İbrahim Genç

Kürtçenin Bayramı

12 Mayıs 2010 Çarşamba 00:06

Büyük bir anlam derinliğine sahip olan dil, toplumlar için var olmak için bir sığınak görevi görmüştür. Kürtler de bu bağlamda varlıklarını büyük ölçüde Kürtçeye borçludurlar.Bu bilinçle her yıl 15 Mayısta kutlanan Kürt Dil Bayramından dolayı ben de bu yazıda ana hatlarıyla Kürtçe ile ilgili bilgi vermeye çalışacağım. Bu arada belirtmek gerekiyor ki geçen yıl alınan bir kararla Kürt Dil Bayramının, sadece bir günde değil de 14-15-16 Mayıs tarihlerinde türlü etkinliklerle kutlanacak olmasına karar verilmesi önemlidir. Kürt Dil Bayramı, Kürtçe üzerine yoğunlaşma anlamında bir olanak sağlaması itibariyle büyük önem arz etmektedir. Ben de sebeple bu ay belli aralıklarla dil, ana dil ve Kürtçe üzerine bazı çalışmalar yayımlamaya çalışacağım.

Bu coğrafyanın “öfkeli ve mahzun” denebilecek dillerinden olan Kürtçe, köken olarak yapılan dil sınıflandırmasında Hint-Avrupa Dil Ailesi içinde yer almaktadır. Bu dil ailesinde İngilizce, Farsça, Rusça vb. gibi diller de yer almaktadır. En geniş dil ailesi olan bu dil ailesi de kendi içinde çeşitli gruplara ayrılmaktadır. Bu gruplardan bir tanesi de İran Dil Grubu’dur. Başta Kürtçe olmak üzere bu dil grubunda Farsça, Belucice, Osetçe gibi diller de yer almaktadır. Aynı zamanda Kürtçe, aynı dil grubunda olmasından dolayı Farsça ile birlikte arî dil olarak değerlendirilmektedir.

Bu sebeple Farsça ile birçok noktada benzerlikler taşısa da Kürtçe, kendine ait belirleyici özelliklerden dolayı Farsçadan bağımsız bir dildir. Her şeyden önce Kürtçede var olan “Cinsiyetlik”in Farsçada bulunmadığını belirtelim. Kürtçedeki bu erillik-dişilikten dolayı ekler de çeşitlenebilmektedir. Bunu şu örnekle açıklayabiliriz: Hevalê min(Benim erkek arkadaşım) / Hevala min(benim kız arkadaşım). Bunun yanında Kürdolog Minorsky de Kürtçe ile Farsçanın birbirinden bağımsız iki dil olduğunu belirttikten sonra bu iki dili birbirinden ayrılan noktalarının da şunlar olduğunu söyler: Fonetik bakımdan, ses değişmeleri, şekil ve kelime ayrılıkları, söz dizimi. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı onaylı İslam Ansiklopedisi’nde de bu, “umumî hey’etiyle Kürtçe Farsçadan tamamen ayrı bir mahiyet göstermektedir(C. 6, s.1111)” şeklinde dile getirilmektedir.

Dilin “yapı” olarak sınıflandırılmasında ise Kürtçe, bükümlü (çekimli) diller içinde yer almaktadır. Arapçanın da yer aldığı bükümlü dillerde çekim sırasında fiil tamamen değişebilmektedir. Kürtçe bazı sözcük ve fiiller de bu özelliği taşır. Bundan hareketle Kürtçe kelimelerin baştan, ortadan ve sondan ek alabileceğini belirtebiliriz.

Bunun yanında Kürtlerin farklı ülkelerin egemenlikleri altında yaşamasından dolayı farklı alfabeler kullandıklarını belirtmek gerek. Geçmişte birçok alfabe kullanan Kürtler, bu gün de Arap, Latin ve Kiril alfabesini kullanmaktadır. Bu sebeple de lehçeler arasındaki farklılaşmanın genişlediğini söyleyebiliriz. Bu bağlamda Kürtçenin coğrafyasını da şöyle verebiliriz: Kürtçenin anavatanı Irak’ın kuzeyi ve kuzeydoğusu, İran’ın batı ve güneybatısı, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusu ile Suriye’nin kuzeyidir. Bunun yanında Kürtçe; Rusya, Kazakistan, Azerbaycan, Ermenistan vb. gibi ülkelerde yaşayan Kürtlerce de konuşulmaktadır.

Bunların yanında Kürtçenin en büyük sorunlarının başında standartizasyon geldiği için Kürtçenin lehçeleri konusu hâlâ tartışılmaktadır. Buna rağmen Şerefhan, 16. yüzyılda yazdığı Kürt tarihi niteliğindeki Şerefname adlı eserinde Kürtlerin dilini Kurmanç, Lor, Kelhur ve Goran olarak dörde ayırır. Bu tür tasnifler günümüze kadar süregelmektedir. Mehmet Uzun da Kürt Edebiyatına Giriş adlı kitabında konuşulan en büyük lehçeler olarak Kürtçeyi üçe ayırır: Kuzey Kurmancisi, Güney Kurmancisi  (Soranca), Dımıli(Zazaca).

Bu noktadan hareketle tüm Kürt coğrafyasında konuşulan Kuzey Kurmancisi üzerinde durmak gerekir. Lehçeler içinde en çok konuşulan bu lehçe ile değerli eserler yazılmıştır. En büyük Kürt klasiklerini Elî Herîrî, Melayê Cîzîri, Feqiyê Teyran ve Ehmedê Xanî Kuzey Kurmancasi ile yazdılar. Bu sebeple de Kürt birliğinin üzerinde şekillenmesi gereken lehçenin de bu lehçe olması zorunludur. Bunun yolunun da bu lehçe ile eğitim-öğretim yapmaktan geçtiği aşikardır.

Son olarak şunu da belirtmek gerekir ki Kürtçe ilk kez 1860’da Rusya’da Petersburg Üniversitesi’nde kurulan Kürdoloji enstitüsü ile üniversitelere girer. Aynı şekilde Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nde Kürdoloji bölümünün açılması ve 1977’den bu yana İsveç’te Kürtçe anadilde eğitim verilmesi de Kürtçeye çok şey kazandırmıştır. Tabi belirtmek gerekir ki Kürdoloji alanındaki gelişmeler sadece bunlarla sınırlı değildir. Bunların yanında günümüzde de Irak’ta resmi dil olan Kürtçe, aynı zamanda eğitim dili olarak kullanılmaktır. Buna karşın Türkiye’de Kürtçe eğitim-öğretim alanında bir gelişmenin olmaması ve Kürdoloji bölümlerinin yokluğu, Türkiye’nin bir ayıbı olarak durmaktadır hâlâ.

NASIL BİR DİL POLİTİKASI?

Günümüzde Kürtçe her ne kadar artık daha iyi koşullarda ilerliyorsa da iyi bir dil politikası uygulanmazsa eğer, hızlı bir gelişmenin sağlanması mümkün olmayabilir. Buna bağlı olarak “Nasıl bir dil politikası takip edilmeli?” sorusuna cevap arayalım:

*Kürtçe, yıllarca siyasallaştırılmış olmasının acısını çekti. Bu sebeple Kürtçe, sivilleştirilmeli.Hiçbir düşüncenin kanıtlanması ya da ideolojinin savunulmasında kullanılmamalı. Eğer dil, siyasal bir aygıt olmaktan çıkarsa bütün topluma ulaşma şansı da yükselir.

*Anadiline yönelik eylemler yükseltilirken bunun yanında bir dil platformu oluşturulabilir. Bu platformun sığ kalmaması için de farklı coğrafyalardaki Kürtlere de ulaşılabilir. Kürtçeyi zenginleştirecek her türlü dilbilimsel, edebi, etnografik malzemenin toplanabileceği bir banka oluşturulabilir. Böylece dilde standartizasyona gidecek çalışmalar yoğunlaşabilir ve sonrasında dil kurultayı toplanabilir.

*Kürtçe üzerine dilbilimsel çalışmalar yapacak ya da bu anlamda uzmanlaşacak kişilerin yetişmesi için yurtdışına öğrenci gönderilebilir. Böylece Kürtçenin bilim, felsefe, edebiyat dili olarak gelişmesi sağlanabilir ve Kürtçe eser verme oranı yükselebilir. Bu aynı zamanda dile onur kazandırmak olur.

*Bir dilde birliğin sağlanması o dili konuşanların yürek birlikteliğinde yatar. Bunun geliştirilmesine çalışılabilir. Diğer coğrafyalardaki Kürtlerle kültürel diyalog geliştirilebilir. Bu diyalogun gelişmesi Kürtler arasındaki ekonomik ilişkilerin yaygınlaşmasına da bağlı olmakla birlikte bunun yanında “Kürt dünyası” gibi bir algının yaratılmasına bağlıdır. Bunun sonucunda da kültür birliği sağlanabilir.

*Şu an Kürtçe için üç farklı alfabe kullanmaktadır. Bu anlamda Kürt diline uygun ortak bir alfabe çalışması yürütülebilir. Buna bağlı olarak da Kürtçenin bir lehçesi ölçüt alınıp bir dil standardı sağlanmalı ve bu kapsamlı olmalı. Böylece Türkiyeli bir Kürt’ün yazdığı yazıyı Iraklı bir Kürt de okuyabilir. Bu anlamda Kürt Dil Bayramının da kutlandığı tarih olan 15 Mayısta yayın hayatına başlayan Hawar dergisini ve bu dergiyi Latin alfabesiyle çıkaran Celadet Bedirxan’ı anımsamak ve anlamak gerekiyor.

*Anadilde talep farklı etkinliklerle dile getirilmeli ve medyanın objektifinine girmek için türlü çalışmalar yapılmalı. Buna bağlı olarak basın-yayın alanında aktif olunmalı. Bu aynı zamanda Kürtçeye kullanım alanı açacaktır. Bu sebeple de Kürtçe basılan kitap, dergi, gazete gibi çalışmalara itibar edilmeli ve hem bu alanda çalışanlara ekonomik bir rahatlık sağlanmalı hem de Kürtçe okur yazarlığı geliştirilmeli.

Bunlardan başka sıralanacak çok şey olabilir; ama biz bununla yetinelim ve yazımızı Oichinski dili kastederek söylediği şu sözüyle bitirelim: “(…)Bir tek kişinin katli karşısında ürperen insan ruhu, acaba Tanrı’nın yarattıklarının yeryüzündeki en büyüğü olan bir halkın, yüzyılların eseri olan tarihsel kişiliğine yapılan saldırıya tanık olunca ne hissedecektir?”

Bu yazı toplam 7511 defa okunmuştur
an
 // can
Biz kürtlerin misyonu kervan kültürünü yasatmaktir,kürdü olan degerlerin yasatilmasi her yerde,her zaman insanliga karsi bir sorumlulugumuzun geregitir,insani olanin disina cikmis,miliyetciligin dumura ugratigi zavali tafolari yardimci olmak lazim, kürt halkinin degerlerine saygi duymayanlara insani bir terapi yapilmali,ikna metodlari ile tekrar insanliga kazandirilmalidir.
Kürt halki dlini ve kimligini mutlaka yasatmali,bunun icin bilincli ve suurlu beyinlerin lobi calismalari yapmalari gerekir, biz kürtlerin beyin enerjimizi dogru alanlara kanalize etmesi gerekiyor. insanliktan nasibini almis birisi kürtcenin egitim dili olmasini yazaklamaz, bu yasagi bir müslümanin savunmasi ahlaki degildir....
14 Mayıs 2010 Cuma 00:30
tafo sen ne kadar düzenmaz birisin yaa ..
 // Camer
Kürtçe ile eğitim verilemezmiş vatanın ahengini bozacakmiş.Hey be insafsız düzenbaz Sen Türkçeyi Kürdçenın yerine bir koy bakım sen yine böyle düşünürmüydün.
Yok efendim Kürtçe serbestmiş annaler çocuklarıyla Kürtçe konuşuyormuşta bilmem neBir dilin eğitimi olmadığı zaman anneler babalar nereye kadar ayakta tutabilir? Bunu niye düşünmüyorsunuz.Ama işinize gelmiyor.Çünkü faşistzane düşünüyorsunuz.Türk ırkçılığı gözünüzü körertmiş bir kere.

Kürd şunu iyi bilmeli ki,dostu diye yaklaşan en iyi Türk bile güvenme.Sana yaklaşmasının altında muhakkak bir sinsilik bir kaleşlik vardır.Artık keklik gibi olmanın zamanı geçimiştir diyorum Kürdler böylesi oyunlara gelmiyorlar.Dem baş...
13 Mayıs 2010 Perşembe 14:25
tafoya..
 // hasan has
sanırım yazarın dediklerini sen anlamamışsın yazar ana dilden söz ediyor. atatürk'ün bi lafı var '' türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel ve mutlaka türkçe konuşmalıdır.'' diye atatürk bu lafıyla ana dilin bi millet için ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. biz Kürtler de millet olduğumuza göre ana dil bizim için de önemli. dil birliği ülke birliği diyorsun ama avrupada yaşayan türkler ana dilleriyle eğitim alıyor ( ana dilde eğitim dediğin şeyi türk anneleri çocuklarına veriyor zaten..) ve hala hiç bir avrupa ülkesi bölünmedi. biz ana dilde eğitim hakkı deyince bölücü oluyoruz ama siz balkan ülkelerinde yaşayan türkler için ana dilde eğitim hakkı isteyince bu insani bi hakk oluyor.siz türkleri anlamak çok zor......
12 Mayıs 2010 Çarşamba 16:42