İbrahim Genç

Kürtler AKP'ye güvensin mi?

12 Ocak 2013 Cumartesi 16:03

Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin  Öcalan’la görüşmeler yaptığının basına somut olarak yansıdığı saatlerde tutuklama haberleri, operasyonlarda ölüm haberleri geliyordu. Türkiye siyasal tarihi açısından böylesi çelişkiler artık olağanlaşmış durumda. Tabi bu tutarsızlıklar beraberinde sorunun daha da karmaşıklaşmasına da neden olmaktadır. Özellikle son yıllarda AKP hükümetinin “bir şeyler yapıyormuş gibi” yaparak sorunları daha da içinden çıkılmaz hale getirdiği bilinen bir şey. Çünkü AKP, sorunu her yönüyle tahlil etme ve tanımlama noktasında hiçbir zaman dürüst davranmadı. Bu sebeple de bir taraftan dağdan inişi savundu, diğer taraftan inenleri hapse attı; bir taraftan siyasetle sorunun çözümünü dile getirdi, diğer taraftan KCK adı altında binlerce Kürt siyasetçi-avukatı vb. hapse attı. Son iki yıldır AKP hükümetinin yaptıkları ortadayken başlayan bu yeni süreçte Kürtlerin sazan gibi atlamasını bekleyebilir miyiz?

Hükümet’e yakın kalemlerin de dile getirdiğine bakılırsa görüşmeler aralık ayı içinde devam ediyormuş. Burada dikkatimi çeken nokta, eğer bir sorunun çözümü için bir aktörle görüşmeler yapılıyorsa neden bu aktörlere yönelik üslup hep dışlayıcı, hakaret edici? Kürt sorunu çözülmek isteniyorsa bunun için bir yol temizliği yapmak gerekmez mi? Bu anlamda Hükümet’in programsız olduğu ve süreci doğaçlama yürüttüğünü görüyoruz. Belli aralıklarla ortaya bir kavram ya da olay atılıyor ve bununla toplumda müthiş beklentiler yaratılıyor. Daha sonra da bu, Kürt siyasal hareketini sıkıştırmak için bir argümana dönüşüyor. Toplumda “AKP sorunu çözmek istiyor ama derin güçler engel oluyor” propagandası yaymaya çalışılıyor. Bu zamana kadar AKP hükümetinin her seçimi krize çevirerek, Kürt sorununu suiistimal ederek seçimlerden başarıyla çıktığını rahatlıkla söyleyebilir.

Bugün Hükümet’in Öcalan’la görüştüğünü deklare etmesinin Kürtlerde çok büyük bir heyecan yaratmamasının nedeni de budur. Çünkü Kürtler bu süreçte barış için yapılacaklara tam destek vereceklerini deklare ederken aynı zamanda da  özgürlüğün kimsenin lütfü olmayacağını düşünüyorlar. Bu sebeple de AKP’nin girilen bu seçim yılında amacına ulaşması çok zor görünüyor. Özellikle 2009’dan beri Kürtlere yönelik süregelen tutuklamalar, yaşanan insan hakları ihlalleri, çatışmalı sürecin derinleşmesi, Kürtlerin meydanlara çıkmasının her şekilde baskıyla engellenmesi Kürtlerin daha temkinli sürece yaklaşmasına neden olmaktadır. Yani artık sormak lazım: Bir tarafta Kürt sorununun çözümü derken diğer taraftan “ya sev ya terk et” mealinde sözler söylemek neden? Bir tarafta çözüm için Öcalan’la görüşmeler gerçekleştirilirken diğer tarafta operasyonlar yapmak neden? Bir tarafta dağdan inişleri sağlamak derken diğer taraftan Kürt siyasetçileri tutuklamak neden? Bir tarafta Kürtlerin doğal hakları derken diğer taraftan Kürtleri Zazalar (Kirdkî, dimilî) üzerinden bölmeye çalışmak neden? Roboskî neden hala kanıyor?

AKP’nin başlattığı bu yeni sürecin uluslar arası gelişmelerle de ilgisi olabileceğini düşünmeliyiz. Bildiğimiz gibi Arap baharının başlamasından birkaç ay sonra Başbakan Erdoğan müthiş bir milliyetçi dil kullanmaya başlamıştı. Herkes bunu, 2011 seçimlerinin yaklaşmasına bağlıyordu. Tabii daha sonra anlaşıldı ki bu, AKP’nin devreye soktuğu yeni bir konseptti. Bu konsepte göre tutuklamalar, operasyonlar hızla devam edecekti. Sokağa dökülenlere nefes bile aldırılmayacaktı. Ki bu süreçte başarılı da oldular. Kürt sokaklarında bir tenhalaşmanın göze çarptığını söyleyebiliriz. Şimdi ise Türkiye’nin fiilen bir savaşa girmesi, Patriotların Türkiye’ye yerleştirilmesi yeni bir paradigmaya neden oluyor. Çünkü Türkiye, bir tarafta Ortadoğu sorunuyla boğuşurken diğer taraftan içerde çatışmaları sürdürmesi hem kolay değildir hem de mantıklı değildir. Ki Batılı güçlerin de özellikle Türkiye’nin Suriye Kürtlerine yönelik politikasına destek vermemesi, Türkiye’nin Suriye Kürtlerini yavaş yavaş kabullenmesine neden oluyor. Bütün bunlar dikkate alındığında sürece temkinli yaklaşmak gerektiği, süreci Kürtlerin birliklerini muhafaza ederek sürdürmesi gerektiğini söyleyebiliriz. Tüm Kürt kesimleri bir araya gelerek Hükümet’e karşı yekvücut bir taraf oluşturarak Türkiye’de barışın tesis edilmesine destek vermelidir. Böylece AKP’nin oyunlarına alet olunmadan tarihe karşı sorumluluk da yerine getirilmiş olacaktır.

Bu yazı toplam 10210 defa okunmuştur
22:40
 // turk
Artik bitsin bu kavgalar esbaf abilerimizin dukkanlari kapatilio insanlar magdur oluo herkes ekmek davasinda biz turk kurt ayrimi yapiyoruz biz ailemizi biraktik hakkariye ekmek paramizi kazammaya geldik insanlar cok iyi hepsinden allah razi olsun ama galayana gelmeyelim...
21 Ocak 2013 Pazartesi 22:40
ÇÖZÜM
 // heval
çözüm dediğimiz olay ve barış o kadar zor değil. Zora sokanlar belli kürtlerin üzerinden rant sağlayan AKP iktidarı işine geldiği gibi hareket etmeye ve kıyımlara devam ettikçede bu çözüm uzayacak. Türkiye Cumhuriyet tarihini okullarda verilen yanlış bilgilerin dışında irdelersek Cumhuriyet kürtlere kölelikten başka hiç bir şey vermemiştir. Şayet AKP ve Erdoğan çözüm yanlısı ise öncelikle KCK adı altında tutuklanan binlerce siyasetçi ve seçilmişlerin önünü açmalı. Tecrite bir an önce son vermeli. Kamuoyunu Abdullah ÖCALAN televizyon istiyor şeklinde yanıltacağına BDP'nin çözümlerine ilişkin programlarına katılsın. Hiç bir partinin çözüm için bir harita öne sürmediğini sçyleyen Erdoğan çözümün anahtarının öncelikle İMRALI olduğunu bilmeli....
16 Ocak 2013 Çarşamba 10:27
SADECE GÜLÜYORUM...
 // BARAN KARASU
"Böylece AKP’nin oyunlarına alet olunmadan tarihe karşı sorumluluk da yerine getirilmiş olacaktır." BU SÖZE SAOECE GÜLÜYORUM...:))))) HANGİ TARİH YAHUU MEZOPOTAMYADAN BU YANA YAŞAYIPTA TEK BİR DEVLET DAHİ KURAMADIĞINIZ TARİH Mİ???? :)))...
15 Ocak 2013 Salı 18:40