Bedri Çallı

Kürt-Türk Kardeşliği Mazide mi Kaldı?

10 Ocak 2016 Pazar 12:40

Kardeşlik denilince ilk akla gelen, din, toprak, bayrak ve asırlarca beraber yaşamanın getirdiği dostluk, komşuluk, kız alıp verme vb. nedenler akla geliyor.

Son yıllarda İslam adına ortaya çıkan örgütlerin, insanlara akıl almaz katliam, tecavüz, hakaret ve baskıları, beyinleri allak bullak etmiştir. Halkın bildiği ve yaşadığı İslamiyet kesinlikle bu tür akıl almaz çılgınlıklara karşıdır. İnsanlar bunu tartışırken, ülkeyi yönetenlerin bu tür örgütlere yandaşlık ve destekçilik yapması toplumu daha da sıkıntıya sokmuştur.

Bu noktada din kardeşliği büyük bir darbe aldı.

Cumhuriyet tarihi boyunca ülkenin belli bir bölgesinde yaşayan insanların, ülke nimetlerinden eşit ve yeterince yararlanmaması, bu bölgede yaşayan insanların idareci, yargı ve güvenlik birimleri gözünde farklı muamele görmesi bilinen bir gerçektir. Kürt halkı Suriye, Irak ve İran sınırının jandarmalığını yapmıştır. Ama hiçbir zaman bu sınırlardan yeterince yararlanamamış.

Bu noktada toprak kardeşliğinin de bir anlamı kalmamıştır.

Türk bayrağı altında Çanakkale’de, Kore’de, Yemen’de, Kıbrıs’ta asker olarak hayatını ortaya koyan sayısızca Kürt insanının varlığı inkar edilemez bir gerçektir. Hatta Şeyh Saidi Nursi (Saidi Kurdi) milis kuvvetlerinin Komutanlığını yaparak, bu bayrağa kanlarını dökmüşlerdir. Bu halk gerek asker olarak gerek vergi mükellefi olarak bu bayrağa sadakat etmiştir.

Hükümetin son yaşattıkları bunu da anlamsızlaştırdı.

Bölgede yaşanan herhangi bir olumsuzluk ve gerginlik sonucu Türkiye’nin batı illerinde, o güne kadar kardeşçe yaşadıkları Kürt komşularına, Kürt dostlarına, Kürt hısımlarına saldırırlar. Siz bunun benzeri bir örneğine hiç Kürt illerinde karşılaştınız mı?

Sizce bu noktada bir kardeşlikten söz edilebilinir mi?

Bu hükümet çok sinsi bir planla iş başına geldi. Ustaca; ilk önce askeriyeyi istediği çizgiye getirdi.

İkinci iş olarak yargıyı hizaya getirdi

Üçüncü iş olarak basının sesini lehine çevirdi.

Haliyle tıpkı diyaneti kendi emellerine alet ettikleri ve dininde elden gittiğine hepimizin şahit olduğu  gibi tüm kurumlarda istenilen çizgiye getirildi. Bunların sayesinde artık İslam dini sorgulanır hale geldi.

Bütün bunları kabul etmek mümkün de, ancak bu gün yaşanan olayların tek müsebbibi halkın doğru haber alma imkanından edinmesidir. Türk halkının belli çizgiye getirilen basın ve yayını seyir etmesine bir şey demiyorum. Ama olayları doğru analiz etmeleri açısından bir de muhalif gazete okuyup ve muhalif televizyonları seyir etmelerini mutlaka öneriyorum.

O zaman halk gerçekleri görme imkanından sonra tepkisini doğru verebilir.

Bana göre çok yazık oldu. Bazı hatalardan geri dönüş bizi eski günlere götürmeyebilir. Geçen 35 yılı aşkın zaman tecrübesi her bir baskının sonucunda karşı tarafın taleplerinde ihtiyaca göre değişiklikler ortaya çıkar ve bu da geri dönüşün anlamsız kaldığı ve telafisinin mümkün olmadığını göstermiştir.

Üzüldüğüm şey, bebek, çocuk, kadın, yaşlı ve gençleri öldürenler, bu kışın soğuğunda evleri yıkıp yakanlar namaz kılıyor, sünnet kılıyor, oruç tutuyor, hacca gidiyor. Velhasıl dindar görünüyor. Dinin neresinde kendi halkına bu şekilde zulüm etmek anne karnında doğmak üzere olan bir sübyan’ı öldürmenin cezasızlığı var, ben bilmiyorum.

Bana sorarsanız ben işsiz kalabileceğimi, ekmeği köpeğin ağzından alabilme durumuna düşebileceğimi, geri kalan ömrümü yoksul olarak geçirebileceğimi bilsem bile, ben; bırakın aynı topraklarda, aynı bayrak altında, yaşayan kardeşlerimi, ben haşa hiçbir günahsız gayri müslüm’ü öldürmem, Allah bunu bana nasip etmesin.

Aslında bu savaşın ne kadar anlamsız olduğunu, kimin başlattığını ve tek kelimeyle nasıl sonlandıracağını hepimiz biliyoruz. Bu nedenle herkesin yapabileceği bir şey vardır. Hükümeti bu zulümden geri almak için her kes bir şeyler yapabilir. Tıpkı, yazdıkları ile sanatçı Metin AKPINAR, Kadir İNANIR, görevinden istifa eden vali yardımcısı ve kardeş kanı dökmek istemiyorum diyen özel harekat polisi gibi.

Kedi çok mülayim bir hayvandır ve insan dostudur. Ama onu incittiğiniz an savunma refleksini gösterecektir.

Bütün her şeye rağmen, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılması, cenazelerinin defin etmelerine olanak tanınması, mahallelere operasyon yapılmayacağı garantisi ve ardından hendeklerin kapanması, okulların yeniden açılması, esnafın ve halkın eski yaşamına geri dönme imkanı sunulması, mevcut sorunun TBMM çatısı altında muhatapları ile çözümün konuşulması ve bitme noktasına gelen kardeşliğin olguları araştırılması umuduyla.

Bu yazı toplam 5877 defa okunmuştur