Erkan Çapraz / Gerçeklerle Yolculuk

Kürtçe ağlayıp Türkçe gülmek

2006-01-06 15:55:24

İnsanın kendini en iyi hissettiği an kendini en iyi şekilde ifade edebildiği andır ancak kendisini topluma ifade edebilmek için gerekli dili bilmiyorsa kendisini iyi hissetmesinin bir anlamı kalmıyor.

Bu yazımda sizlerle bölgemizdeki en büyük sorunlardan biri olan insanlarımızın kendilerini dile bağlı ifade edememe sorununu paylaşmak istedim. Bilindiği gibi bölgemizde halen Türkçe’yi bilmeyen veya vaktinde okula gidemeyen insanlarımızın sayısı had safhada. Bu durumu elbette ki kendileri yaratmadı.

Bir insanın kendisini en iyi şekilde ifade edebilmesi kendisini tanımaktan geçer.

Yaşam döngüsünün içerisinde dünyaya geldiğimiz andan itibaren bizlere öğretilen her şeyi kendi iç süzgeçlerimizden geçirip kendi algılarımıza göre değerlendiririz ve toplumun değer yargılarının katkılarıyla değerler ediniriz ve sonuç olarak da tüm bunlara inanırız.

İnandığımız her şeyi, bu süreçte öğrendiğimiz dille en iyi şekilde ifade edebiliriz. Türkiye’de yaşayan Kürtlerin çoğu şüphesiz ki doğarken ilk önce Kürtçe öğreniyor. Her ne kadar birileri ‘Kürtçe diye bir dil yok!’ dese de burada yaşayan insanlar o dille ağlıyor, o dille gülüyorlar.

Hakkâri, “mahrumiyet” kelimesinin altındaki tüm anlamları zamanında en feci şekilde yaşayan bir ildir.

Halen okuma yazma bilmeyen annelerimiz, babalarımız veya dedelerimiz var. Onların Türkçeyi veya okuma yazmayı bilmemeleri bölgedeki ezilmişliğimizi daha da çözümsüzlüğe itmiştir.

Bütün bunlarla birlikte bölge halkının artık belli düşünce kalıpları, şablonları, değer ve inançları oluşmuştur. İşin ciddi olan yanı ise bizler çocukluğumuzun sürdüğü evrelerde tüm eğitimimizi bu düşünce, değer ve inançlara sahip insanlardan sorgulamaksızın aldık.

Ortaya çıkan tablo ürkütücü: ‘Tüm bunların gerçekleşmesinde ne ebeveynlerimiz nede biz suçlu olduk!’

Peki kim bu insanlığı cahilliğe iten? Bu soruya hepimiz kendi hür irademizle içimizden geçen cevabı patlatmasını biliriz, ancak bu saatten sonra bizim için önemli olan bu olmamalı. Öncelikle yukarıda bahsettiğim gerçekliği hepimizin kafasına yerleştirmesi lazım. Yani bu insanlar bir yöne sürüklenmişse, bu insanlar bir hata yapmışlarsa, bir şeyi savunuyorlarsa bütün bunların sebebi o insanlar değildir. Kuşkusuz, İnsanları o duruma sevk edenlerdir buna sebep olmuştur.

Her varlık kendi içinde bir bireyse, her varlığın kendine özgü içsel yapısı ve potansiyeli var demektir.

Şuan bölgede yaşayan ‘yaşlı’ sınıfındaki insanlarımız kendi potansiyellerini kendilerince veya kendi ebeveynlerince oluşturmuş durumdalar. Şuan yetişen gençliğin ve yeni neslin bu gruba duygusal ve saygısal bağlılıkları vardır. Her ne kadar okuma yazma bilmiyorlarsa veya her ne kadar Türkçe bilmiyorlarsa da onlar annelerimiz, babalarımız, dedelerimiz veya ninelerimizdir.

Onlar artık kendi çaresizliklerinin farkında ve bu uğurda ellerinden geldiğince yeni nesli kız-erkek demeden okutmaya çalışıyorlar.

Yeter ki yollayabilecekleri bir okul olsun, yeter ki o imkânları olsun…

Yurttaş grubunun Şemdinli incelemelerinden sonra Yüksekova Belediyesindeki toplantısında, Yüksekova’daki olaylardan sonra hayatını kaybeden üç gencimizden birinin babası konuşmak için mikrofona geçtiğinde Kürtçe konuşmak istemiş ve duygularını Kürtçe ifade etmişti. Yüksekova Belediye Başkanı Salih Yıldız da acılı babanın duygu ve düşüncelerini aynı anda yurttaşlar için Türkçeye çevirmişti.

Aslında acılı baba o gece orada konuşanların hepsinden daha iyi konuşmuştu bence. Çünkü zorlanmadı ve içinden geleni dilediği gibi söyledi. Çünkü kendi ana diliyle konuşuyordu, çünkü o ağlarken de gülerken de o dili kullanmasını çok iyi biliyordu…

İşte o gece Yüksekova olaylarında hayatını kaybeden İslam Bartın’ın babasının Kürtçe dile getirdiği konuşmasının Türkçe tercümesinden bir bölüm:

“B
enim yüreğim yandı bugün, bundan sonra başka yüreklerin yanmasını istemiyorum. Benim üç oğlum kaldı; eğer Türkiye’de Kürt ve Türklere huzur sağlayacaksa üçünün de yaşamını feda ederim ama yeter ki ülkeye barış gelsin huzur gelsin.

Biz kusursuz bir şekilde 17 yaşına kadar büyüttüğümüz çocuklarımızı, Evine dönerken kurşunlanarak yere yığılan cesedinin üzerine gitmek için büyütmüyoruz. Yargı ve adalet yoluyla çocuğumun hakkını arayacağım.”

Acılı baba Türkçe konuşsa kendilerinin acılarını dinlemeye gelen insanlara asla duygularını bu şekilde ifade edemeyecekti.

Çünkü o gün Kürtçe ağlayabilirdi.

Hep beraber Türkçe gülmek istiyorsak bu bölgedeki insanların ‘ana’ diline ‘saygı’ gösterilmeli. Çünkü onlar Kürtçe ağlıyorlar.

Acı gününde Kürtçe ağlayan birey tatlı gününde Türkçe konuşmayı neylesin..?


Bu yazı toplam 9897 defa okunmuştur