini duyguları üzerinden bunu yapmaya çalışıyor. Gerçi bu seçim sürecinde AKP’nin genel bir strateji değişikliğine gittiğini görüyoruz. Nasıl ki zamanında yerel seçimlerde “ceketimizi aday göstersek seçilir” deyip Urfalıların oylarını çantada keklik gördüyse bugün de Kürt halkının da oylarını öyle görüyor. Bu sebeple tüm hesaplarını Batı’da milliyetçiliğe sarınarak MHP’nin oylarını çalma üzerine yapıyor. Çünkü AKP, baraj altında kalacak bir MHP’den daha çok milletvekili elde edeceğini çok iyi hesaplamış durumda. Bu sebeple de Başbakan, bu seçim sürecinde hala can alan Kürt sorununu bırakın çözmeyi, adeta savaşın sinyallerini verircesine konuşuyor.

Bugün çeşitli projeler ile çılgınlıklar peşinde koşan Başbakan Erdoğan’ın Kürt sorununu çözme ya da halkın refah seviyesini yükseltme gibi “çılgın proje”si yok. Sosyal devlet olmanın bir gereği zaten “devlet”in yapması gerekeni yaptığı için kimsenin kendini AKP’ye karşı borçlu hissetmemesi gerekirdi. Ama bugün AKP, fakirleşmiş bir halka devletin zaten yapması gerekeni yaptığında adeta bu bir lütufmuş gibi davranarak halk üzerinde psikolojik bir baskı yapma yoluna giriyor. Zaten hem ekonomik alanda hem de sosyal alanda meydana gelen gelişmeler olması gerekenlerdi. Sekiz yıllık bir iktidar döneminde bu gelişmelerin olması normaldir; çünkü tarih ilerliyor ve insanlık gelişiyor. Tabi şuna da dikkat etmek gerek, kağıt üzerinde belirtilen hizmetler ve ekonomik gelişmenin halka yansıması var mı yok mu? Yoksa sadece büyük para babaları ve yandaşlar mı bu gelişmeden yararlanmış?

AKP’nin döneminde önemli demokratik gelişmeler olmuştur şüphesiz. Ama AKP, hiçbir sorunu tamamen ortadan kaldıracak kadar demokratikleşmeden yana olmamıştır. Bu vesileyle AKP’nin anti-militarist olduğu savı gerçekçi değildir. İktidar, sadece kendine geniş bir alan açacak derecede militarizme karşı durmuştur. Kendine alan açtığı anda diğer kesimlerin istemlerine kör sağır kesilmiştir. Ahmet İnsel’in de “AKP hiçbir zaman anti-militarist olmadı. Olması de beklenemezdi. Güç mücadelesi içinde ve kendini savunma amacıyla TSK’nın üzerine gitti ve bu konuda belli bir demokratik normalleşme sağladı (RadikalİKİ, 16.02.’11)”. şeklindeki sözleri bunu desteklemektedir. Özellikle Ordu’nun Kürt sorunu üzerindeki hegemonyasının kırıldığını söyleyemiyoruz. Yine AKP döneminde İsrail’den ve ABD’den silah ithalatındaki performansı da unutmamak gerek. Bir defasında işsizliği çözme noktasında harcansa derde deva olacak 3.5 milyarı silah ithalatına harcayabiliyor (Radikal, 24.04.’11). Ki bununla birlikte silah ithalatında dünya dördüncüsü oluyoruz.

KENDİNE DEMOKRAT

“Kendine demokrat” bir çizginin sürdürücüsü olan AKP, Kürtler ve kendine muhalif düşüncedekiler söz konusu olduğunda hemen despotizme kayabilmektedir. Bugün kendi hegemonyasını sürekli kılmak adına seçim barajını savunması başlı başına anti-demokratiktir. İşin tuhafı da AB’ye girme konusunda hevesli gibi görünüp de AB’nin bu tür istemlerine sert çıkması ve AB ülkelerinde seçim barajının %5’lerde olduğunu hatta birçok ülkede olmadığını görmemesi. Çünkü başta birçok Kürt olmak üzere birçok yurttaş kendi fikirlerinde bir partinin barajı geçmeyeceği düşüncesiyle baraj sorunu olmayan bir partiye kayabiliyor.

2007 seçimlerinden önce Kürtler bağımsız vekiller ile Meclis’e girmeye karar verdiklerinde AKP ve muhalefet görülmemiş bir işbirliğiyle oy pusulasını birleştirmişlerdi. Söz konusu Kürtler olunca amaçta birlik sağlayan sistem partilerinin amacı tabi ki de okuma-yazma bilmeyen Kürtlere zorluk çıkarmaktı. “Kendine demokrat” olan AKP, düşünülmemesi durumunda olmayacağını söylediği Kürt sorunu vardır deyip Kürtlere haksızlıklar yapıldığını dile getirip bir umut havası yaratmıştı. Gel gör ki en temel adımları atmadan sorunu çözdüğü iddiasında bulunup bugün Kürt sorunu bitmiştir noktasına geldi. Almanya’daki Türklere ana dillerine sahip çıkmayı tavsiye edip Almanya hükümetinden Türk okullarının açılmasını isterken söz konusu kendi yurttaşları olan Kürtlerin bu tür istemleri olduğunda bunu “bölücülük” olarak görebilmiştir.

KENDİNE MÜSLÜMAN

“Kendine Müslüman” bir profil çizen Başbakan, kendi ülkesinde çocuklar kameralar karşısında polis şiddetine maruz kalırken, kimisi öldürülürken ya da haklarında onlarca yıl hapis istenirken susmuş hatta “çocuk da olsa kadın da olsa  gereği yapılır.” diyebilmiştir. Bunu kendi yurttaşları söz konusu olduğunda diyebilen Başbakan, kalkıp bu sefer Filistinli çocukları savunur hale gelebilmiştir. Irak’ta yüz binlerce insanın ölmesine neden olan ABD politikalarına AKP’nin ses çıkardığını duyan var mı peki? Hamas seçildiği için Hamas’ı terörist olarak görmediğini söyleyebilen Başbakan ve AKP, Kürtlerin seçilmişlerinin tutuklanmasına ses çıkarmayabiliyor, Kürt vekillerini muhatap almayabiliyor ve onları terörist olarak lense etmeye çalışanlara ses çıkarmayabiliyor. Sonuç olarak Kürtler seçim öncesi Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır mitinginde ne söyleyeceğini pek de merak etmiyorlar. Çünkü Kürtlerin genel olarak AKP siyasetini çözdüklerini söyleyebiliriz.

En büyük sorun da AKP içindeki Kürt vekillerin tutumudur. Daha önce “75 AKP’li Kürt” yazımda bu vekillerin halkımızın sorunları için Meclis’te tek bir soru önergesi, yazılı önerge, meclis araştırması ya da kanun teklifi vermediklerini yazdım. Bu vekillerin kendi yandaşları için bir referans (torpil) kapısı olarak görülmekten başka işe yaramadığını görebiliriz. Bu sebeple Kürt halkı uyanık olmak zorunda. Bilinçli ve rasyonel bir Kürt açısından AKP’nin doğru bir tercih olmadığını düşünüyorum.

Bu yazı toplam 7706 defa okunmuştur
realite
 // ARAN
Burada yorum yapan kürt arkadaslara ricam, bazi zavalilar kürt orjinli isimleri kulaniyorlar, bu isimler bizim degerlerimizdir, bu isimleri kulananlarla muhatap olmani anlami yoktur.
Kürt halki zalimleri yendi, Nerede Saddam varmi yerini bilen, 12 Haziranda Kürtce Anadilde egitimi yasaklayanlarda yenilmeye mahkumdurlar.Kimse kürt halkinin Anadilde egitim hakkini gasp ederek insan olamaz, inasanligin ölcüsü Kürtce anadilde egitime ,Türkce kadar özgürlügünü savunandir.
Ben kürtce anadilde egitimi yasaklayanlari ve bu yasagi savunanlarin ,devam ettirenlerin insanligindan süphe ediyorum....
01 Haziran 2011 Çarşamba 11:51
realite
 // aran
Evet Basbakan Erdogan ,Kenan Evrenin yeni versiyonudur,bunu insanliktan nasip almis her insan idrak eder,eger bir insan insani duygularini yitirmisse,iftiralarla yapilan zulumlere destek veririr.
Kürtler her zaman raeliteye saygi duyuyarlar, fakat kürtce egitimi yasaklayan kanunlari savunan ilkel zihniyetler ise kendi fasizt kisilikleri ile kürtlerin ahini almaya devam edeceklerdir.
Bazi zavalilar, kürtleri kandirmaya calisiyorlar, biz kürtler esit sartlarda yasamak istiyoruz,sizin o kardeslik demogojinizi istemiyoruz.
Allah kürtce anadilde egtimi yasaklayanlari ve bu yasagi savunanlari ,devam ettiren münafik asimilasyonculari islah etsin,uygun görüyorsa helak etsin , tercihi Allaha birakiyorum....
01 Haziran 2011 Çarşamba 11:37
acaba???
 // sheikh
sevgili yazarın, "devletin genel duruşunu gösteren bir “devlet politikası”nın olmamasından yakınılır. Çünkü gerek dış politikada ve gerekse iç politikada sorunlara karşı sergilenen tutum daha çok iktidardaki partinin ideolojisi etrafında şekilleniyor" dediği kısım, gerçekten derin bir cehalet ya da çarpıtma örneğidir. ne olursa olsun her şeyi akp'ye vurmak adına çarpıtmak ne sağlıklı bir siyasal duruştur ne de entelektüel bir ahlak barındırır. ben diliyorum ki, bu sadece cehaletten olsun! aklıma devleti aklama gibi daha beter niyetlerin olduğu geliyor ki, bunun hiçbir açıklaması olamaz!
bu devletin kurulduğundan bu yana temel meselelere dair politikaları var ve hiçbir hükümet buna karşı bir şey yapacak derecede iktidar olamamaktadır....
31 Mayıs 2011 Salı 16:44