İbrahim Genç

Kürtçe seçmeli ders mi?

05 Eylül 2013 Perşembe 10:09

Dünyaya geldiğimiz andan itibaren çeşitli ses dalgalarının içinde buluruz kendimizi. Bu sesler, bizim dünyamızı beşikten mezara kadar saracak olan anadilimizin ilk işaretleridir. Öyle ki bu işaretler; beynimizde bir mantık silsilesi ile dilin unsurlarından “kavram” dünyamızı şekillendirirken, yüreğimizde ise “anlam” dünyasını yaratır. Lakin derya içre olup deryayı bilmeyen mahiler gibi insanlar da bir dilin içinde doğup büyür ve o dil, ansiklopedilerin anlatamadıklarını çok basit bir şekilde anlatır ama fark etmezler. En nihayetinde dilin kişilik yaratımı üzerindeki etkisinden dolayı anadili, bireyin varlığının nişanesidir.

Bugün Kürt halkının dilleri noktasında gösterdikleri hassasiyetin özünde bu gerçek yatıyor. Bu sebeple de kendi topraklarında kendilerine “misafir, yabancı” muamelesi yapılmasını ve dillerinin kendilerine “seçmeli ders” olarak verilmesini reddediyorlar. Aslında devletin samimiyetini görebilse Kürtler, en azından belli bir altyapının oluşmasına kadar buna rıza gösterecekler, hatta destek verecekler. Ki kendisiyle görüştüğüm BDP Bingöl Milletvekili İdris Baluken de “Bırakın anadilde eğitimi, Kürtçe seçmeli ders konusunda bile Hükümet’in net bir tutumunun olmadığını görüyoruz. Oysa bu Kürtçe öğretmen adaylarının da çabalarıyla seçmeli Kürtçe dersleriyle oluşturulacak bir zeminle anadilde eğitime giden bir yol haritası belirlenmeliydi” sözleriyle işte buna vurgu yapıyordu.

Kürtçenin Kurmanci ve Zazaca lehçeleri bu yıl ortaokulların 5 ve 6. sınıflarında okutulacak. Ama dersin seçilmesi konusunda yığınla engel var. Milli Eğitim Bakanlığı “herhangi bir yönlendirme yapılmamalı” derken tam da dersin seçtirilmemesi yönünde bir yönlendirmenin olduğunu görüyoruz. Her şeyden önce bizzat Başbakan Erdoğan’ın talimatıyla yetiştirilen ilk Kürtçe öğretmenlerinin haysiyetli bir statüde görevlendirilmemeleri ve onlara verilen atama sözlerinin tutulmaması başlı başına Hükümet’in duyarsız bakışını yansıtıyor. Bir halk onlarca yıl uğruna her türlü eziyeti çektiği anadilinden adeta soğutulmak isteniyor. Okullar tarafından Kürtçe dersinin seçilmesi noktasında velilerin ekseriyetinin haberi yok. Kimi veliler de zaten bilinçsiz, bir de tercih formunda “yaşayan lehçeler ve diller” ibaresi dışında “Kurmanci, Zazaca” gibi sözcüklerin yer almaması eklenince büsbütün Kürtçe dersi seçilmeyebiliyor.

Öyle ki Kürtlerin anadillerini seçmeli olarak öğrenmesi konusunda bile yığınla engeller çıkarılmak isteniyor. Kimi okullarda fiziki şartları bahane ediyor müdürler; ama ne hikmet ki diğer seçmeli dersleri çocuklara seçtiriyorlar. Kimisi söz konusu Kürtçe öğretmenlerini hesaba katmadan “zaten dersin öğretmeni yok” diyerek çocukları başka derslere yönlendiriyor. Bununla birlikte Hükümet, Kürtçe dersini adeta diğer seçmeli dersler içinde boğmaya çalışıyorken aynı zamanda “Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’in hayatı” gibi dersler de koyarak insanların zihninde bir ikilem yaratmak istemiştir.

KAFAYA TAKILAN SORULAR

1- Zaten Kürtçeyi biliyorum. Kürtçeyi okulda neden seçeyim ki?

Bir dilin sözlü dil ve yazılı dil olmak üzere iki cephesi vardır. Sözlü dil; günlük yaşantıda daha rahat konuştuğumuz, çoğu zaman standardı olmayan günlük bir dildir. Yazılı dil ise bir halkta ortak bir anlayış ve duyuş sağlayan; lehçeler ve diyalektler arasında bir ahengi yaratan dildir. Dolayısıyla okula gidilip de o dilin eğitimi alınmadığı sürece söz konusu dilin incelikleri, özelikleri öğrenilemeyeceği gibi diğer insanlarla yazılı olarak bir anlaşma durumu da olmaz. Sonuç olarak biz de şunu soralım: Türk çocukları da Türkçe bildikleri halde neden ilk okula başladıklarında haftada 24 saat Türkçe dersi alırlar? Yine neden Türk çocukları da “Biz zaten Türkçe biliyoruz, okulda Türkçe dersine gerek yok” demiyorlar?

2- Zaten Kürtçe öğretmeni yok. Dersi boşuna neden seçeyim ki?

Talebin büyüyüp adeta bir çığ gibi sistemi yuttuğu bir zamanda Kürtçe öğretmenleri de olacaktır. Ki şu an itibariyle Kürtçe derslerini vermek için kendilerine verilen atanma sözünü bekleyen 1000 civarında Kürtçe öğretmeni var. Bazı okullarda bizzat okul müdürleri bu tür bahanelerle çocuklara Kürtçeyi seçtirmeyebiliyor. Ama biz isterse bir okulda sadece 1 kişi dersi seçsin, hiç önemli değil, önemli olan genel anlamda Kürtçe dersini seçenlerin sayısının yüz binlere ulaşmasıdır. Ki böyle bir talep, zaten sistemi kilitleyecek ve Hükümet’e meselenin seçmeli dersle çözülemeyeceği, anadilde eğitimin kabul edilmesi gerektiği mesajını verecektir. Ayrıca bugün birçok okulda birçok dersin hocası yok; ama o derslerin ders programından çıkarıldığına şahit olmadık. O zaman neden Kürtçe için böyle bir bahane yaratılsın ki?

3- Allah ahirette sanki bize dili mi soracak? Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’in hayatı gibi dersler dururken Kürtçeyi neden seçelim?

Yaratılan bu algı, belki de Kürtleri kandırmak için oynanan en etkili kurnazlığın sonucudur. Eğer sapla sapanı birbirine karıştırmıyorsak, zaten her şeyin yerinin ayrı olduğunu kolayca anlarız. Ayrıca ifade etmek gerekirse Kürtlerin dillerinin sahibi de Allah’tır. O zaman sahibi Allah olan bir dilin seçilmesi de –korunması da- Allah’a olan inancın gereğidir. Çünkü Rum Suresinin 22. ayetiyle “dil”, Hucurat Suresinin 13. ayetiyle de “millet” gerçeği açıkça zikredilmiştir. Hazreti Peygamber’in de “Aslını inkar eden bizden değildir” vurgusu da dil-millet varlığının kutsî boyutuna hitap eder. Bugün annesi ve babası Kürt olduğu halde sırf Kürtçe bilmiyor diye kendini “Türk” sayan insanları durumunu imanî yönden düşündük mü hiç? Peki böyle bir durumda Hazreti Peygamber’in Veda Hutbesinde dile getirdiği Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz; Allah'ın, meleklerinin ve bütün insanların lanetine uğrasın.” sözü –Allah korusun- sizi de ilgilendiriyor olamaz mı? Bu yüzden dilin imanî boyutu; Allah’ın kudretinin ifade edilmesinde ve her şeyi yaratmasında gizlidir. Ki yeri geldiğinde “Allah şu mikrop zerresini bile boşa yaratmamıştır” diyenlere sorarız: “Hal öyleyken milletin ve anadilin mi boşuna yaratılmış?”

4- Kürtçe dersini seçmeli dersler arasında 1. sırada, Kur’an-I Kerim ve Hz. Muhammed’in hayatı dersinden önce seçmem günah olmaz mı?

Böyle yaparak Allah’a şirk koşmadığından emin olabilirsin. Başka türlü düşünenler; genellikle gösterişe meraklı ve basit düşünen kişilerdir. Çünkü bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu bildiren Allah, yüreğimizin ve beynimizin en ince kıvrımlarından geçeni bilir. Ve biliriz ki ameller niyete göredir. Burada Kürtçenin 1. sırada seçilmesi, tamamen var olan dezavantajlı bir durumu dengelemek içindir.

5- Kürtçe dersini seçenler devlet tarafından fişleniyor mu? Yani sonraki eğitim sürecinde öğrenci için sıkıntı çıkarmaz mı?

Varsın çocukların ilk sabıkası anadilini öğrenmekten olsun. Bu dersi seçmekle çocuklar ayıp bir şey yapmıyor, suç işlemiyor, bir partiye katılmıyor, örgüt kurmuyor. Allah’ın ona nasip ettiği dilini koruma ve geliştirme “eylemi” söz konusu. Kürtçeden dolayı bir fişlenmeye şu şartlarda cevaz veren herhangi bir yasa ya da uygulama yok. Anayasal olarak başka dillerde öğrenim mümkün de görülüyor. Hem bu düşüncenin temel kaynağı devlet değil, bizzat kafamızda yarattığımız korkular ve yasaklardır. Milli Eğitim Bakanı geçen yıl Kürtçenin müfredata konulmasını nedenini “normalleşme”nin sağlanması olarak göstermişti. Evet, normalleşmeliyiz. Yani Kürtçe denildiğinde ilk akla gelen parti veya örgütler olmamalı artık. Kısacası devlet; öğretmenini yetiştirdiği, Kürtçe kitaplarını bastığı ve müfredatına koyduğu bir dersi sen seçiyorsun diye seni fişleyecekse bunun tadını çıkar sadece.

Sonuç olarak her ne kadar Kürtlerin temel istemi anadilde eğitim ise de Kürtçe seçmeli dersine de sahip çıkıp yüz binleri bulacak derecede seçmeliyiz. Kürtler dersi öyle bir seçmeli ki okullarda sistemler tıkanmalı. Bu da zaten büyük bir mesaj verecektir. Bu son iki haftada hiç zaman kaybetmeden 5 ve 6. sınıf öğrencileri ya ekol veli bilgilendirme sistemi üzerinden ya da okul müdürlüklerine giderek Kürtçe dersini seçmeli. Dillerinin tadına varan öğrencilerin bir ömür boyu bu tadı damaklarında hissedecekleri aşikardır. İşte bu yüzden madem dilin önemiyle başladık yazımıza, gelin C. OUCHINSKI’nin 19. yüzyılın ortalarında yazdığı Anadilinde Düşünmek adlı makalesinden bir alıntıyla da bitirelim:

"Halkın dili kaybolunca, halkın kendisi de artık yoktur. Bu nedenle, örneğin, yabancı işgalcilerin bütün şiddet ve zulümlerine maruz kalan batı Slavlar ancak, dillerine saldırı yapıldığını anlayınca, halklarının hayatının tehlikede olduğunu anladılar. Bir halkın ana dili konuşulduğu müddetçe, o halk yaşar. Bir halkın, atalarının geçmişteki sayısız nesilleri tarafından yaratılan mirasa yapılan saldırıdan daha kötü bir saldırı tasavvur edilemez. Bir halkın her şeyini elinden alabilirsiniz, fakat dillerini korudukça kaybettiklerini zamanla tekrar kazanabilirler; dilini elinden alırsanız, onu bir daha asla yaratamazsınız. Hatta, bir halk kendisine yeni bir vatan edinebilir veya kurabilir, fakat kaybettiği ana dilini asla tesis edemez; dili kaybolur kaybolmaz, halk da ölür ve bir tek kişinin katli karşısında ürperen insan ruhu, acaba Tanrı'nın yarattıklarının yeryüzündeki en büyüğü olan bir halkın, yüzyılların eseri olan tarihsel kişiliğine yapılan saldırıya tanık olunca ne hissedecektir?”

Bu yazı toplam 8054 defa okunmuştur
bir öğretmen
 // bir öğretmen
İbrahim kardeşim gerçekten güzel yaraya parmak basmışsın. Tamda bu konuyla ilgili anlatacağım bir hikayem var.Yüksekova'nın bir okulunda öğretmenlik yapıyorum.Bilgin vardır bu seçmeli dersleri en az 10 öğrenci seçtiğinde ders olarak okutulabiliyor. Neyse bizim öğrencilerden 20'ye yakını bu dersi seçtiler. Bizde açtık bu dersi. Bir ay kadar böyle devam etti bu Kurmanci seçmeli ders. Ancak bir ayın sonunda öğretmen geldi ve bu dersi artık vermek istediğini söyledi. Biz anlayışla yaklaştık, ancak sebebinide merak ettik.Bir kaç gün sonra konuştuğumuzda öğrendikki bizim hocayı,birkaç kişi dışardan bu dersi vermeye devam etmesi halinde başına türlü şeyler getirecekleri şeklinde uyarmışlar. İşin bir de bu tarafı var, bunuda görelim lütfen......
06 Eylül 2013 Cuma 16:01