İbrahim Genç

#KürtçeAnadilindeEğitimHaktır!

15 Eylül 2014 Pazartesi 09:31

Kürt halkını yüz yıldan bana inkar, imha ve asimilasyon yoluyla yok etmek isteyenler, zamanın ruhuna yenik düşüp bu emelleri terk etmeye başladılar. Burada "terk ettiler" diyemiyoruz; çünkü tüm gelişmelere rağmen hâlâ kavramsal olarak yok sayıcı yaklaşımları görebiliyoruz. Bunun en ilginç örneği Türkiye'de Kürtçenin "Yaşayan diller ve lehçeler" adıyla ele alınmasıdır. Ki ilk Kürtçe öğretmenleri de maalesef ki "Yaşayan Diller ve Lehçeler (Kurmanci-Zazaki)" olarak tercihlerini yapabiliyorlar. Ama uzun vadede sistem ne tür bir kavramsallaşmaya giderse gitsin Kürtçenin kazançlı çıkacağını biliyoruz. Ki bu sebeple de Kürt halkı yeri geldiğinde surete değil, manaya bakmasını ve bunu stratejik bir şekilde değerlendirmesini biliyor. Kısacası bu, hatalı olanın suistimal edilerek yerine doğru olanın "de facto" olarak girmesini sağlayan bir yoldur.

Dile dair yeni tarzı siyaset

Kürtler bugünlerde Kürtçe anadilinde eğitim için farklı yollarla seslerini yükseltirken bugün 2014-2015 eğitim-öğretim yılı başlıyor. Barış sürecinde anadiliyle ilgili somut gelişmeler yaşanmazken Kürt halkında da bu konuda bir suskunluk dönemi göze çarptı. Tabii sistem her ne kadar birçok konuda serbestleşme sağlasa da oto-asimilasyon büyük bir şiddetle Kürt coğrafyasında yaşanıyordu. Öyle ki kapitalist modernite bu değirmene su taşırken okullar da bizzat değirmen oluyordu. Usul usul bir asimilasyon işlerken Kürt siyasi hareketi, barış süreci ve yeniden organize olma gibi nedenlerden dolayı anadiline ilişkin tatmin edici bir kapı açamadı. Bunun yanında anadilde eğitim, anayasal güvence vb. gibi konular da gündemleşmedi. Kürtçe için çalışan kimi kurumlar da ancak meraklısının uğradığı yerler oldu ve geniş bir halk tabanına yayılamadı.

Bu durumda dile ilişkin yeni bir tarzı siyasetin geliştirilmesi büyük önem arz ediyordu. İşte bu yüzden her ne maksatla olursa olsun ortaokulların 5,6,7 ve8. sınıflarına konulan seçmeli Kürtçe dersleri bize kamusal alana girmek için bir kapı oldu. Çünkü halkın tamamına ulaşmak için kamusal alan büyük bir önem taşıyordu. Lakin bu imkanı şu ana kadar Kürtler yeterince kullanamadılar. Oysa bir okulda açılacak bir sınıf bile tüm okulu etkisi altına alabilirdi. Özellikle asimilasyonun derinleştiği bazı Kürt kentlerinde seçmeli Kürtçe dersi adeta ilaç olacaktı. Yani en azından tümden reddedilmeyebilirdi. Neyse ki yavaş yavaş bu hatadan dönülüyor ve bizim 2-3 yıldan beri söylediğimiz noktaya geliniyor. Bu anlamda Sami Tan'ın Azadiya Welat'taki yazısında geçen "Her şeyden önce Kürt siyasetçileri Kürtçe öğretmenlerini kendi kurumlarına davet etmeli, sonra da yurtsever aileler seçmeli dersler için okullara başvurmalı. Eğer o dersler açılmazsa onların başına kıyameti koparın (14.09.2014)" şeklindeki sözleri de bunun göstergesidir.

Her kapı anadilinde eğitime çıkar

Eğitim ve öğretim yılı başlarken yeniden gündemleşirken anadili, burada Kürtlerin bir araya gelmesi gerekiyor. Kürtçe, Kürtlerin şemsiyesidir. Herkes bu şemsiyenin altında kendinde bir yer bulmalı. Bu noktada Kürtçe öğretmen adaylarına yaklaşım da bazen çok kırıcıydı. Oysa Kürtçe öğretmenleri özellikle ağustos ayının başından başlattıkları tüm eylemlerde temel 4 noktaya vurgu yaptılar: Kürtçe eğitim dili olması, anayasal güvence, Kürtçenin resmi dil olması ve Kürtçe öğretmenlerinin atanması. Tabii tüm eylemlerdeki bu vurgulara rağmen basında Kürtçe öğretmenlerinin atanması meselesi öne çıkartılıyordu. Kürtçe Öğretmenleri Platformu bu durumdan rahatsızlığını kendi sayfasından da dile getirmişti. En temelde Kürtçe öğretmenleri üzerinden anadili ve Kürtçe üzerine bir kamuoyu oluştu. 25 Ağustos'ta açlık grevine de girdiler ve bu süreçte birçok Kürt siyasetçi, sendika ve kurumlar da destek verdiler. Açlık grevi 19. gününde sona erdirildiğinde bu sefer de anadilde eğitim talebiyle mektup gönderme kampanyası başlattılar. Bugün de bir grup Kürtçe öğretmeni Mardin Karayolları parkında bir araya gelip birçok kuruma anadilinde eğitim için mektup gönderecek.

Bunun yanında Kürdi-Der öncülüğünde açılan Kürtçe anadilinde eğitim verecek okullar da çok önemlidir. Aslında eski Başbakan Erdoğan'ın 2013 Eylül'ünde açıkladığı demokratikleşme paketinde bu konuda vurgular vardı. Tabii her şeye rağmen Kürtlerin kendi çabalarıyla açtıkları okullara valilik ve kaymakamlık eliyle sürekli sözlü tacizler oluyor. Oysa devlet, yapılan bu okulları yıkmak ve illegal hale getirmek yerine onları yasal güvenceye alacak adımlar atabilirdi. Yani halkın kendi doğasal mecrasında yaptığı bir çalışmayı yasalar da hemen çerçevelemeli. Tabii Türkiye'de eski yasa maddeleri haşa Kur'an ayeti gibi algılandığından işin içinden çıkılmıyor. Her şeye rağmen bu eğitim-öğretim döneminde Bağlar, Cizre ve Yüksekova'da açılan okullarda 300 Kürt öğrenci anadilinde eğitim görecekler. Bu anlamda Kürt halkının bu çabaları takdir, tebrik edip sahiplenmesi Kürtçenin geleceği açısından önemlidir.

Uzun vadeli bir strateji Kürtçeye kazandırır

Kürtçe öğretmenlerinin karınca kararınca çalışmaları ve Kürdi-Der'in okullaşma çabalarının yanında eğitim-öğretimin ilk haftasında boykotla verilecek bir mesaj da anadilini gündemleştirecektir. Böylece Kürtlerin anadili motivasyonu tekrar canlanacak ve anadilinde eğitim talebi ön plana çıkacaktır. Tüm bu çalışmalar bize Kürtçe ortak zeminde artık buluşulması gerektiğini gösteriyor. Yani kim tarafından yapılırsa yapılsın birbirini güçlendiren bir pozisyon oluşturulursa bundan en çok Kürtçe kazançlı çıkacaktır. İşte bu yüzden Kürtçenin Halk Eğitim Merkezlerinde verilmesi ve bu sayede Kürtçe öğretmenlerinin orada istihdam edilmesi için aylardır uğraşıyorum. Bakan Avcı ve müsteşar tarafından da onaylanan bu proje, bürokrasinin ağır çalışmasından dolayı daha modüle konulmadı . Ama yakın zamanda Türkiye'nin her köşesinde Halk Eğitim Merkezlerinde de Kürtçe dersler verilebilecek. Bunları, uzun vadede ve süreci göz önünde bulundurarak önemsemeliyiz. Çünkü en nihayetinde kazanan Kürtçe olacaktır.

Bu yazı toplam 3388 defa okunmuştur