Ümit Yazıcıoğlu

Kürtler ve Azınlıklar

10 Mayıs 2009 Pazar

Dünyamızda azınlık kavramı mutlakiyetçi krallıkların ortaya çıkışı ile doğmuştur. Dolayısıyla modern Dünyada azınlık olgusu ve azınlık haklarının korunmasının gerekliliğine ihtiyaç duyulmuştur.

 

Açıktır ki bir devletin azınlıklara hakkaniyete ve hukuka uygun olarak davranmaması o ülkedeki güvenliği bozmakta, ulusun oluşturucu unsurları arasında her düzeyde çatışma çıkarmakta, dolayısıyla devletin ulusal gücünü azaltmaktadır. Bundan kaynaklanmış olacak ki ABD"nin eski diplomatlarından Peter Galbraith, birleşik Irak oluşturma çabalarının başarısızlığa uğradığını savunarak, Irak"ın bölünmesini ve bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını haklı olarak önerdi. Türkiye bu real gelişmeyi diplomatik düzeyde artık kabullenmelidir.

 

Türkiye"de Lozan hükümleri gereği azınlık haklarından sadece Rum, Ermeni ve Musevi kökenli vatandaşlar faydalanabilmiştir. Diğer azınlıklar ise azınlık haklarından yararlanamamışlardır.  Özellikle "milli sınırlar" içerisinde yaşayan Kürtler azınlık oldukları halde azınlık haklarından yararlanamamışlardır ve yararlandırlmamıştırlar.  

 

Örneğin Lozan görüşmeleri yapılırken merhum Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922'de Meclis kürsüsüne çıkıp, “Avrupalılar diyorlar ki, “Türkiye"de yaşayan akalliyetlerin (azınlıkların) en büyüğü, en kesretlisi (kalabalığı) Kürtlerdir. Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm ....”. (bkz. Türk Parlemento Tarihi, Milli Mücadele ve TBMM I. Dönem, 1919-1923, II. Cilt, TBMM yayınları, Ankara, 1995, s. 343).

 

Bu cümle meclis tutanaklarına girdiği için daha sonra 1924 Beytüşşebap Ayaklanması ile kendisi ilişkilendirilerek Ekim 1924 yılında tutuklanarak Bitlis cezaevine gönderildi. Bitlis Harp Divanında yargılanarak 14 Nisan 1925 de idam edildi. Aradan 84 yıl geçmesine rağmen Bitlis Harp Divanının ifade ve tutanakları açıklanmadı. Peki, yargı ve yargılama metotlarının incelenmesi için bu ve benzeri kararları bilim adamlarının okuması ve konu üzerinde arşiv çalışması yapıp, kamuyu aydınlatması gerekmez mi?

 

Cumhuriyet"in en önemli sorunlarından biridir Kürt sorunu.

 

Bilakis ister etnik olsun, ister mezhepsel, isterse siyasi, ister Lozan"da tanımlansın, isterse tanımlanmasın egemen gurup ülkede azınlıklardan çekinmiştir, onları güvenilmez bulmuştur. Bu nedenle kendi vatandaşını tehcir ederek, vatandaşın zorunlu göç etmesine, katledilmesine ve sürgüne gönderilmesine sebep olmuştur. Asıl yanlış da zaten Türkiye"de bu uygulamalardan  kaynaklanmaktadır.

 

Dolayısıyla ayrılıkçı ve ayrımcı uygulamalardan rahatsız olan Kürtler, tarih boyunca olduğu gibi  özellikle Cumhuriyet döneminde isyanlar çıkartarak kendi sorunlarına çözüm bulmaya çalışmışlardır.

 

Bu isyanlara karşı merkezî devletin sert tavır alması, Kürtlere karşı zor kullanması,  Köy koruyucuları adı altında örgütlenmesi, Kürt sorununu siyasi olarak çözememiş, bilakis sorunun daha da büyümesine sebiyet vermiştir. Dolayısıyla hangi amaçla, kim tarafından ve kime karşı olursa olsun hukuk dışı ve şiddet içeren eylemler doğru değildir.

 

1999"da Kürt politikaci Abdulah Öcalan'ın yakalanmasıyla da 1984"den 1999"a kadar devam eden kirli savaş onun İmralı"daki açıklamalarıyla bir ara durmuştu. Abdullah Öcalan İmaralı"da yapılan mahkeme huzurunda Şeyh Said'i eleştirerek, barış için devlete hizmet arzusunda olduğunu belirterek, Şehid ailelerinden özür dileyerek, Kürt sorununa "siyasi çözüm" istiyordu.

 

Kanaatimce Abdullah Öcalan Kürt sorununa siyasi çözüm isteminde takdik yapmıyordu, ciddi idi. Fakat bazıları onun bu tavrını inandırıcı ve samimi bulmadı. İnandırıcı olabilmesi için kendisine yeterli diyalog fırsatı verilmedi ve istenmeyen Kirli Savaş tekrar Haziran 2004'te  başladı.

 

O günden beri oluk gibi kann akıyor. 

 

* * *

 

Diğer taraftan bir grup marjinal Türk ırkçısı, "tarih boyu Kürt ihaneti" masalları uydurarak, Kürtlere karşı husumeti körüklüyor. Bu da hem Türklere hem de Kürtlere acı ve ölüm getiriyor. Terörizm saik ve kasdına bakılmaksızın halkı terörize etmek veya ona zarar verme tehdidinde bulunmak veya halkın yaşamları, onurları, özgürlükleri, güvenlikleri veya haklarını tehlikeye atmak veya çevreyi, bir kamu hizmetini veya kamu veya özel mülkü zarara maruz bırakma veya onları işgal etme veya onlara el koyma, veya bir ulusal kaynağı veya uluslararası hizmetleri tehlikeye atma, ya da bağımsız devletlerin istikrar, ülke bütünlüğü, siyasal birliği veya egemenliklerini tehdit etme amacıyla bir bireysel veya toplu suç planını gerçekleştirmek için işlenen her türlü şiddet eylemi ile bu tür eylem tehdidinde bulunmadır. Bu tanım, aynı zamanda Türkiye"de var olan, Köy koruyucuları mekanizmasının, Terörizim tanımında değerlendirilmesini zaruri kılmaktadır.

 

Mardin'in Mazıdağı ilçesi Bilge köyünde bir nişan töreni sırasında düzenlenen silahlı saldırıda 44 kişi öldü, 3 kişi yaralandı. Tüyler ürperten bu katliama Köy koruyucuları mekanizması sebep oldu. Dolayısıyla bu olay Köy koruyuculuğu sisteminin, Terörizimin tanımında değerlendirilmesi gerektiğini ispatlamaktadır. Bu nedenle Türkiye"nin acilen Köy koruyuculuğu mekanizmasından vazgeçmesi gerekir. 

 

* * *


Şu unutulmamalıdır ki tarih boyunca, hemen hemen her toplumda azınlıklara rastlıyoruz.
Bilakis Türkiye'de 1925'ten beri var olan, Tek Parti'nin de, askeri darbelerin de çözemediği bir sorundur Kürtsorunu. Ancak sorunu doğru biçimde yeniden düşündüğümüz ve doğru yönleriyle konuşup tartıştığımız takdirde, çözüm için ipuçlarını bulmamız da kolaylaşabilir.

 

Sorun felsefi, hukuki ve siyasi açıdan ele alındığında; Kürt sorunu ile silahlı muhalif grupları aynı kategoride değerlendirme doğru değildir. Çünkü demokratik yönetimlerde, şiddet içermeyen farklı anlayış, düşünce ve inanışlar, toplumun ortak paydasını oluşturmaktadır. Dolayısıyla silahlı muhalif grupların toplum ve birey üzerinde oluşturduğu psikolojik etkinin ortadan kaldırılması, ancak karşılıklı güven ve sevgi ortamıyla mümkün olacaktır.

 

Yurttaşları memnun edecek demokratik gelişmelerin dış baskılarla değil, bizzat devletin kendi iradesiyle gerçekleşmesinin Türkiye açısından yüz ağartıcı bir durum oluşturacağı açıktır. Her ne sebeple olursa olsun azınlık olgusu, egemen grubun ya da toplumun tutumundan soyutlanarak ele alınamaz. Anadolu"da devletin kendi insanına daha insanca muamele yapmasının, ülkede “birlik ve beraberliğin” sağlanması bakımından da çok önemli olacağına kuşku yoktur.

 

Sonuç:

a)    Kürtler bu topraklarda azınlık değil, çoğunluktaki bir halktır. Irak'ta bir Kürt devletinin oluşumu 1990'ların başından beri yaşanıyor. Dolayısıyla Ortadoğu"da büyük ekonomik yatırımları bulunan Türkiye"nin Irak Kürdistan"ında kurulması mümkün olan bağımsız bir Kürt devletini potansiyel müttefik olarak görmesi Türkiye"nin iç ve dış güvenliği açısından zaruridir.

 

b)    Türkiye"de iç barışın sağlanabilmesi için, köy koruyuculuğu mekanizmasının hemen işlevsiz hale getirilmesi ve bir genel affın çıkarılarak, anayasada yapılacak düzenlemelerle, Kürt sorununun demokratik anlayışla çözülmesi sağlanmalıdır.

Bu yazı toplam 8750 defa okunmuştur
KENAN YAZICI ETEKLERİNDE BİLGİ bu başlık altında yazan kişiye
 // hewal
ulan sen kürt müsün ki olaylara karışıyosun sen bizlerin yani kürt lerin nasıl acı çektiklerini yaşayan birimisin efendi ol dilini kaybedersin???spas ...
23 Mayıs 2009 Cumartesi 21:59
MAZIDAĞI'NI PKK'YE YIKACAKLARDI alıntısı
 // Murat Karakoclar
Bu alıntıyı yapan kişi şüphesiz kendini bu düşünce içerisinde bağlamıştır,oradan öteye gidecek fikri tekatinin olmadığını düşünüyorum.
Olayın ta başından beri kimler tarafından gerçekleştiği belliydi ve güvenlik güçlerince de yakalandılar. Olayı PKK'ya yıkacaklardı demek, basını bütün detaylarıyla takip edenler için sadece bir komedi. Toplumda oluşturulan ve Gülen Tarikatı'nın başını çektiği her işe bir Ergenekon yaftası yapıştırma hastalığı İmralı'ya kadar bulaşmış. 'PKK'da böyle bir şiddet ve katliam kültürü yoktur' demesi ise evlere yas ! Bu ülkede nasıl onar onar katliamlar gerçekleştiğini hep birlikte yaşadık gördük, burada eski günahlardan sıyrılma,fırsatını bulmuşken yapılanları kediye yükleme çabası dışında başka bir hikaye yok.Kaale alınacak değerlendirmeler de içermiyor.
PKK'nın iç işlerini bilmek için S.Çürükkaya'nın herşeyi tefarruatlı şekilde anlattığı kitaplarını okumak yeterli.

Türkiye'de azınlık konusunu bilmeyenlere hatırlatma: Lozan'da kabul edilen azınlıklar sadece malum gayri müslimlere işaret eder. Ötesinde bir azınlık yoktur.
Hatırlatırım, O dönemde yeni kurulan cumhuriyet sınırları içerisinde Kürdce konuşan insanların nüfüsa oranı sadece ve sadece %6 civarındaydı.Nufus 14 Milyon cıvarındaydı.Yani Kürdçe konuşanların sayısı takribi 840,000 civarında. Bugun ise anadilini Kürdçe veya Zazaca olarak bildirenler,Kürd oldukalrını söyleyenler %16veya %17lerde! DTP ve Kürdçü görüşe göreyse %30'a yaklaşıyor.
%6 iken Kürdlerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler ise bugünkünden çok daha dar bir alandaydı. Yani azınlık, sınırları belirli özerklik veya diğer olası fikir teatilerinde neyi baz almak gerekecek bu tam bir tartışma konusudur. Yazarın Azınlık değil çoğunluktaki bir halktır demesinin mantığı anlaşılmıyor. Nufusa dayanarak mı söyleniyor bu ?
Kaldı ki Kürdlerin içerisinde asimle olmuş, olmaya yüz tutan farklı halklar vardır ve bu konular gündeme geldikçe bu ayrı halkların varlığını savunma ve kendilerine ait farklı gelişme sürecine destek olmak gerekecektir. Zazalar ayrı bir halk olarak tescil görmelidir. Keza Şavaklar da aynı muameleye tabii olunmalıdır. Ötesinde kendini ayrı bir ulus olarak tanımlayacak öbeklere de bu hak verilmelidir.
Sonuçta tek başına Kürdlere yapılacak ayrılıkcı bir yaklaşım kabul edilemez. Bu bütün toplumsal öbeklere de uygulanmalı, farklı etnisiteler tesbit edilerek gün işiğına çıkarılmalı ve yaşatılmaya çalışılmalıdır.Madem mozaik olacağız o zaman bütün renk ve parçalara ihtiyacımız var.Azınlıkları koruyalım derken, azınlık olacak unsurlara sahip çıkabilecek miyiz ?
Dikkatinizi çekerim Malatya'nın bir kırsalında poposunda sanki morumsu benekler varmış gibi doğan Kürd Çocuğunun babası bunun aslında Moğol Beni dediğimiz bir aitlik morluğu olduğunu bilmiyor.Ben de bilmiyordum ama araştırınca o morumsu beneklerin ne olduğunu o zaman öğrendim...
Yani araştırılmaya muhtaç o kadar çok şey var ki....
Bir başka husus ise sürekli ifade edilen Kürdlerin ta başından beri 'binlerce yıldır' bu topraklarda olduğu: Yok böyle bir şey ! Kürdler Kuzeydoğu İran,Pamir kökenli bir halktır.Taciklerle de (Güney Orta Asya)çok yakın köken bağları vardır. Sonradan göçlerle Güneybatı İran'a kaymışlar ve sonrasında dağları takip ederek kuzeye doğru çıkmışlardır. Ancak pekçok kişinin Kürdlere bu çoğrafyada M.Ö'ceye uzanan sanal bir geçmiş yaratmaya çalıştığına tanık oluyoruz. Başharfinde K,G,H vs geçen her kavimin içerisinde bir Kürdlük aranıyor ve ta Nuh'a,Zeuslara kadar uzatılıyor...Neredeyse bütün icadaların yaratıcısı konumuna sokuluyor... Bu İtalyada Türk bulan tarihçilerimizin yaptığı gibi kör bir milliyetçiliktir.
Bu konuları neden geniş çercevede tartışıp bu topraklarda olan herşeye ve bütün kültürel özellikleri ve güzellikleriyle sahip çıkmadık ? Neden o kültürlere, yaşayan veya ölü gereken toplumsal değeri ve saygıyı gösteremedik ? Böyle yapmyarak toplum dinamizmimizi güçlendirecek gerçek hazinemizden mahrum kaldık. Bir matamatik denklemi olmayan sosyal ve kültür yapılanmadaki sorunların çözümünde mutlak sonucu yakalayamayız ama uygun, kabul edilebilir bir çözüme ulaşmak mümkündür....
18 Mayıs 2009 Pazartesi 08:51
MAZIDAĞI'NI PKK'YE YIKACAKLARDI
 // A. Öcalan dan alıntı
Hocam, ...Abdullah Öcalan, Mazıdağı'ndaki kitlesel katliamla ilgili olarak şu değerlendirmeleri yaptı: "Mazıdağı-Bilge köyü olayını yapanlar, başta bunu PKK'nin üzerine yıkmaya çalıştılar. Köyün eski muhtarı ölmeden kısa bir süre önce, "kimsenin başını yakmayın, bu olayı PKK yapmadı" demiştir. Aslında PKK'nin üzerine atacaklardı ama beceremediler. Bu olayı yapan devlet içindeki bir kesimdir. Hatta İçişleri Bakanı'nın da bunu PKK'nin yapmadığı yönünde açıklaması oldu. Basın anlamıyor, töre cinayeti, namus cinayeti, para cinayeti deniliyor, arka planını göremiyor. Bu namus, töre, para cinayeti ile açıklanamaz. Bu bir tesadüf değildir, çok bilinçli yapılan bir şeydir. Bu şiddet ve cinayet kültürü, Ergenekon zihniyeti ve kültürüdür. Başbakan, Ergenekon zihniyeti ve topluma yaydığı şiddet kültürüyle ilgili bir açıklaması olmuştu. Ben bu açıklamayı daha çok önemsiyorum. Bu çok planlı bir cinayettir. Kürtlerde böyle bir töre, namus kültürü yoktur. Kürtler bu şekilde adam öldürmeyi, cinayet işlemeyi bilmezler. Bu büyük bir katliamdır. Korucular direktif almadan bir tavuk bile öldüremezler. PKK'de böyle bir şiddet ve cinayet kültürü yoktur. Bu, Ergenekon tarzıdır. Kesinlikle talimatla işlenmiştir. Bu süreçte buna benzer olaylar olabilir, dikkat etmek gerekir. Diyarbakır olayı vardı, Güngören'deki olay vardı. Bunlar her zaman iki bilinçsiz kişiyi bulup kullanabilirler."
PKK'Yİ YOZLAŞTIRMAYA ÇALIŞTILAR
Çetelerin PKK'yi yozlaştırmak istediğini vurgulayan Öcalan, şöyle devam etti: "PKK içinde de bazılarının amacı PKK'yi yozlaştırıp ele geçirmekti. Bazıları bilinçli olarak bazıları da kariyer ve iktidar hırsıyla yapmışlardır. Dışarıdan bu tür kişiliklere büyük menfaatler temin edilmiş. Özellikle kadın, evlilik, büyük paralar, ameliyat gibi imkânlar da vermişler. Kariyer ve iktidar hırsı gözlerini bürümüş veya bilinçli olarak sızdırılmış kişilikler, büyük bir emek ve çabayla kurup geliştirdiğim PKK'yi ve mücadeleyi yozlaştırmaya, ele geçirmeye çalıştılar. Ergenekon bu şekilde PKK'yi yozlaştırdıklarını ve ele geçirdiklerini sanıyorlardı. Öyle olmadığını görünce de bana yöneldiler. Yine idam gündeme getirildi. Burada çok ilginç bir olayı anlatayım, bu tesadüf değildir. Şeyh Sait, Diyarbakır'a girmeden önce Diyarbakır'ı talan ediyorlar. Bu talan olayından sonra Diyarbakır halkının Şeyh Said'e desteğini kestiler. Mazıdağı'ndaki gibi olaylarla da halkın PKK'den desteğini çekmesini amaçladılar. Çok ilginçtir Şeyh Said'in olayı da 15 Şubat, benim alınışım da 15 Şubat. Ona da 29 Haziran'da idam, bana da 29 Haziran'da idam kararı verdiler. Aynı zihniyetin ürünüdür, devamıdır."...
15 Mayıs 2009 Cuma 18:48