Ümit Yazıcıoğlu

Kürtler

2006-05-03 23:52:03

Kürtler, Ortadoğu´nun en eski halklarından biridir. Bilinen bir  gerçekte, Kürt ve Kürdistan terimleri´nin Selçuklular ve ondan önceki dönemlerde sık sık kullanılmış olunmasıdır. Zira Selçuklular XII yüzyılda  Kürtlerin yaşadığı cografyada bir Kürdistan Eyaletinin kurulmasını kabulettiler.

Selçuklular öncesı dönem, yani X-XII yüzyıllar Kürtlerin altın cağı idı. Bunun yanında 990 da Diyarbakırda kurulan Mervani Beyliği, Kürtlerin en parlak dönemini ifade ediyordu. Bu Beylik Selçukluların istilasına uğradı, bu nedenle uzun ömürlü olamadı. Kürtlerin  zamanımızda  bağımsız bir devletleri yoktur, fakat Iraktaki Federal  Kürt Cumhuriyeti Kürtler tarafından idare edilmektedir.

Takriben Kürt Ulusunun otuz milyon kadar olan bir çoğunluğu bugünkü Türkiye sınırları içinde, geri kalanı kısmı ise Irak, İran, Suriye  ve çok az bir kısmı da Ermenistan, Azerbeycan, Lübnan ve Kırgızistanda yaşar.  
Müslüman bir halktır. Halen aralarında az da olsa Yezidi, Yahudi ve Hırıstiyan dinine inanlarıda bulunmaktadır. İslamiyetin kabülünden önce  Güneşe taparlardı.

Kürtlerin kendi aralarında kültür ve hayat tarzı farklılıkları bulunmamaktadır. Ortak bir Kürt bilinci gelişmiştir. Lehçe farklıkları bulunmasına ragmen, farklı lehçelerde konuşsalar bile birbirleriyle rahatca anlaşabilirler.

***

Kürt bilinci değerli yazılarıyla tanıdıgımız  Haydar Isik´in kaleme almiş olduğu Bitlis Beyi Abdal Han´ a  gönderilen Kanlı Ekmek isimli Romanda daha detayli fark edilmektedir.  Evliya Çelebi seyahatnamesini kaynak alarak okuyucuya 1650’lili yıllarda adil davranışlarıyla tanınmış Kürt Hükümdarı  Abdal Han yönetimindeki Bitlis Beyliği’nin sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi durumunu, anlatmaktadır.

Bu romanda yazar  Osmanlı Sadrazamı Melek Ahmed Paşanın Bitlis Beyi Abdal Han’a  niçin savaş açtığını?
Zamanında yörede nufuslu olan bazı tanınmış  Kürt aşiretleri´nın Abdal Han’a neden ihanet ettiklerini? Bitlis Beyliğindeki  şehzadelerin birbirine niçin düşman olduklarını? konu edınmektedir. Sevginin en temizinin anlatıldığı romanda, düşmanlığı, kini, ve kalleşliği de okuyacaksınız.

Yazar romaninda Bitlis Beyi Abdal Han’ın cariyesi  Sofia’ya olan derin aşıkını ’’Sofia, biliyorum sen Hırıstiyan, ben de Müslüman´ım ama dinlerin gerçeği nedir biliyormusun?, sorusuna yine kendinin vermiş olduğu  „Gerçek din yüreğin dinidir“, cevabıyla dile getirmektedir.    Abdal Han beyin bu tavrının onun ta 1650 li yıllarda aşka olan düşkünlügünü dilegetirmektedir.

Yazarın bu Romanı okuyucuyu  üçyüzelli yıl  öncesi Bitlis'ine götürürken, o dönem Ortadoğu’nun pırlantası olan Bitlis’teki yaşamı okuyucunun tanımasını sağlamaktadır.  Abdal Han’ Beyin aynı zamanda  mimar ve mühendisi olduğunu, onun yaptırmışolduğu  hamamına, Osmanlı Padişahı Sultan Murad Han’ın, hayranlığını anlayacaksınız.

***

Osmanlılara karşı Kürtler arasında, 1840 lardan itibaren bagımsızlık isteğiyle önemli milli isyanlar başösterdi.
Kürt tarihinde önemli bir role sahip olan  Bedirhan ailesi, bu isyanlardaki önclüğü nedeniyle bugün hâlâ Kürtler tarfindan  sayğıyla anılmaktadır.  Bedirhan ailesinin desteğiyle, 1987 yılında ilk Kürtçe Gazete olan Kürdistan  yayın hayatına başladı. Bu Gazete Kürt kültürünün yayılması ve gelişmesine büyük katkılarda bulundu.

14 Ocak 1923 günü bir yurt gezisinde Atatürke gazeteci Ahmet Emin (Yalman) ın „Kürtlük sorunu nedir, bir iç sorun olarak değinseniz iyi olr sorusuna“ karşılık Atatürk şöyle cevap verimiş. …„başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok, Anayasamız gereğince zaten bir çeşit özerklik oluşacaktır. 
O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendilerini özerk olarak yöneteçeklerdir“ demiş.  ( detayı için bkz. Ugur Mumcu, Kürt İslam Ayaklanması, s 48. ). Atatürk´ün Kürtlere ilişkin bu sözlerine „resmi“ yayında, yer verilmemiş, sansör uygulanmış, sadece Musul meselesine ilişkin sözleri  yer almıştır.  ( detayı için bkz- Inan Ari, Gazi Mustafa Kemal Atatürk´ün 1923 Eskişehir-İzmir Konuşmaları, TTK Yayınları, Ankara, 1982, s. 45.).  Nasil bir özerklik olacaktı bu? Başka bir yazım da değerlendireceğim.

Daha sonraları Kürt sorunu´nun varlığı 90´lı yılların başında Türkiyeyi idare eden Özal , Demirel ve günümüzde Recep Tayyip Erdoğan gibi siyasetçiler tarafından kabul edilmesine ragmen, bu ana kadar bu sorunun çözümü için  çözümler geliştirmek 90´lı yıllar dahil  pek mümkün olmadı. Bunda Kürtler adına legal siyaset yapan siyasi partilerinde hataları mevcut, çünkü dar kalıplar içerisinde meseleye çözüm üretemiyorlar.

Kananatimce Kürtler için , Kürtlere özel , federatif bir özerklik, AB üyesi olmak isteyen Türkiyede tartışmaya açılmalı, güçlü yerel yönetim modelinden Kürtlerde yararlanabilmelidir.

Türkiye, Avrupa Birliği´ne üyelik süreci içerisinde birçok demokratik açılım sağlamışken,  Türkiye'de  buğün Kürt sorunu devletin bir iç sorunu olmaktan çıkarak, Avrupa Türkiye ilişkilerin´de irdelenmektedir, çünkü bu sorunun
uluslararası önemi genişlemektedir.
Türkiye’nin önüne müzakerelerde Avrupalılar tarafından Kürt sorununa ilişkin taleplerin getirilmek istenmesinin bilinen  belli  sebebleri mevcuttur. AB Kürt sorunu´nu uluslararasi areneda hem kendi  çıkarlarına uygun buluyor, hem de Türkiye’nin yukarıdan aşağıya demokratik reformları praktikte gerçekleştirebilmesi için ona, Kürt sorununun barış ve demokrasiyle çözülmesini önermek istiyor.

Bugün gelinen noktada artık Kürt sorununu, uzun süre söylendiği ğibi dış güçlerin pusulalarına indirgemek pek de mümkün ve doğru degil.  Kürt sorununu geçmişten bugüne dek yeniden ve her yönüyle siyasi düşünmek, sorunu Bölğe belediye başkanlığı sistemine geçişyaparak çözmek gerekiyor.  Artık inkarın veya görmez gelmenin fayda etmeyeceği bir dönemdeyiz.

03.05.2006 Berlin

uemit@yazicioglu.de
www.yazicioglu.de

Bu yazı toplam 8666 defa okunmuştur
Kürt halkını inkara devam ediyorlar
 // Alı Aras
Muhterem Hocam, Türk devleti, bugün hala da kendi sınırları içerisinde yaşamakta olan 20 milyonun üzerindeki Kürt halkını inkara devam ediyor. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, bir süre önce Kürdistan’ın Diyarbakır kentinde Kürt sorununun varlığını kabul etmesine ve çözüm sözü vermesine rağmen, sonraki dönemde bu yönde herhangi bir adım atmadı. Kendisinden öncekiler gibi o da Ankara`ya döndükten sonra söylediklerini unuttu, üstelik tam tersi şeyler yaptı. Türk devleti, dün olduğu gibi bugün de Kürt halkını potansiyel suçlu olarak görüyor, ona karşı şiddete başvurmaktan geri kalmıyor. Geçen ay Diyarbakır başta olmak üzere çeşitli Kürdistan illerinde yapılan gösterilerde, Türk güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu, aralarında çocukların da bulunduğu ondan fazla kişi öldü ve sorumlular hakkında da hiçbir yasal işlem yapılmadı. Üstelik kadın ve çocuklara ateş etme yetkisi bizzat başbakan tarafından verilmişti. Ne yazık ki AB`ye üyeliği konuşulan bu ülkede yaşanan bu katliama, ne AB, ne de ona üye ülkelerin yöneticileri gerekli tepkiyi göstermediler.Yaşama hakkı dahil, temel insan hakları bir kez daha "stratejik çıkarlara” feda edildi. Saygılarımla ...
özerklik
 // Ayşe Hür
Mustafa Kemal bir "Kürt sorunu" olduğunu kabul ediyor, çözümü de Kürtlerin yoğun olduğu bölgelere özerklik vermekte görüyordu...
Mustafa Ülgen Bey önemli bir noktaya parmak basmış
 // Ahmet Avcı
Öncelikle herkese merhaba, Ben de Azad Bey'in yorumu ile ilgili bir şeyler yazmak istedim. Öncelikle şunu düzelteyim. Türkiye'de hiçbir Çerkez, Arnavut, Boşnak vb. kendini Türkiyeli gibi "saptırılmış ve amacı belli" bir çerçevede kendini tanımlamaz. Çünkü bu tanımlamanın sonucu başta Kürtler olmak üzere kimseye fayda getirmeyecektir. Bu Azad Bey'e katılmadığım yöndür. Ancak aşiretler ile ilgili doğru tespitlerde bulunmuştur. Umarım kendisi gibi nice yöre insanı da böyle düşünmektedir. ...