İbrahim Genç

Kürtçe öğretmenliği yalan mı olacak?

26 Aralık 2012 Çarşamba 11:02

Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey sadece "demokrasi"ydi. Demokrasiyle adalet ve eşitliğin geleceğine herkes ısrarla inanıyordu. Gel zaman git zaman derken hızlı gelişmelere şahit oluyorduk. Geçmişin katı uygulamalarının "değişim"le ortadan kalkacağı düşüncesi, "değişim"i koşulsuz önemli kılıyordu. Çünkü ülkenin büyük bir bölümü kendini ülkenin gerçek yurttaşı sanmıyordu. İşte adalet, kalkınma ve değişim gibi kavramlarla AKP iktidarı hemen hemen her çevreden destek topladı. Yeri geldi, desteğini aldığı çevrelere "lütufta bulunmak" kaydıyla bir şeyler de verdi. Ta ki artık tek güç olup da devletin her kurumunda palazlanıncaya kadar… Artık devlet, sınırları ve insanlarıyla üzerinde yaşanan bir yer değildi. Devlet, AKP idi. Artık demokrasiyi de aşmış, "ileri demokrasi" gibi dünyada hiçbir yerde bulunmayan bir şeyimiz olmuştu. O kadar ilerledik ki demokrasiyi geride bırakmış, "ileri demokrasi" olmuştuk. Bu nimetten başta Kürtler olmak üzere yararlanmayan kimse kalmadı; cop, gaz, hapis, işkence…

İleri demokrasimizin bir de verdiği sözleri vardı. Hani "Kürtçe seçmeli ders olacak" açıklamasıyla başlayan heyecan. Bunun için Kürtçe tezsiz yüksek lisans yapanların "Kürtçe öğretmeni" olarak atanacağı propagandası yapılmaya başlandı her yerde. İnsanlar bunu ciddi ve olumlu bir gelişme olarak gördüler. Ama yine de bir kuşku vardı; çünkü AKP’nin ne yapacağını hiç kimse tam olarak öngöremiyordu. Nasıl öngörebilirdiler ki? Sonuçta artık halka da mal olan açıklamalar gazete sayfalarını doldurmuştu. Bu heyecan, Mardin Artuklu Üniversitesinin 500 kişiyi sınava tabi tutarak almasından sonra YÖK’ün şok açıklamasıyla sarsıldı önce. Büyük bir şoktu, insanlar bunun için işlerini terk etmiş, şehrini terk etmiş, hayallerini değiştirmişti… Ama “Çatık kaş Hükümet dedikleri zat”, hiçbir  mağduriyeti önemsemediler. Mardin Artuklu Üniversitesi yönetimi de çaresiz bir şekilde durumu kabullenip 250 kayıtlı öğrencisini kapıda bıraktı. Tabi macera bununla da bitmedi. Bu sefer de alınan 250 öğrenciye verilmesi vaat edilen formasyon iptal edildi. Artık tamamen bir dehlizin içinde ilerliyorduk. Her an her şey bekleniyordu artık, tüm psikoloji buna şimdiden alıştırılıyordu.

Üçüncü darbe 12.12.2012’de Bingöl Üniversitesinde bir konferansta Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’den geliyordu. Ömer Dinçer "Biz bu yıl Zazaca ile ilgili eğitimi açarken Kürtçenin bir versiyonu gibi düşünmüştük. Daha doğrusu kitabı hazırlayanlar öyle düşünmüşlerdi ve biz onların uzmanlığına güvenmiştik. Ama önümüzdeki yıldan itibaren ders kitaplarımızı yazarken Kürtçenin bir başka versiyonu veya lehçesi gibi değil Zazacayı ayrı bir dil olarak sizlere sunacağız…" diyordu. Öncelikle Artuklu Üniversitesi akademisyenlerini cehaletle suçluyor, buna Bingöl Üniversitesinin akademik duruşu tartışılır adamlarına onaylatırcasına alkışlatıyordu. Daha sonra da tam dikta rejimlerde görülen şekliyle bir halkın dilini ve kültürünü kafasına göre tanımlıyordu. Aklıma hemen Çarlık Rusya’sında Orta Asya Türklerini birbirinden koparma ve bunu da Minorsky gibi Türkologların eliyle yapma projesi geldi. Daha önce lehçelere bakışı dilbilimsel açıdan irdeleyen yazılar yazdım, Kürtçenin lehçelerinin karşılaştığı sorunları empati olsun diye Türkçeyle karşılaştırmalı olarak inceledim.

Bu sebeple de Bakan Dinçer’e bu konuda cevap vermeye gereği bile duymuyorum. Yine de Artuklu Üniversitesinin bu konuda MEB’e verilmek üzere bir rapor hazırladığı duyumunu aldım. Eski ve yeni tüm belgeler ortada. Zaten www.zazaki.net sitesindeki yazılarıyla Roşan Lezgîn de doyurucu cevaplar verdi. Roşan Lezgîn “Kimliğimizin ve Dilimizin Tanımlanması Bize Aittir” yazısıyla Kürtçenin lehçelerini açık ve net bir şekilde kaynaklarıyla yazıyor. Hatta dilbilimsel lehçe yaklaşımını da irdeliyor. Daha önce bazı yazılarımda ben de yazdım. Bingöl Üniversitesi ve Tunceli Üniversitesi, Kürtler arasına nifak sokmak için özel olarak görevlendirilmiş bulunmaktadırlar. Roşan Lezgîn de bunu sorguluyor ve ilginç bir noktaya dikkat çekerek, Bakan Dinçer’in güvendiği Bingöl Üniversitesi ve Tunceli Üniversitesi akademisyenlerinin Kürtçe üzerine hiç çalışmaları olmadığından bahsediyor. Hatta Lezgîn, “Ciddi Bir Tahrifat Örneği ve Zazacılık Faaliyetleri” adlı yazısında Tunceli Üniversitesinde “Zaza dili ve edebiyatı” bölüm başkanlığına getirilen Yard. Doc. Dr. Zülfü Selcan’nın eski yazıları üzerinde nasıl tahrifat yaptığını ortaya koymaktadır. Sanırım Roşan Lezgîn’in bu yazısını okuyanlar, bu adamların akademik duruşları ve karakterleri hakkında iyi bir çıkarımda bulunabilirler.

Şimdi gelelim son bombaya… Milli Eğitim Bakanı Dinçer bugünlerde yaptığı bir konuşmada, Kürtçe Yüksek lisansı bitirenlerin Kürtçe öğretmeni olarak atanmayacağını, öncelikle bu kişilerin kendi bölümlerine atanacağını ve daha sonra ek ders karşılığı Kürtçe derslere gireceğini dile getirmiş. Artuklu Üniversitesinde yüksek lisanslarına devam eden öğrenciler şokta… Herkesin sorduğu şeyi soruyorlar: Yahu ileri demokrasi olmakla övünen bu devlet bir sözünü de tutmaz mı? Maalesef ki Kürtçe öğretmenliği konusunda hiçbir söz tutulmadı. Bu dehlizden çıkılabilir belki. Sonuçta burası Türkiye, iyi ve kötü her şey pamuk ipliğine bağlı. Her an büyük değişimler olabilir, yıkımlar da.

Sözün özü: Sorunun tek kaynağı, Artuklu Üniversitesinin sloganlarla konuşmayan, İktidar’ın projelerine alet olmayan duruşu. Çünkü Artuklu Üniversitesinin Kürtçeye yaklaşımı tamamen bilimsel. Bu sebeple de AKP, Artuklu Üniversitesini gözden çıkarıp çalışmalarına ve birkaç yılda kazandıkları prestije çamur atmaya başladı. Kürtçe öğretmenliğinde yaşanan tüm sıkıntıların kaynağı da budur. Ve Artuklu’ya alternatif olarak adam akıllı akademisyenleri bile bulunmayan diğer üniversiteler devreye sokuldu. Dikkat çekicidir ki Bingöl ve Tunceli’de Zazacılık faaliyetleri ekseninde bir gündem oluşturulmaya çalışılıyor.

Ne diyelim? Hayırlısı…

Not: KADEP Genel Başkanı, Diyarbakır Milletvekili Şerafettin Elçi’nin ölüm haberini almanın üzüntüsü içindeyim. Değerli büyüğümüz ve vekilimiz Sayın Elçi’ye Allah’tan rahmet diliyorum. Kürt halkının ve tüm sevdiklerinin başı sağı olsun!

Bu yazı toplam 10300 defa okunmuştur
13:07
 // helal
Gerçekten filozof bu adam ya filozof bey kendine iyi bak sana cevap versem olmaz sadece filozof demek istiyorum sevinesin diye...
28 Aralık 2012 Cuma 13:07
22:26
 // Ozgur Barıs
Teorik kavramının daha nerede kullanılacağını dahi bilmeyen, sanal alemde nasıl oluyorsa pratik olmak onun tutarsızlığını ifade eden birini kalkıp muhatap almam, alamam. Burada bir makale yazılmış sen onu oku ve varsa söylemeye muktedir oldugun bir kac çift sözün onu yaz. Makaleye karsı yazılan yorumu yorumlamak basitliğine düşme! Aslında bu seviyenle bir seyler yazıp cehaletini izhar etmektense susup ağırlığını muhafaza etmen daha doğru olurdu......
27 Aralık 2012 Perşembe 22:26
00:17
 // of ya
Özgür barış sen niye bu kadar liberal birisin niye bu kadar kendini bilmez birisin filozof havasından filozof psikolojisinden kurtul ya bir kac sözcük ezberlemis sin teorik mi sanıyorsun kendini çok komiksin ha inan kimse vay bu filozoftur demez inan bana teorik değilsin sadece öyle sanıyorsun ama yine de sevin diye sen filozoflardan çok daha bilgilisin diyeyim niye böyle bir psikoloji içine girmissin merak ediyorum...
27 Aralık 2012 Perşembe 00:17