İbrahim Genç

Kürtler Üzerinden Değişen Ortadoğu

25 Ağustos 2014 Pazartesi 11:24

Ortadoğu’da dengelerin hızlı bir şekilde radikal gruplar üzerinden anormal tonda değişiyor olması “hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı”nı gösteriyor. Bu sebeple de analizlerin daha derinlikli ve aynı anda birkaç olasılığı içermesi gerekiyor. Ki burada Ortadoğu’ya yaklaşım ve analizlerin çeşitliliği dikkat çekmektedir. Kimi çevreler gelişen olayları Sünni halkın radikal dinci bir örgüt eliyle (Tam da şimdiki fiili Başbakan Davutoğlu’nun “Öfkeli gençler” ifadesi örnek verilebilir) tepkisi olarak okurken kimi çevreler de uluslar arası güçlerin IŞİD’i domino taşı olarak kullanıp yeniden düzenlemek üzere bölgede dengeleri alt üst edici yapı olduğunu düşünmektedir.

Bu iki yaklaşım da esasında gelişmelerin iki boyutuna işaret etmektedir: 1- Mezhepsel ve kimlik, 2- Petrol alanlarının tespiti ve yeniden paylaşımı. Dolayısıyla Ortadoğu, geçmişten bu yana farklı inanç, mezhep ve kimlikleri içinde barındırmasından dolayı sürekli çelişkiler yaşanmıştır. Bu çelişkileri koordine etmek ve bölgede hakim güç olmak isteyen çevre ülkeleri de her zaman gayret etmişlerdir. Bu anlamda Türkiye, İran, Irak ve Suriye her ne kadar birçok noktada alt perdeden rekabet halinde olsalar da “Kürt sorunu”, dört ülke arasında ilişkilerin kilit noktası olmuştur. Çünkü bu dört ülke de çıkarları ekseninde diğer ülkeye karşı kendi Kürtlerini, diğer ülke karşısında bir şantaj aracı olarak kullanma pozisyonunda kalmışlardır. Ki bu anlamda 1950’li yıllarda çevre ülkelerin Kürtlere yönelik Kürtçe radyo yayınlarını birbirine yönelik nasıl şantaj aracı olarak kullandıkları ilginç bir tarihsel veridir.

 Tabii bu süreçte Türkiye, ABD’yi biraz es geçerek bölgede etkin bir güç olmak yolunda ilerlerken bir paradigma değişikliğine gitti. Önceleri tüm stratejisi; bölge ülkelerini duygusal öğeler, tarihi referanslar ve Kürt fobisi üzerinden ilerlerken bugün “Petrol sahalarına etkinlik” üzerinden gelişmektedir. Bu da beraberinde Türkiye’nin Kürt fobisini aşmasını sağlarken özellikle 2011 yılından itibaren Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile petrol anlaşmaları yapmasına neden oldu. Tabii bunun diğer başka boyutları da var. Bunlardan bir tanesi, Suriye iç savaşında İran-Irak-Suriye koridorunda ilerleyen bir Şii dayanışmasıydı. Bu sebeple de Türkiye’nin de Sünnilik üzerinden işleyen politikası gereği Türkiye ile Şii Başbakan Maliki ile ilişkileri durma noktasına geldi. Diğer bir nokta da başta ABD’li petrol devi  Exxon Mobil şirketinin yatırımlarını Kürdistan’a kaydırması, hatta Türkiye ile anlaşma imzalayarak bazı tartışmalı bölgelerin de dahil olduğu birçok yerde petrol çıkarmaya başlamasıdır.

Dolayısıyla parçaları bir araya getirmeye çalıştığımızda çevre ülkeler için Kürt fobisi aşılırken bunun yerine mezhepsel politikaların girdiğini söyleyebiliriz. Bu durumda Kürtlerin sınırları içinde yaşadıkları ülkelerin karşılıklı strateji üretme gayretleri en nihayetinde her ülkeyi “Kendi Kürt’ünü tatmin” politikasına götürüyor. Burada işin ilginç tarafı, çevre ülkelerin mezhepsel politikalarını kimliksel özgürlük alanları açarak oluşturmaya çalışmalarıdır. Aslında bu, çevre ülkelerin geçmişin “şanlı” tarihsel algılamalarına geri dönüş yapmaya çalıştıklarını göstermektedir. Amaç ne olursa olsun, hangi strateji yürütülürse yürütülsün en nihayetinde her ülke merkeze Kürtleri almaları gerektiğini biliyor. Bunun yanında ABD ve Avrupa ülkeleri de IŞİD gibi “resmi görevli” bir örgütün sergilediği vahşet üzerinden tekrar “hakem” rolüyle oyuna dahil oluyor.

Bütün gelişmeler Ortadoğu’da tüm aktör ve figüranların her anlamda bir değişikliğine gittiğini gösteriyor. Tabii bunun bir nedeni de Kürtlerin ulaştığı ulusal bilinç düzeyidir. Bu anlamda Kürt coğrafyasını parçalayan Kasr-i Şirin, Lozan ve Sykes Picot gibi anlaşmaların ömrü; Kürt ulus bilincinin doyuma ulaşmasına bağlıdır. Şimdi bu bilinç, doyum noktasına her gün biraz daha yaklaşıyor. Bu da beraberinde tüm çevre ülkelerde radikal değişimleri zorluyor. Çünkü zamanı gelmiş bir fikrin karşısında hiçbir ordunun duramayacağı her gün anlaşılıyor. Bütün bunlar da gösteriyor ki her ne kadar büyük acılar yaşansa da sonuç itibariyle Kürtlerin meşru haklarının onaylanmasına gidecektir.

Burada Kürtlerin gruplaşmadan uzak durarak birlik içinde olmaları çok belirleyici olacaktır. Demem o ki birçok dünya ve bölge ülkesinin etkinlik kurmaya çalıştığı bir coğrafyada ulusal birlik ve çıkarlara uygun bir diplomasi üretmek yerine 20. Yüzyıl ürünü olan salt ideolojik yaklaşım, savrulmalara neden olabilir. Tam da bu noktada en çok Kürtlerin kendi Ezıdî’sine, Alevi’sine, Hristiyan’ına, Müslüman’ına sahip çıkması gerekiyor. IŞİD’in görevi sona erdiğinde yok olup gidecektir. Kürtlerin IŞİD sonrası diplomatik sahada dönecek oyunlara hazırlanması gerekiyor. Birçok ülkede Kürtler statü de kazanacak, yine bu kazanımların kültür, sanat, bilim ayağını oluşturacak projeler şimdiden düşünülmelidir. 

Bu yazı toplam 9273 defa okunmuştur
,,,
 // simko56
kürtlerin tüm ulusların aksine kıblesi hak ve insandır.onun için er geç elbette bu hak yerini bulacaktır. ayrıca kürdistan hepimiz için üst kimliktir ezdisi müslümanı suryanisi şiisi sunisi alevisi aynıdır....
25 Ağustos 2014 Pazartesi 20:37
takdir
 // Rezan Çepik
bu yazını da usanmadan sıkılmadan okudum, Soyadın gibi Genç\'sin ama y bu halkın senden öğreneceği çok şey var... yüreğine sağlık mamoste......
25 Ağustos 2014 Pazartesi 12:44