İbrahim Genç

Kürtçeyi Teğet Geçen Eğitim Şurası

07 Aralık 2014 Pazar 09:29

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından Antalya’da "Öğretim Programları ve Haftalık Ders Çizelgeleri", "Öğretmen Niteliğinin Arttırılması", "Eğitim Yöneticilerinin Niteliğinin Arttırılması" ve "Okul Güvenliği" gibi dört başlık altında gerçekleştirilen 19’uncu Milli Eğitim Şurası’nda öne çıkan konular ve benimsenen kararlar üzerinde durmak gerekiyor. Çünkü yeni nesiller eğitim yoluyla yetiştirilir ve her nesil, yetiştiği eğitim çevresinin özelliklerini taşır. Dolayısıyla siz evrensel değerleri yerel değerlerle buluşturabilen insani bir modeli esas aldığınızda yeni nesiller, din ve millet farklılıklarını zenginlik olarak kavrar. Bunun yerine kendi ideolojik yöneliminizi esas alırsanız, belli bir yönde tek taraflı yetişen ve diğer farklılıkları küçümseyen bir neslin yetişmesine neden olursunuz.

“Dindar ve Kindar” nesil arzusu

Yapılan son eğitim şurasında konuşulanlara da bakıldığında Sayın Erdoğan’ın, başbakan olduğu dönemde “dindar ve kindar nesil” yetiştirmek arzusunun uygulamaya geçirildiğini görüyoruz. Şura’da hangi konu başlığı görüşülürse görüşülsün, AKP iktidarının sahip olduğu zihniyet üzerinden konuşulduğunu görüyoruz. Buradan inancı sorunsal olarak gördüğüm sonucu çıkmasın. Tabii insanlar, inançlarını özgürce yaşama ve geliştirme hakkına sahip olmalıdır. Ama bu, diğer acil konuları perdelememeli ve başta Aleviler olmak üzere diğer inanç kesimlerini dışta bırakmamalıdır. Yani herkese eşit duracak bir “devlet” sisteminin oluşturulması gerekmektedir. Başka türlüsü olursa bu da beraberinde radikal bir dinci ya da mezhepçi kesim yaratır. Ki bunun sonuçlarını, kan gölüne dönen Ortadoğu’da görmekteyiz.

Kemalist “Milli”likten AKP “Milli”liğine

Burada tartışmak istediğim bir konu da “Milli” olanın ne olduğu üzerinedir. Bilindiği üzere eskiden aynı kökün türevleri olan “Milli, millet, milliyet” sözcükleri bir dinsel cemaati belirtiyordu. Kemalist Cumhuriyet ile birlikte dilbilimsel açıdan bu kelimeler anlam boşalmasına uğrayarak “Türk” etnik yapısına işaret eder hale geldi. Dolayısıyla Cumhuriyet, “Milli” olmak gerekçesiyle başta Kürtler olmak üzere tüm farklılıkları “sınıfsız, kaynaşmış tek millet” şiarıyla sıfırladı, hatta yok etmeye çalıştı. Bugün de şuranın “Milli Eğitim Şurası” adıyla yapılması aslında devletin geçmişin kodlarından arınmadığını gösteriyor. Ama bu sefer Kemalist Cumhuriyet’in “Milli”lik üzerinden yaptıkları “din”e atıfta bulunan bir “milli”liğe dönüştü. Dolayısıyla geçmişin halkları inkar, imha ve asimilasyon politikası, halkların kabul edilmesi ama mezhepçi ve radikal bir dinciliğin dayatılmasına tahvil ediliyor.

Bunun sonucunda AKP, kendi zihinsel kodlarını farklı din ve ulusların yaşadığı Türkiye’de yeni bir kültür yaratmak için dayatıyor. Tabii ki AKP döneminde geçmişin katı inkar ve imha politikaları esnedi. Geçmiş politikaların üzerine biraz serbestleşme yaşanması, birçok insanın AKP’ye yönelmesine neden oluyor. Burada AKP’nin özünde reformist ya da özgürlükçü olduğu iddia edilemez. Çünkü geçmişte mağdur edilen İslami kesimlerin özgürlük ve demokrasi talepleri ile Kürtlerin talepleri bir noktada uyuştuğu için Kürtler de bundan istifade ettiler. Ama Kemalistlerden yönetimi devralan AKP, bu iktidarını kendi ideolojisine göre kullanırken diğer farklı kesimler ancak kısmen bundan istifade ettiler. Bu sebeple de AKP iktidarının perçinleşmesi, kısmen Kürtler başta olmak üzere diğer halklara bazı kazanımlar getirse de özünde gerçekten bir demokrasi ve özgürlük ortamının oluşması biraz zor görünüyor.

“Osmanlıca zorunlu, Kürtçe sorunlu”

Yapılan 19. Milli Eğitim Şurasında Kürtçeye yönelik bakış da zaten bunu gösteriyor. Şura toplantılarında sürekli Osmanlıca gündeme gelirken Kürtçenin de ne zaman gündeme geleceğini merak ediyordum. Bu konuyu Şura’ya katılan Eğitim Sen Genel Sekreteri Sakine Esen’e sordum.  Esen’e “Bu Şura’da hiç mi Kürtçe anadilde eğitim gündeme gelmiyor?” dediğimde  “Öğretim programları ve haftalık ders saatleri konuşulurken veli temsilcisi ‘Mademki Osmanlıca bazı veliler tarafından isteniyor,  o halde 20 milyon Kürt de anadilinde eğitim istiyor. Bu sebeple anadilinde eğitim de olsun.’ deyince komisyon bunun gündem dışı olduğunu ifade ediyor.  Bunun üzerine Eğitim Sen bu meselenin de oylanması gerektiğini söylüyor ancak mesele gündeme alınmıyor.” cevabını veriyor. Burada Hükümet’e yakın olan Eğitim Bir Sen temsilcilerinin çifte standart taleplerine dikkat çeken Esen “Bunun yanında Eğitim Bir Sen bölgede kız çocukların okullaşma oranının arttırılması için karma eğitimin kaldırılması gerektiğini söylediğinde ben de bölgede bir hafta anadilinde eğitim talebi ile boykot yapıldığını belirterek bu talebe yanıt verilmezken karma eğitimin ifade edilmesinin ideolojik olduğunu ifade ettim.” diyor.

Tabii Osmanlıcanın liselerde zorunlu olması görüşülürken Kürtçeye yönelik talepler basına da yansıdı. Osmanlıcayı zorunlu kılmak bir zihniyet yaratmak amacı taşıdığı için tamamen bir dayatma olacaktı. Bunun yanında bu dersi Osmanlıca gramerini gören Türk dili edebiyatı mezunları vermesi gerekirken kalkıp ilahiyat mezunları “Osmanlıca öğretmeni” olarak atanırsa Hükümet’in ideolojik saplantısı iyice somutlaşacaktır. Burada Kürtçe anadilin de gündeme gelmesi, eşitlik ve adalet ilkesince Osmanlıcaya gösterilen ilginin Kürtçeye gösterilmesi gerekir. Ama görüyoruz ki Kürtler burada sahipsiz. Bu sebeple de AKP Hükümeti ve orada yer alan Kürt milletvekilleri “Biz Kürtleri temsil ediyoruz” diyemezler.

Kürtçeye yönelik engellemeler sürüyor

Anladığımız kadarıyla Şura’da her ne kadar Kürtçeyle ilgili de bir şeyler dile getirilse de ya bunun görüşülmesi reddediliyor ya da görüşülse dahi Müfredat Komisyonu bunu reddediyor. Eğer Şura, gerçekten eğitim amaçlı yapılıyor olsaydı ve pedagojik bilimsel bir yaklaşım sergilenseydi burada görüşülen birçok konunun hiç de aciliyet arz etmediği anlaşılırdı. Osmanlıca, sonraki yıllarda da verilebilir. Ama bugün biz anadilde eğitim geciktikçe Kürt çocukların Kürtçeden uzaklaştıklarını görüyoruz. Okullarda bugün bile Türkçe bilmediği için hakarete uğrayan, geri zekalı olarak suçlanan Kürt çocukları var. Tabii bırak anadilde eğitimi, Kürtçe seçmeli ders bile bin bir engellemeyle karşılaşıyor. Kürtçe öğretmenlerinin atanması uzun süre yapılmadı, yapıldıysa da sembolik (iş) olsun diye çok az kişi atandı. Bir yıla yakındır Kürtçenin Halk Eğitim Merkezlerinde öğretilebilmesi için çabalıyorum. Gerçi yakın zamanda Kürtçe modül de onaylanacak. Ama neden bu tür şeyler geciktiriliyor?

Kürt çocuğunu anlamayan öğretmenler

Okullarda Kürtçe bilmeyen Kürt çocukları demişken şunun altını çizmeden geçmek istemiyorum. Şura’da "Öğretmen Niteliğinin Arttırılması" başlığı altında öğretmenler görüşülürken Kürt coğrafyasına atanan öğretmenlerin niteliği konuşulmalıydı. Ama anladığım kadarıyla öğretmeni para peşinden koşan insanlar gören bir yaklaşım sergilenmiş. Kürt coğrafyasında Türkçe bilmediği için eğitim öğretimden geri kalan, eğitim sürecinden kopan çocukları merak eden var mı? Öğretmenin niteliği konuşulurken bölgede öğretmenlik yapan öğretmenlerin bu çocuklara nasıl bir yaklaşım sergilemesi gerektiği konuşuluyor mu? Birçok okulda öğretmenler, Türkçe bilmediği için bu çocukları “geri zekalı, algısı zayıf, aptal” olarak niteliyor. Bunu yaparken de aklına “Yahu bu çocukların anadili Kürtçe. Anlamamaları normal” demek gelmiyor. Bu sebeple bu konu üzerinde durulmalı, bölgede Kürtçe biliyor olmak şartı getirilmeli. Bunun dışında yeni atanan öğretmenlere Kürt dili ve edebiyatı, Kürtlerin değerleri hakkında seminerler verilmelidir. Kısacası öğretmen dediğimiz öğreticiler entelektüel olmalıdır.

Bu yazı toplam 5493 defa okunmuştur