İbrahim Genç

Kürtler ve Hüda Par

11 Şubat 2014 Salı 12:37

Türkiye siyasetinde “iktidar cemaati”nin bağlantıları ve ana muhalefetin ilkesiz politikaları deşifre oldukça Kürtlerin siyasetine olan güven artıyor. Öyle ki son yaşananlar, Kürt siyasi hareketinin yıllardır söylediklerinin sadece teyit edilmesine dönüşüyor. Bu sebepledir ki son zamanlarda Kürtlerin ilkesel duruşlarına ve gerçekçi politikalarına umulmadık yerlerden övgüler duyuyoruz. Tabii bu durum, Kürtlerin yeni oyunlarla karşılaşmayacağı anlamına gelmiyor. Ki on yıllardan bu yana hangi fikir veya zikirde olursa olsunlar, Kürtlere karşı tüm siyasiler daima ittifak halindeydiler. Kimileri “vatan-bayrak” edebiyatıyla kimi de “din-iman” sözleriyle bu ittifaka hizmet ettiler.

Ne var ki geçen zaman, sadece Kürtlerin işine yaradı ve tüm bu edebiyat metaforları değersizleşti. İnsanlar, bir ülkeyi sevmenin “Kürt”e karşı olmak anlamına gelmeyeceğini ve dindar olmanın “din bezirganları”nın kuklası ile olunamayacağını anladılar. Tabii birileri Kürtlerin dini değerlerini sömürmekten hiç bıkmadı. Kürtlerin dini değerlerini sömürmekten geri durmayanlar, özellikle 1990’lı yıllarda kol kola eylemler yaptılar ve Kürtleri sindirmeye çalıştılar. Devletin karanlık odakları ve “katil sürüleri” olarak adlandırılan “kiralık çeteler”, halka büyük acılar yaşattılar.

Nasıl ki soğuk savaş döneminde ABD, anti-komünist faaliyetler için Yunanistan’da Hıristiyanlığı ve Türkiye’de de siyasal milliyetçi İslam’ı örgütlediyse Türkiye de ‘90’lı yıllarda anti-PKK faaliyetleri için çeteleri, mafyaları ve Hizbul-kontraları örgütledi. Her ne kadar Susurluk kazası ve Yüksekova çetesi olaylarında deşifre oldularsa da bunlar “devlet adına çalışan kişiler” olarak görülüp kollandılar. Mehmet Ağar “Devletin huzuru için 1000 tane gizli operasyon yaptık” derken Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller adı her karanlık olay ve katliamda görülen Abdullah Çatlı’yı övüyor ve “Kurşunu atan da kurşunu yiyen de her zaman bizim için şereflidir” diyordu.

Devlet, PKK’yi kısa süre içinde bitireceği telaşıyla her türlü kirli ilişkiye açık hale gelmişti. Özellikle 1992 ve 1993 MGK’ları bu anlamda irdelenebilir. Tabii Kürtlere karşı kullanılmak üzere bölgeye sürülecek “katil sürüleri”ne karşı çıkanlar da oldu ama bu kişilerden Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Orgeneral Eşref Bitlis art arda öldü(rüldü)ler. Nihayetinde Kürt halkını sindirmek için bin bir ittifak ve zorbalıkla faili meçhul cinayetler işlendi, zulümler yapıldı. Bu noktada Hizbullah olarak ortaya çıkan ama devletin Hizbul-kontr, Kürtlerin de Hizbulvahşet dedikleri oluşumlar da devlet safında yer aldılar. Bugün Hüda Par adıyla partileşen Hizbullah her ne kadar devlet tarafından kullanıldığını reddetse de durduğu nokta, direkt devlete hizmet eden bir yerdi.

Aslında Hizbullah yargılamalarındaki savunmalarda dolaylı olsa da cinayetler kabul ediliyordu. Ki 2000’e Doğru dergisi, 1992’de görgü tanıklıklarına ve Hizbullah sempatizanlarına dayandırdığı haberde Hizbullah militanlarının Diyarbakır’daki çevik kuvvet merkezinde eğitim gördüğünü duyurmuştu. Bu haberi yazan Halit Güngen iki gün sonra öldürülmüştü. 1993’teki Meclis Araştırma Komisyonunun raporu da militanların Batman’da güvenlik güçlerinden destek aldıklarına değinmişti. Yine Batman Emniyet Müdürlüğü’nde verilen brifingte bölgede kurulan çeşitli Hizbullah kamplarına yöredeki askeri birliklerin destek verdiği anlatılmış ve vali yardımcısı da iddiaları doğrulamıştı. Ayrıca Jitem’in kurucusu olduğunu söyleyen emekli albay Arif Doğan da Ergenekon duruşmaları sırasında Hizbullah’ı, PKK militanlarıyla savaşması için “Hizbul-kontr” adıyla kendisinin kurduğunu söylemişti.

Tabii Hüseyin Velioğlu’nun 17 Ocak 2000’de öldürülmesi ile sessizleşen örgüt, bu süre zarfında STK’larla bölgede varlık göstermeye çalışmış ve 2011 itibariyle “Hüda Par” adıyla siyasal alana çıkmıştır. Şu an itibariyle Hüda Par bölgede, halkın inançlarına oynayarak var olmaya çalışıyor. Hüda Par, Kürtlerin acılarına daha mesafeli durarak, Rojava devrimini kabul etmeyerek ve haftalık gündem değerlendirmelerinde Mısır’daki olaylar için gösterdiği duyarlılığı Rojava’da yaşananlar için göstermeyerek dikkatleri çekiyor. Kürtler de kitle iletişim araçlarını daha sıkı kullanarak bu çelişkileri görüyor ve bu anlamda değerlendirmeler yapıyorlar. Sonuç olarak siyasal alanda her ne kadar Hüda Par’ın varlığı olumlu karşılanabilirse de şu dönemde Kürtlerin birliğe olan ihtiyacı fazlayken Hüda Par’ın dolaylı veya doğrudan devletin Kürtleri zayıflatması için tekrar bir araç görevi görmeyeceğinin garantisi yoktur.

Bu yazı toplam 16713 defa okunmuştur
Bilgiye dayalı analizler lazım
 // Emin Kurdistanî
Malesef siz de ezberlerle bir yazı yazmışsınız. Hizbulllahın nasıl kurulduğu bellidir. Onlardan ayrılanların yazdıkları söyledikleri bile sizin söylediklerinizi çürütüyor. Kimse Hizbullah-PKK çatışmasında derin Türk Solu (Perinçek-Y.küçük vb) rolünü görmek istemiyor. Ve PKKnin kışkırtmalara gelerek Hizbullaha saldırtıldığını, ama beklemeidği bir direniş görünce bu sefer anti propagandaya girdiğini de görmek istemez. Tabi Hizbullah da bu kirli savaşa girdikten sonra daha da kirlendi ve ilgisiz birçok kişiye ve cemaata da saldırdı. Bütün bu sürecin PKKyi aklamadan ele alınıp Kürt halkına ibret alması için bilimsel objektif biçimde sunulması gerekir. Aksi takdirde 90lardaki gibi şeytanlaştırma ve ötekileştirme ile bir şey elde edilmez....
19 Temmuz 2014 Cumartesi 21:45
zanabun
 // batmani
uyanık olmamız gerekir kürtlerin ilerlemesi icin eğtim bilim ilim şarttttttttttttttttttttr yoksa kaybederiz...
12 Şubat 2014 Çarşamba 11:02
Şaşı Bakan Kör Görür 2
 // Garip Dost
Dolayısıyla tarihsel-toplumsal bir perspektiften yoksun olarak sorunlarımıza bakarsak anlamakta da güçlük çekeriz.Arap,Fars ve Türk egemenliği Kürd'ün bir toplum olarak varlığını parçalarken;zihnini,ruhunu ve hislerini de teslim almış ve kendine hizmet eder hale getirmek istemiştir.Hizbul-kontranın bu kadar gözü dönmüş ve hunharca halkına yönelmesinin arkasında bu ruh hali yatmaktadır.Kendinden nefret eden,efendisine kendini kabul ettirmek için canhıraş bir şekilde emrine giren bir köle ruhu adeta.Dolayısıyla tablo bu.Tarihsel bir siyasetin güncel hali.Durum bu iken yanlış tartışmalar içerisine girersek bu hatadan kurtulamayız.Mesele din,ideoloji vs.değil.Tarihin devam ettirilmek istenmesidir.Bunun için ne yapmak lazım? Hepimizin görevi.....
12 Şubat 2014 Çarşamba 10:58